Türkçe | English | Arapça  
 
  27-11-2014
  Site içi arama     
 
 Menü
[ »» TASAVVUF,TARİKAT,RABITA ŞİRK MİDİR? ] :              
13 Şubat 2008 günü bir kardeşimiz ile msn messenger dan soru cevap şeklinde "TASAVVUF VE TARİKAT PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA VAR MIYDI ? RABITA ŞİRK MİDİR? MÜRŞİDE BAĞLANMAK KÜFRE DÜŞMEK MİDİR ?" gibi konuları işledik. Yazışmalarımızı bitirdikten sonra üçüncümüz Allah olduğu halde yapmış olduğumuz bu yazışmaları belki başka kardeşlerimizinde istifade etmesi mümkün olur ümidiyle arz ediyorum sizlere

       

BİR KİŞİ; Hocam bir sorum olacaktı müsaitseniz?

Adnan ŞENSOY: Tabiki lütfen buyrunuz değerli kardeşim.

BİR KİŞİ; ...bir arkadaşım bana tasavvufun doğuşunu söyle... Allah Rasulü (sav) sahabe efendilerimiz (r.anhum) tasavvufu tavsiye etmişler midir diyor? Ayet göster, hadis göster... Yok tasavvuf diye birşey diyor... Rabıta da şirk diyor bunlara nasıl cevap verebilirim söyledikleri doğru mu?

Adnan ŞENSOY; Bu konu iki cümleyle cevap verilebilecek bir konu değil .

BİR KİŞİ; Evet öyle de...

Adnan ŞENSOY; Tasavvuf terim olarak yoktuysada içeriğiyle Peygamberimizin zamanında vardı.

BİR KİŞİ;Tarikat var mı yok mu? Rabıta şirk mi onu merak ediyorum öyle dedi rabıta yapıcam korkuyorum...

Adnan ŞENSOY;Tasavvuf Peygamberimiz'in (sav) yaşam standartı olan sünneti seniyyesini hayata geçirme programının sistematik halde bir rehber aracılığıyla tatbik edilmesidir. Yani islam dışında değil. Bir eğitim metodudur. Kaynağı Kuran ve Sünnet'tir.

BİR KİŞİ; İşte Kuran'dan ayet göster diyor ne diyeceğim? Şeriatta yok böyle birşey diyor...

Adnan ŞENSOY; Rabıtada kişinin tefekkürüdür... Rabbimiz Sevgilimiz Allah'ımızla (cc) kalbi beraberliği sağlamak için. Rabıtaya şirk demek bakış açılarının zayıflığından ve ön yargıdan kaynaklanan bir kısmî cahilliktir. Kur'an'dan ayet göster diyorsa Muminun süresinin ilk on ayetini örnek gösterebilirsiniz

BİR KİŞİ; Mevlana'ya (k.s) kafir diyor, küfre girdiğini söylüyor. Fethullah Gülen hocaefendi'ye de aynı şekilde...

Adnan ŞENSOY; Peygamberimiz (sav) bu ayetler hakkında bu ayetlerin hakkını veren cennete girer buyuruyor. (Hadis Kaynağı;Tirmizî, Tefsir-i Sure: 23)

BİR KİŞİ;hmm

Adnan ŞENSOY; Tasavvufsa bu ayeti, Peygamberimiz'in (sav) bu sözü doğrultusunda zamanın şartlarına göre kişiye adapte etmeye çalışmaktadır... Bana göre arkadaşınız ilim sahibi birisi değil. Manevi bir sorunu var. İster hastalık deyin, ister cahillik. Peygamberimiz hayatında kimi tekfir etmiş sorar mısınız? Yani kime kafir demiş... Peygamberimiz bir kafire bile kafir dememişken o nasıl bir müslümana kafir diye biliyor?

BİR KİŞİ; Ona göre sünneti en iyi yaşayanlar tarikat yolcuları ama rabıta ve diğer bazı konulara takılıyor. Neden mürşidden tövbe alınıyor diyor mesela... Tövbe Allah'a edilir. Niye elini tutuyosunuz diyor. Birinden duymuş anlatmışlar.

Adnan ŞENSOY;... Siz medineye gittiniz mi veya o arkadaşınız?

BİR KİŞİ; Hayır...

Adnan ŞENSOY; Ben rