KİMİM BEN/SEN/O/BİZ ?

KİMİM BEN/SEN/O/BİZ ? Şimdi kendi kendime söylüyorum, siz anlayın… Şimdi okunan ezanlara ben hem şükür için, hem kulluk vazifem için, hem manevi ihtiyacım için, hem hayatımın düzene girmesi için, hem huzurum için, hem kötülüklerden korunmam için icabet edip namaz kılacağım inşaallah. Her gün 5 kere. Sıcak soğuk demeden suyla temas kurup abdest alarak. İşimin yoğunluğuna bakmadan namaz kılacağım. Fit bir vücut için perhiz yapmak dururken sadece fakirleri ve açları anlamak için !?!?! Oruç tutup koşturmama devam edeceğim. Aile bağlarıma ve dini sorumluluğumda bulunan haya edep gibi hissiyatlara sahip çıkacağım. İngilizlere ve fransızlara para yedirmek varken Araplara para yedirmek için Mekke Medine’ye Hac ve Umre’ye gideceğim….vs vs vs

Şimdi kendi kendime söylüyorum, siz anlayın…

Şimdi okunan ezanlara ben hem şükür için, hem kulluk vazifem için, hem manevi ihtiyacım için, hem hayatımın düzene girmesi için, hem huzurum için, hem kötülüklerden korunmam için icabet edip namaz kılacağım inşaallah. Her gün 5 kere. Sıcak soğuk demeden suyla temas kurup abdest alarak. İşimin yoğunluğuna bakmadan namaz kılacağım. Fit bir vücut için perhiz yapmak dururken sadece fakirleri ve açları anlamak için !?!?! Oruç tutup koşturmama devam edeceğim. Aile bağlarıma ve dini sorumluluğumda bulunan haya edep gibi hissiyatlara sahip çıkacağım. İngilizlere ve fransızlara para yedirmek varken Araplara para yedirmek için Mekke Medine’ye Hac ve Umre’ye gideceğim….vs vs vs

Bir başka ben ise Şimdi köpüklü partilerden çıkmayak, kandil ve bayram hariç alnı secdeye değmeyecek, eğlence ve keyfin makul dozunu aşıp sabahlara akacak, kalbim temiz deyip dini sorumlulukları kendinden müstağni sayacak, ilahi affa kendini daha layık bulacak, helal haramı BU ZAMANDA DA CANIM OLUR MU içtihadıyla kategorize edecek, ALLAH AFFEDER sloganıyla her türlü ORTAMA GÖRE YAŞAMAYI kendine farz sayacak, kendine göre din oluşturaca ve diğer benle Allah katında aynı konumda olacak ÖYLE Mİ?
NEREDE YAZIYOR BU SÖYLEYİN DE BİZ DE BOŞUNA YIPRATMAYALIM KENDİMİZİ NAMAZ ORUÇ HAC VS DİYE…

Bir kere geleceğiz dünya ya değil mi ???!?!?!?!?!?

Birazcık merhametle ve şuurluca araştırıp okuyalım Kur’an’ımızı ve bakalım Hz.Peygamber nasıl hayatına yansıtmış o Kur’an’ın ahkamını ve hükümlerini…

“Bir hayalim var” diye ifşa ederken insanlık namına hayallerimi, rüyaların ötesine taşımak ve zulmetin mısırını hakkaniyetin mısırına çevirmek istiyorum Hz.Yusuf’ça…
Rüyalarla amel edilmez derler ya…
Rüyalarla amel edilir bazen…
Ve o ameller cennet bahçesini yaşatır fani dünyada…
Hz.Yusuf’ça…

İyiler için yaşasın CENNET !

Şimdi kendi kendime söylüyorum, siz anlayın…

CEHENNEM BİRİLERİNİN EBEDİ AZAP ÇEKMESİ İÇİN KONTENJANI DOLMAK ZORUNLULUĞU BULUNAN BİR ÇİLEHANE DEĞİLDİR…

Dünya hayatında Hakkıyla tahakkuk edememiş adaletin icra yeri olsun için yaratılmıştır… Hz.Adem Cennet’te yaratılmış ve Cennet’ten indirilmiştir. Çünkü bizim asli vatanımız Cennet’tir… Gurbetten sılamıza kutlu bir yolculuk yaparken yürekleri idrakten ve şuurdan nasiptar olanlara yüreğimizdeki hissiyatlarımızı paylaşıyoruz…
Ben idrak ve şuurun zirvesindeki zümrüdü ankayım demiyorum. Ancak Zirveyi gördüm. Oraya doğru gidiyorum diyorum… Becerebildiğim kadarıyla…
Kınamıyorum…
Kınarken kendimi kınıyorum…
Kendimi kınarken o kınamayı dostlarımda hisse almak için incelerler diye ümit ediyorum…
BU BİR KAHVE SOHBETİ DEĞİL YOL ARKADAŞLIĞIDIR…

BİR İZCİYİM BEN…

ÜŞÜMEKTEN ÇOK ÜŞÜYENLERİ DÜŞÜNÜRÜM…

KARANLIKTAN KORKMUYORUM AMA KORKANLARIN TİTREYEN YÜREKLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM…

SOKAKTAKİ HERHANGİBİ BİRİ DEĞİLİM BEN…

BENİ BEN YAPANIN MERHAMETİYLE ALEME ŞEFKAT BAKIŞLARI SUNUYORUM…

İLACIM AĞRI KESİCİDİR KİMİNE
KİMİNE VİTAMİN…
KİMİNE ŞEKER…
BEN BUYUM…

BEĞENEN BUYURSUN YOL ARKADAŞLIĞINA…

Harici olanlara eyvallah…

Anlayana LEB deyince ÇORUM anlaşılır… Leblebi demeye gerek yok.

Anlamayana Mekke dedikçe tekke anlaşılır…

Ben Hz.Musa’ya Hz.Hızırlık cüretkarlığını taşımıyorum…

Ama HIZIR’ı HIZIR yapan ilim ve Hikmet’in izindeyim..

Çünkü O’nun (Hz.Peygamber’in) kutlu izini sürüyorum…

ŞİMDİ AŞKOLSUN TERSTEN OKUYANLARA…

Selam ve dua ile
Adnan Şensoy

EY HZ.GENÇ! TÜM DÜNYA SENİN OLSA NE YAZAR

EY HZ.GENÇ! TÜM DÜNYA SENİN OLSA NE YAZAR,

EZELDEN EBEDE YAZANIN YAZDIĞIN ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOK….

EY HZ.GENÇ! TÜM DÜNYA SENİN OLSA NE YAZAR,

EZELDEN EBEDE YAZANIN YAZDIĞIN ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOK….

Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,

On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik,

Yüzyıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir…

 

 

Gençler sözüme aşk ile koştularda, yaşlılar tereddüt ettiler diyordu Hz.Peygamber…

Günümüzdeki gençlerin önlerine sunulan nefis ve şehvet barajını aşmaları iman ile olacaktır

Hangi kameraydı Hz.Yusuf’u günahtan vazgeçiren ?

Hangi kameraydı vefa ve minnet borçlu olduğu Mısır azizinin güzel Zuleyha’nın günah ve şehvet davetinden yüz çeviren?

Yusuf saçların gözlerin ne kadar güzel diyordu Zuleyha,
Hz.Yusuf ise onların hepsi bitecek ve geçecek diyordu…
Sonra kendini izleyen dijital sistemi biliyordu ve BEN ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH’A İMAN ETTİM. ONA ASİ OLMAKTAN ÇEKİNİRİM diyordu…

TÖVBE edenler ve gençliğini haramdan kaçarak ibadet ve taatle geçiren gençler ALLAH’IN SEVGİLİLERİDİR diye ilan etti Hz.Peygamber…

Hz.Peygamber’i ve diğer elçileri keşke daha iyi araştırabilsek…
Keşke onları anlamak için birazcık daha gayretli olsak…
Keşke bakmak için değil görmek için bakanlardan olabilsek…
İlim merhamet ve sevgi medeniyeti İslam’ı dilden kalbe ve hayata taşıyabilsek keşke…
İslam çağlar ötesi bir din de, biz müslümanlar onu anlayamadık bazen…
Ya da belki okunmasıyla ibadet olan, alemlere öğüt, hidayet ve şifa olsun gönderilmiş olan mübarek Kur’anın uygulayıcısı ve örnekliği Hz.Peygamber’in hayatından bihaber oluyoruz da hatalarda bocalıyoruz belki….

PEKİ YAPILMASI GEREKEN NE OLMALI?
Musab’ları ve Muaz’ları yetiştirebileceğimiz reçete ne olmalı?

ÖNCE KENDİMİZİ TANIMALIYIZ…
Samimi bir yönelişle yönelmeliyiz ALLAH’ımıza…
Sonra bahanesiz bir amel plan ve programlaması yapmalıyız…
VE AHLAKI meyvesini yeşertmeliyiz…

İSLAM’da kusur yok iyi bak ve incele,
Müslümanda kabahat okumuyor ve yaşıyor habersizce….

SENİ SEVİYORUM ALLAH’IM ,
sen beni yarattın nice nimetler verdin. Karşılığında hiçbirşey istemedin. Sadece benim yarattığın cennetine girebilmem için nice işaretler yarattın. Bu işaretleri anlayabilmem için akıl verdin…
diyerek SÖZLEŞMEK VE DERTLEŞMEK GEREK ALEMLERİN RABBİ ALLAH’ımız ile

Hz.Peygamber’siz İSLAM, İSLAMSIZ İSLAM’dır…
Çünkü o postacı değil. şefkatli bir örnek, merhametli bir önder, nazik bir tebliğci, değerli bir mürşid, eşsiz bir elçidir….
DİN DERT VE YÜK YÜKLEYEN BİR AFYON DEĞİLDİR…
Huzur arayanlara dünyada ve ebedi hayatta CENNET sunan bir ilahi lutuftur…

BİZİM DİNİMİZ İKNA DİNİDİR…
Zorlayarak din değiştiren kafirden aşağı münafıktır bizim dinimizde…
Hz.Adem ile başlayıp Hz.Muhammed ile tamamlanan bu mübarek din İKNA dinidir. Bu sebeple düşünmeye davet etmiştir.
SON NEFESTE YOKTUR FAYDA GEL KENDİNİ HAKKA BAĞLA demiştir.
KİM VE NE OLURSAN OL GEL demiştir bu mübarek din…

Gençlerimizie bu İKNA’yı anlatamayışımız dünyanın hayatımızda ARAÇ mı AMAÇ mı olduğu konusundaki seçimsizlik ve kararsızlığımızın neticesi değil midir?

Bazen anlatamasakta tenkit etmeden yönlendirebilsek keşke:
Harun Reşit’in:
senden daha yaşlı olup konuşmaya layık olanlar varken senin konuşman doğru mu dediklerinde gencin dediği gibi:
Allahın kalbine açıklık verip diline yansıttığı kişi konuşmazda kim konuşur. EĞER ÖNDE OLMAK VE ÖNCÜ OLMAK YAŞLILARIN İŞİYSE SİZİN KOLTUĞUNUZA OTURACAK DAHA YAŞLILAR VAR DER…

40 yaşının sonrası için yapılan planlar AZRAİL İLE BAŞARISIZLIĞA UĞRAR…
Çünkü ne zaman geleceği belli olmaz…
Mazeretlerimize göre gelecek olsa gelemezdi …
Ama gelecek ve götürecek…

HAYAT BU NEFESİ ALIRSIN AMA SONRA VERİRSİN…

Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın dersek bir yere varamayız…
Sevgili dostumuz Hz.Peygamber başkalarının derdiyle dertlenmekten kendine vakit bulamazdı…
En zalim insanın bile merhamete kavuşabileceği bir merhamet kapısıdır Hz.Muhammed…
O’nu anlatamıyor anlayamıyoruz… ya da hayır hayır anlamaya çalışmıyoruz belki…
Ama vakit var…
Şuanda bunları okuyabiliyorsanız
bir ayet
bir hadis okumaya
anlamaya
paylaşmaya vaktiniz hala var demektir…

Keşke gençlerimizi yabancı ülkelere ihtisasa göndermeyi hayatlarının programlarına yıllar öncesinden yaptığımız gibi UMRE’ye göndermeyi de planlarına koyabilsek…
İHRAM’lıca yaşamanın ne demek olduğunu hissetmelerini sağlamış oluruz.
Her zaman ihramlıca ve her an namazdaymış gibi yaşamayı öğrenmiş hakiki bir müslüman olurlar…
İBADETLERİN SADECE AHİRETTE SEVABI OLAN BİR ARAÇ OLDUĞUNU DEĞİL DÜNYA HAYATIMIZ DA DA BİR REFAH VE HUZUR EĞİTİMİ OLDUĞUNU İDRAK EDİP ETTİREBİLSEK…
GENÇLER elbet birgün ALLAH’a KOŞACAKLAR..
VE HZ.PEYGAMBER GİBİ HERKESE RAHMER OLACAKLAR

YAPMAMIZ GEREKEN…
Anlatamasakta yönlendirebilsek..
Kazananlar çok şey kazanıyor , kaybedenler çok şey kaybediyor..
Dünyada madde adına kaybedilen herşeyi yine kazanmak mümkün ancak geçen zaman kazanılmaz bir daha…
Bunun farkındalığıyla Allah Resulunun hayatını anlamaya ve duyurmaya çalışmalıyız…

Allah yaratılmışlardan İNSAN’ı kendine halife kıldı.
EY HZ.İNSAN !

Allah’ın bizi çok uyarması bize olan sevgi ve şefkat düşkünlüğündendir..
Allah size çok değer veriyor..
Günde 5 kere okunan ezanlar bu şefkatin sesleridir…
Anne ve babamız bazı konularda ne kadarda üzerimize durur. Aman ha şuna dikkat et üşütme aman ha buna dikkat et düşme vs.. Anne ve babamıza bu şefkati veren ALLAH DAHA DA DÜŞKÜN ÜZERİMİZE…
Yeterki araştırın. Düşünün. Tefekkür edin.
O zaman sözler dudaklardan secdelere akacak…
SENİ SEVİYORUM ALLAH’ım diyeceksiniz..

Allah’ın merhametiyle gönderdiği Peygamberler silsilesinin en nadide incisi Hz.Peygamber’in olgunluk ve kemalatına belki hakkıyla vakıf olacak kadar ambardan ekmek yemedik. Ancak Sözler onu övmez. Onunla övünür. Çünkü o bildiğini yaşayan, yaşadığını karşılıklı sevgi ve hoşgörü ile yaşatabilen ve ebediyete duyurabilendi…

HERKES YANLIŞ BİR BEN DOĞRUYUM hastalığıyla TENKİT hastalığına düşenler…
İNANIN…
HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK…
Misyonerlerin milyarlarca dolar harcamasına rağmen KİMSESİZ KALMIŞ OLAN İSLAM’A KOŞANLAR HER ZAMAN DEVAM EDİYOR…
Kendi kendini tebliğ eden bir din İSLAM…
HAKKIYLA TEMSİLCİSİ KALMAMIŞ GİBİ..
Ama buna rağmen o zümrüdü anka nisbetindeki İSLAM’ın ahenk ve muhteşemliği celbediyor temiz yürekleri…
Bazı insanlar karamsarlık hastalığında…
Şeytani vesveseler bunlar..
CİHAD damarımızı kurutan içimizden biri dediğimiz kardeşlerimizin cahilane sözleridir…

Hz.ALİ şöyle diyordu:
HEP İYİLERDEN VE İYİLİKLERDEN BAHSEDERSENİZ İYİLERLE KARŞILAŞIRSINIZ…
Kötülerden ve kötülüklerden bahsedersiniz kötülerle karşılaşırsınız…

ALLAH’IN RAHMETİNDEN HİÇBİRŞEY İÇİN ÜMİT KESİLMEZ…
Hem madde aleminde hemde mana hayatında…
AMA ÜMİT KESMEMENİN KAPISI AMELDİR..
ELİMİZDEN GELDİĞİNCE…
Hiçbirşey yapmadan olmaz..

Selam olsun o gençlere..

Ebu Cendel gibi bütün kainata LA çekip İLLA HÛ diyenlere..

Allah’ım sadece sen varsın diyenlere…

Sen beni sevip bana kıymet verdiğin için hayat verip dünyaya gönderdin..

Seni seviyorum Allahım..

Selam olsun nufus cüzdanındaki İSLAM kelimesini araştıranlara…

İSLAM kelimesini duyup üzerinde inceden inceye araştırma yapanlara selam olsun..

Gençliklerini İMAN ile yeşertenlere ve iman ile yücelenlere selam olsun..

İMAN VE AŞK yaşta başta değil kalptedir diyebilenlere…

Yüreklerinden sevgili Peygamberimiz gibi tüm kainata yayanlara ..

Ve fitne zamanında ibadet bana hicrettir diyen HZ.MUHAMMED’E HİCRET EDEBİLENLERE SELAM OLSUN..

 

Adnan Şensoy radyo sohbet programından alıntılar…

Selam ve dua ile

Adnan Şensoy

HZ.PEYGAMBER İLE BİR GÜN ŞÖYLE BİR HATIRAMIZ OLDU…..

Hayal ediyorum. Onun zamanında olduğumu. Hayal etmek parayla değil ya ?
Dini olarakta bir mahsuru yok.
Şimdi Mescidi Nebi’deyiz.

    

HZ.PEYGAMBER İLEYKEN BİRGÜN ŞÖYLE BİR HATIRAMIZ OLDU…..

Hayal ediyorum. Onun zamanında olduğumu. Hayal etmek parayla değil ya ?
Dini olarakta bir mahsuru yok.
Şimdi Mescidi Nebi’deyiz.
Dünya hayatının koşturmacaları arasında nefessiz kalmış, iş-aş-eş koşturmacası arasından biraz sıyrılıp huzura kavuşmak için koşmuşuz namaza ve namazın ardından Hz.Peygamber’in kutlu huzurundayız.
Ve bekliyoruz.
Vahyin nurlandırdığı mübarek kalbindekileri hayran olduğumuz belagatıyla bizimle paylaşsa da biraz dertlerimizden arınsak ya diye geçirirken aklımızdan.
O (sav) başlıyor konuşmaya… 

Kimimiz unutmamak için bir yerlere not almaya çalışıyor, kimimiz gözlerini dahi kırpmadan her bir harfi yakalamaya çalışıyor. DİNLİYORUZ :

Hz. Peygamber:
“Herhangi birinizin ailesi, malı ve amelleriyle neye benzediğini biliyor musunuz?” diye sordular.
Sahabiler de:
“Allah ve O’nun Rasûlü daha iyi bilir” dediler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
“Sizin herhangi birinizin malı, ailesi ve amelleriyle olan meselesi şu üç kardeşli adamın meselesine benzer: Adamın birinin üç kardeşi vardı. Bu kişi vefat edeceği sırada kardeşlerinden birini çağırarak
“Gördüğün gibi artık ölüyorum. Aramızda bu kadar senelik bir kardeşlik vardır. Peki söyle bakalım bu kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Kardeşi de şunları söyledi:
“Hastalığın süresince sana bakar ve seni hiç yalnız bırakmam. Öldüğünde de seni yıkar, kefenler, kabrine varıncaya kadar tabutunu taşırım. Daha sonra da seni hayırla yâdeder ve soranlara methederim”. Bu kardeş, o kişinin ailesidir. Söyleyin bakalım bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler
“Ey Allah’ın Rasûlü! Onu pek yararlı bir olarak görmüyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:
“Ölüm döşeğinde yatmakta olan o kişi, ikinci kardeşini çağırarak ona
“Benim ölmek üzere olduğumu görüyorsun. Aramızda bunca senelik kardeşlik ve hukuk vardır. Bunun gereği olarak benim için ne yapacaksın?” dedi. O da
“Sana ancak diriler arasında bulunduğun sürece herhangi bir faydam dokunabilir. Öldüğünde yollarımız ayrılacak, sen başka bense daha başka bir yola gideceğiz. Bu durumda senin için ne yapabilirim?” cevabını verdi. İşte bu kardeşi de onun malıdır. Bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz bunu da pek yararlı biri olarak görmüyoruz” dediler. Hz. Peygamber de devamla şunları söylediler:
“Ölüm döşeğindeki adam üçüncü kardeşine
“Görüyorsun ki ölüyorum. Ailemin ve sahip olduğum malımın verdikleri cevabı da duydun. Peki sen kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Üçüncü kardeşde şunları söyledi:
“Ben onlara benzemem. Kabre girdiğinde ve tek başına kaldığında sana yoldaşlık yaparım. Tartı ve hesap gününde terazinin hasenât (iyilikler) kefesini ağırlaştırırım”. Sahabiler buna
“Ey Allah’ın Rasûlü! O güzel bir kardeş ve iyi bir arkadaştır” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber
“İşte gerçek kardeş budur” buyurdular. O zaman Abdullah b. Kürz adlı sahabi kalkarak
“Ey Allah’ın Rasûlü! İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim” dedi. Hz. Peygamber de
“İzin veriyorum” buyurdular. Abdullah b. Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün o Hz. Peygamber’in huzuruna çıktı. Sahabiler de oraya topladılar. Abdullah şu şiiri okudu:
“Ben, ailesi, malı ve elleriyle yaptığı ameller olmak üzere üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim:
“Bugün başıma gelen şu çetin gün de bana yardımcı olunuz. Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır. Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?”. Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi:
“Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve her dediğini yaparım. Fakat ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç birşey yapamam. Eğer benden birşey isteyeceksen şimdi istemelisin. Çünkü seninle birlikte gelecek olsam birçok tehlikelere atılmış olurum. Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma. Ölmeden önce beni, halini islah etmek için harcamalısın”. İkinci kardeşse şunları söyledi:
“Ben seni cidden sever ve fazilet bakımından diğerlerinden üstün tutarım. Senin için yorulur ve sana nasihat ederim. Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam; bu konuda elimden ağlamaktan başka birşey gelmez. Evet vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar, soran olduğunda seni överim. Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni son ikametgahına kadar taşırım. Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey olmamışcasına ve seninle aramızda dostluk ve kardeşlik yokmuşcasına işimin başına geçerim”. İşte bu kardeş o kişinin ailesidir, birincisi ise onun malıydı. Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı. Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde o şunları söyledi:
“Ben senin için gerçek bir kardeşimdir. Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir dost ve kardeş bulamazsın. Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü tehlikeye karşı savunurum. Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenâtını artırmak için terazinin kefesine otururum. Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil. Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman mahcup etmeyecek bir nasihatçıyım”. İşte bu kardeşde insanın kendisi için önden gönderdiği salih amelleridir. İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır”. Bu şiiri dinleyen Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan sahabiler ağladılar. Daha sonraları müslümanlar Abdullah’ı yanlarına çağırtıp ona bu şiiri okutarak ağlarlardı.
Şimdi ferahladınız mı?

Öyleyse paylaşın dostlarınızda faydalansın…

Bu anın kıymetini bilelim.

 

Kaynak:Kenz VIII/124 (er-Ramhürmüzî, Emsâl’inde Hz. Âişe’den); İsâbe II/362 (Ca’fer el-Firyâbî, Kitâbu’l-Kunâ’da, İbn Ebî Âsım, el-Vahdân’da, İbn Şâhin, İbn Mendeh, es-Sahabe’de, İbn Ebi’d-Dünya, el-Kefâle’de; bunların tamamı Muhammed b. Abdilaziz ez-Zührî tarikiyle İbn Şihab’dan, o Urve’den, Urve de Hz. Âişe’den).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/254-256.

Selam ve dua ile

Adnan Şensoy

NİYAZ DERGİSİ yazılarım

1.SAYI: – Sevgili Peygamberimizin Mübarek Hayatı , – Hz.Ebubekir b. Kuhafe,
2.SAYI: – Sevgili Peygamberimizin Mübarek Hayatı 2.bölüm , – Hz.Ömer b. Hattab,
3.SAYI: – Sevgili Peygamberimizin Mübarek Hayatı 3.bölüm , – Hz.Osman b. Affan,
4.SAYI: – Sevgili Peygamberimizin Mübarek Hayatı 4.bölüm , – Hz.Ali b. Ebu Talip,
5.SAYI: – Sevgili Peygamberimizin Mübarek Hayatı 5.bölüm , – Hz.Abdurrahman b. Avf, 

Edebiyat Dergisi HİCRAN DERGİSİ’ndeki Röportajım (2008-9)

Hicran Dergisi çok hoş bir dergi. Bu vesile ile dostlarımıza atfen bendenizden bahsettik. Niyetlerimi ve amellerimiz hakkında… “Adnan Şensoy kimdir?” sorusuna özet bu röportajla cevap verdik sanıyorum.

Hicran Dergisi          ;

Merhaba;

Adnan Şensoy          ;
Merhaba

Hicran Dergisi          ;

Adnan Şensoy kimdir?

 Adnan Şensoy          ;
İnsanın kendisinden bahsetmesi her zaman en zor soru olmuştur. Kısaca özetleyecek olursam. Adnan Şensoy; 03.10.1984 (H:7 Muharrem 1405) istanbul doğumludur.  1984 ile 1990 arası şişli’de, 1990 ile 2000 arası Avcılar’da ikamet etmiştir. İlk, orta ve lise öğrenimini de aynı ilçede tamamlamıştır. Daha sonraki yıllar yurt içi/yurt dışı çeşitli yerlerde eğitimi için bulunmuştur. Büyük bir aşk hikayesi ile varolan kainatta, sonsuz sevda okyanusundaki bir damlacığın yüreğine yansımasıyla ressam değil, duvardaki resim olduğunu anlayan; kumsaldaki kum tanecikleri kadar galaksinin olduğu uçsuz bucaksız evrende, o kum taneciklerinden bir tanesi nispetindeki dünyada varoluşu, dirilip canlanmayı, yoklukta bulmuş bir NİDACI’dır (seslenici). Kamışlıktan koparılmış bir NEY olduğunu anlamış ve 8 yıldır bu aşk feryadını çeşitli sanatsal etkinliklerle, radyo programlarıyla, anlatım kasetleriyle, kitaplarıyla, seminer ve konferanslarıyla aşikar etmiştir. Anadolu Üniversitesiyle başlayan ilahiyat hayatına ve önceden almış olduğu eğitimine devam etmekte ve bu alanda eğitim vermektedir. Çeşitli camilerde imam-hatiplik görevini de sürdürmüştür. 3 Yıldır İstanbul Fatih’te bir turizm şirketinde Hac ve Umre’de (Mekke/Medine) gruplara rehberlik yapmaktadır. Fatih Karagümrük semtinde ikamet etmekte olan Adnan Şensoy, askerlik görevini yapmış, Sevgili Peygamberimiz’in (sav) torunu Hz.Hüseyin’in (ra) neslinden, Seyyid Ahmed Bedevi’nin (ks) Siirt Halenze’li olan Ehl-i Beyt-i Rasulallah’tan Gülmek ailesinin kerimesi ile evli ve bir kız çocuk babasıdır.

Hicran Dergisi          ;

Adnan Şensoy ne Yapmaya Çalışıyor.

Adnan Şensoy          ;

Her insan yaşadığı tatlı hisleri sevdikleriyle de paylaşmayı arzular. Çünkü güzellikler hakikaten paylaşıldıkça çoğalır. Bizim gibi “Yaratılanı Yaratandan Ötürü Seven” insanlarda sinelerini daha geniş tutarak bu güzel hisleri tüm canlılarla paylaşmayı ister.

Ben kaybımın çok olduğunu İlahi Şefkat’in (cc) merhametiyle geç olmadan fark edebilme lütfuna layık olamasa da kavuşmuş ve hissetmiş biriyim. Hakiki hayatın hamlıktan geçtikten sonra pişip yanmakta olduğunu görünce, kendimi serin, tatlı, berrak ve bir o kadarda derin ilim, rahmet ve aşk medeniyeti güzel İslam’ın okyanusuna bıraktım. Gönlümdeki tüm canlıları kuşatıcı sıcak iklimi sonsuz aleme uzatırken, insanlara da hissiyatımı paylaşmayı hedefledim. Sevgili Öğretmenim Hz.Muhammed’in (sav) sevgi dolu davetini harfi harfine takip etmek ise bu konuda yegane ölçüm oldu. Çünkü okunmasıyla ibadet olan, alemlere öğüt ve şifa olsun diye , Hz.Adem (as) ile başlayıp Hz.Muhammed (sav) ile tamamlanıp kemale eren kutlu medeniyetin son kılavuzunda, AŞK (cc), O Sevgili Öğretmenim (cc) için dünya hayatı ve öteki sonsuz hayattaki mutluluğa ulaşmanın kapısı ve hudududur (ölçü ve sınırı) buyuruyor.

            Ne yapmaya çalışıyor sorusunun özet cevabı, AŞK’sız (cc) asrın uykudan uyanması için en azından bir ramazan davulcusu olmaya çalışıyorum.

 

Hicran Dergisi          ;

Adnan Şensoy Sanatın neresinde?

Adnan Şensoy          ;

Sanat, hayal gücü ve yaratıcılık anlamına geliyor terim olarak. Sonsuz kainat Sanatçı’sının (cc) sanatına (evren ve içindekilere) aşık olan biri, derin düşüncelerle o sanatta ruhen erimeye başlar. Artık kanat çırpan kuşların, dalgaların, rüzgarın, yağmurun, çiçeklerin, gökyüzünün, yıldızların, ayın, aynaya baktığı yüzün ve sokakta gördüğü insanların ve daha nice oluşumun sesi, görüntüsü, dokunuşu bir anlam taşır gönül sarayında insanın. Bende gönül kuşumu, ten kafesinden bu derin düşüncelerle yani bizim teolojik ifademiz olan tefekkürle uçurmuş birisiyim. Bu derin kavram ve anlamlar beni daha derinliklere sürüklüyor. Bu sebepten sanatın olduğu her yerde bir parçam var. Resim, heykel, müzik, spor… Yani içinde hareketlilik olan veya olmayan ama pırıltı sunan her şey  benim için mana verdiğim bir sanat.

            Bende gönül kasemin doldurabildiği kadarını ifadenin yegane sembolü sanat ile ruhumu paylaşıyorum. Evet ruhumu yani tüm hücrelerimi sarıp kuşatan iklimi.

            Sanatımı yazısal anlamda yazmış olduğum 12 kitabımla ifadeye çalıştım. Konular çeşitliydi ama içindeki sır manaydı.

            Sanatımı sesli olarak hitabet sanatıyla 8 yıldır çeşitli radyolarla, şuanda haftada 6 radyoyla, ancak özelliklede 103,2 Özel Fm’de bana sunulan hür ortamla dile getiriyorum. Bu hitabetler zamanla kaset ve vcd olarak basım ve dağıtımıyla veya internet sitesi üzerinden sunumuyla daha geniş gönüllere ulaşıyor.

            Sanatımı tiyatrosal olarak sahnelerdeki programlarımla görsel olarak ta ifade ediyorum.

Kısaca; sanatın hangi alanında NEY olabileceksem, hissedar olmaya çalışıyorum. Sanat estetik ve nizam değil mi? Hayat sanatı tüm sanatların başlangıç noktası. İşte ben o denizdeyim.

Hicran Dergisi          ;

Adnan Şensoy’un Şiirle arası nasıl?

Adnan Şensoy          ;
Zaten röportajımda sanki bir şiir gibi oldu (tebessüm). Şiiri, belirli ölçüler içerisinde ifadelerin duygusal yada düşünsel olarak kullanılmasıyla oluşan mısralar şeklinde ifade edenler olduğu gibi, şiiri tanımlanamayacak bir sesleniştir şeklinde ifade edenlerde az değildir. Ben bu ikinci seçeneği seçenlerdenim. Bazen ruhunuzun derinliklerinden suspus olmuş kainata haykırmak istediğiniz hisler olur. İşte bana göre şiir bu hislerin kısa ama özlü ifadelerle tefsir edilişidir. Görünürde belki şiirle alakalı bir eserim henüz yoksa da yaptığım birçok video çalışmasında ve diğer eserlerimin içerisinde belli aralıklarda bulabiliyorsunuz.

 

Hicran Dergisi          ;

İlk Kitabınızdan ve kitap çalışmalarınızdan bahsedersek neler derdiniz? İsimlerini alabilir miyiz.

Adnan Şensoy          ;

Açıkçası kitap yazmak hiç hatırımda olmayan birşeydi. Hani insan bazı işler için kendisini her ne kadar hedeflesede görünmeyen bir güç (ilahi kudret) onu bir yere sürükler. Gözünüzü açıp bir kapatırsınız ve bakarsınızki nereden nereye ? Henüz çok gençken yani 17 yaşımdayken radyo programlarından ve diğer çalışmalarından görüştüklerimin yoğun talepleri doğrultusunda ilk çalışmam Nasihatün Necat’e  (Kurtuluş Nasihatleri) başladım. Yaklaşık 50 sayfa civarıydı. Ancak talepler ve ilginin üzerine olumlu yansımalarda alınca 3 senelik bir açılım ile kitabı her biri 180 sayfadan oluşan 3 bölüme ayırarak tamamladım. Bu çalışmanın ardından kitaplarla ölümsüzlüşmek kavramı girdi litaratürüme. İmam-ı Gazali’nin (ra) örneğinde olduğu gibi. Yazmış olduğu kitaplarla hala yaşıyor bizimle. O kadar çok eser bırakmış ki ömrünün her gününe 18 sayfa düşüyor.

İşte aynen böyle. Sonra gözümü açıp bir daha kapadımki 12 kitap yazmışım basılmamışta 3 çalışmam ile birlikte 15 oldu.

İsimleri;

  1. Dinler Arası Diyalog
    2. Nasihatün Necat (Kurtuluş Nasihatleri) 1, 2 ve 3 (3 Seri)
    3. Resulullah’ın Diliyle Namaz ve Nehir
    4. Kıyamet ve Peygamberimizin Diliyle Fitnelerden Kurtuluş Çareleri
    5. Rabbimin Benden istediği Tesettür Nedir?
    6. Ey Misyonerler Cevap Verin
    7. Sevgilim’in (sav) Duaları
    8. Cennetle Müjdelenenler
    9. Sevgiliye (sav) Mektup
    10. Aşkın Doğuşu Siyer-i Nebi
    11. Ashab-ı Güzinden Günümüze Mesajlar
    12. Pratik Umre Rehberi Vuslata Yolculuk
    Henüz basılmamış olanlar;
  2. Sevgilim Hz.Muhammed (sav) hakkında 1000 soruya 1000 cevap
    2. Allah’a Götüren Sır Nafile Namazlar
    3. Sevgilim Hz.Muhammed’in Dilinden (sav) Ramazan ve 3 Aylar Duaları

Hicran Dergisi          ;

Adnan Şensoy’un amacı nedir?

Adnan Şensoy          ;

Tüm bu (radyo, kitap, kaset, seminer vs) çalışmalarımdaki tek gayretim ve hedefim; asrın mutsuzluğundan, stres, bunalım ve sıkıntısından, milyonlarca insan içerisinde insanı yalnız hissettiren yoğun monotonlaşmadan yani AŞK’sız (cc) ve amaçsız hayat anlamına gelen GAFLETTEN KURTULUŞ’tur.


Hicran Dergisi          ;

Geleceğe dair planlarınız neler?

Adnan Şensoy          ;
            Geleceğe dair tek planım, insanlık için yapılan her güzel çalışmanın içerisinde uzağında veya yakınında ama mutlaka biryerinde bulunmak.”Gül alırlar, gül satarlar, gülden terazi tutarlar, çarşı pazarı güldür gül” mısralarının gerçekleştiği bir asırın inşasında bir tuğla bile olsun hizmetinde bulunmak.

 

Hicran Dergisi          ;

Mevcut sanat dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adnan Şensoy          ;
            Sanatçının, şarkıcı olmakla veya aktör olmakla sınırlandırıldığı bir anlayışın hakimiyetini gördüğüm mevcut sanat dünyasının silkelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Pratik sanatların, endsütriyel sanatların ve güzel sanatların pasifleştirildiği izlenimi medyanın bu konudaki ilgisizliğindendir demek eksik bir eleştiri olabilir. Sanatçılar olarak sanatımızı ve tanımlamasını duyurmak görevimizdir. Bir plastik sanatları, fonetik sanatları, yuzey sanatları, hacim sanatları, mekan sanatları, dil sanatları, ses sanatları, hareket sanatları, dramatik sanatları ve diğerlerini duyurmak AŞK’a (cc) giden bir yoldur. Aşksız olmaki ölü olmayasın aşkta ölki diri kalasın sözü işte bu görevin manasıdır.

 

Hicran Dergisi          ;

Yazmayı  bir şeye benzetirseniz Benzettiğiniz şey ne olur?

Adnan Şensoy          ;

            Özellikle Japon bilimadamı Dr.Masaru Emoto’nun su kristillari çalışmasınıda gördükten sonra tereddütsüz “SU” diyorum. Yazmak aynı su gibidir. Bazen temizler, bazen hayat verir, bazen ihtiyaçtır onsuz yaşanmaz, bazen ölüm getirir. Bazen hoş esinti sesi dalgalarıyla sizi duygusallaştırır, güneş batışını ve doğa görüntülerini üzerine yansıtarak sizi rabıtayla (gönülden bağlanmak) başka diyarlara sürükler, bazen büyük ve haşmetli dalgalarıyla içinize ürperti verir, heyecanlandırır. Ben en çok sakin, berrak, tatlı su olmayı hedefliyorum inşaallah başarıyorumdur.

 

Hicran Dergisi          ;

Son Kitabınızdan bahsederseniz neler dersiniz? sizi yordumu?

Adnan Şensoy          ;
            Her kitabım aylarımı haftalarımı günlerimi ve gecelerimi aldı. Cam üfleme ustasının her üfleyişte sanatını icra ederken canınıda katarak ömründen verdiği ifade edilir ya, aynen her kitabımda ömrümden hem alıyor hem veriyor (tebessüm). Özellikle kitaplar yazdıkça tecrübe, birikim va bakış açışı genişliyor. Hitap ettiğiniz okuyucu kitleside tabiki. En son yazdığım kitap dünyada hakkında en çok kitap yazılan Sevgili Peygamberimiz  hakkında (sav).1443 (ilk vahyin geliş tarihinden bu yana) senelik islam tarihinde birçok siyer (Hz.Peygamber hayatı)vs kitap yazıldı ancak sadece Hz.Muhammed hakkında iftira, soru ve cevaplar içeren bir kitap henüz yok. İşte ben bu ilk çalışmayla ağır bir sorumluluğa girdim. Her kitabım ayrı bir lezzet verdiği gibi ayrı bir sorumlulukta yüklüyor. Çünkü benim yazısal alanım hassas bir alan. Bu sebeple her bilgiyi ayrı kaynaklardan tekrar tekrar kontrol etmeye çalışıyorum. Her bilgiyi hem savunanların hemde reddedenlerin görüşlerinide alarak yorumluyorum. Ama bütün bu yorgunluklar kitabın basımının ardından üçte iki oranda bitecek. Son bir oranıda okuyuculardan gelecek verimli eleştirilerle üzerimden kalkacak. Dünya tarlasına bırakabildiğim en verimli tohum hissiyle başlıyorum. Gündüzleri, geceleri. Bazen öyle günler oluyorki 24 saatin 3 saati uyku,15 dakikası yemek, 1 saati kulluk sanatıyla geri kalan hepsi kitap için bilgisayar başında geçiyor. Bunu en iyi ben ve bana kıyamayan bakışlarıyla beni süzen muhterem eşim biliyor. Özellikle umre-hac görevlisi olarak son 3 senedir Mekke ve Medine’ye yaptığım rehberlik ziyaretleri beni çok fazla motive ediyor. Herkese özelliklede gençlere mutlaka 1 günlüğüne de olsa umreyi önemle tavsiye ediyorum.

 

Hicran Dergisi          ;

Türkiyede Radyoculuk ne durumda nereye gidiyor?

Adnan Şensoy          ;
            2009 ile birlikte 8.ci yılımı doldurmak üzereyim. Birçok radyoda program yaptım ve hala yapmaktayım. Gerçi radyolarla olan bağlantım sadece programlarım için. Radyoya geliyorum program yapıp çıkıyorum. Haftada 5 radyoda 7 programım oluyor (Pazar 19:30 Özel Fm /Pazartesi 21:00 Salı 03:00 Engin Fm /Salı 19:00 Dolunay Fm /Çarşamba-Perşembe 13:00 Asya Fm /Cuma 21:00 Ribat Fm’de). Daha da artacak sayı inşaallah. Bu sebeple evdeki stüdyomda yapıp web sitem (www.adnansensoy.com) üzerinden gönderiyorum. Ancak yine radyo camiasını sıkı takip ediyorum. Geçen haftalarda RTÜK başkanı Sn.Zahit Akman bir açıklamada “Radyo dinleyicileri radyolardan memnun. Hiç şikayet almıyoruz denilecek kadar az şikayet var” dediler. Gerçektende çevremizdeki insanları takip ettiğimiz zaman evde, işte, alışverişte, yolda vs herkesin kendisine hitap ettiğine inandığı bir radyo var. Şimdi frekanslar o kadar çok ki bazen dinleyiciler bile nereyi dinleyeceklerine şaşırıyorlar. Bu radyolar arası rekabet takibi yine dinleyiciye yarıyor. Daha kaliteli promosyonlu programlar çoğalıyor. Alanında uzman programcılar veya yorumcular katılım gerçekleştiriyor. Bazı insanlara göre tv ve internet radyo dinleyicisini radyo başından aldı denilsede bu ifadeler gerçek dışı. Türkiyede ilk geldiği tek radyolu dönemden bu yana radyo türk insanımızın vazgeçilmez hobisi ve belkide tutkusu.

 

Hicran Dergisi          ;

Hicran Dergisi Okurlarına  sizin pencerenizden edebiyatı tarif etmenizi istesek ne derdiniz?

Adnan Şensoy          ;

            Bana göre edebiyat ne Nazım’dan nede Nesir’dan ibarettir. Bana göre edebiyat ruh ve halden ibarettir. Yani gönül ve fiiliyat. Hangi tür edebiyattan olursa olsun fantastik, gotik, divan, tasavvuf, iktisadi, varoluşçu vs edebiyat hissettiğinizi okuyucununda hissedebilmesi adına yapılan yazışmadır.

Hicran Dergisi          ;

Radyoculuk Sizce Edebiyatın neresinde?

Adnan Şensoy          ;
Radyoculuğun yazılı ve sözlü edebiyata ihtiyacı hala sürüyor bence. RTÜK türkçeyi güzel kullanma ödülleri verdi radyo programcılarına geçen sene. Hedef türkçeyi edebiyatlaştırmaya teşvikti. Anı kurtarma adına yapılan programları ve eğlence adına türkçenin dejenere edilmesini saymazsak dünlere kıyasla hergünde bir gelişme var. Hani bir eve girdiğinizde dekorasyon konusunda “bu eve bir bayan elinin değmesi lazım” denilir ya, radyolara da edebiyatçıların ellerinin biraz daha aktif olarak değmesi lazım.

 

Hicran Dergisi          ;

Son olarak sizin gibi yazı yazan yazar, radyo programı yapan programcı, seminer ve konferanslarda konuşmacı, sahnelerde tiyatrocu ve tabi ünlü olmak isteyen Türk gençlerine tavsiyeleriniz nedir?

Adnan Şensoy          ;
            Tek kelimede özetlememi istermisiniz. Hem kalıcıda olur. Oldukları gibi görünsünler ve göründükleri gibi olsunlar hakettikleri yeri onlar bulamasada , o mevki onları bulacaktır. Ben bunu yaşadım.

 

Hicran Dergisi          ;

Eklemek istediğiniz başka şeyler varmı?

Adnan Şensoy          ;

            İlgi ve alakanız için öncelikle çok teşekkür ederim. Başarılarınızın artarak devamını diliyorum. Edebiyat başka bir sanattır. Zahirden batına hicrettir. Yani görünenden görünmeyene, telakki edilenden edilemeyene, dokunuştan hissedişe. İnsanın iç alemine yolculuktur. Bu bir meslek değildir. Bu bir yaşam tarzıdır.

 

 

Hicran dergisi Yayın Kurulu

20 Nisan 571

Hayırlı Cumalar

*Bugün Hz.Muhammedﷺ efendimizin milâdi doğum günü.*

Hz.Muhammedﷺ,
20 Nisan (12 Rebiyülevvel) 571 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi. Hz.Peygamber’in annesi,Kureyş kabilesinin Zühreoğulları kolundan Âmine’dir. Babası ise yine Kureyş kabilesinin Haşimoğulları kolundan Abdullah’tır. Babası, Rasûlullâhﷺ henüz dünyaya gelmeden ticaret maksadıyla çıktığı bir yolculuk sırasında Medine’de hastalanıp vefat etti. Yetim olarak hayata gözleri açan bu küçük çocuğa dedesi Abdülmüttalip tarafından, Araplar arasında az rastlanan Muhammed adı verildi. Bir müddet annesiyle beraber kalan Hz.Muhammedﷺi bu
süre içerisinde amcası Ebu Lehep’in cariyesi Süveybe tarafından da emzirildi.
40-63 yaşları arasında 13 yıl Mekke’de, 10 Medine’de toplamda 23 yıl Peygamberlik yaptı. Allahﷻ , Hz.Muhammedﷺin izinden ayırmasın ve kevser havuzunda buluştursun.

*Bugün bir özet siyer kitabı okuyarak O’nu yâdetmeli*

Anlayabilmek için anmalı anmalı anmalı.

Selam ve dua ile

*www.AdnanSensoy.com*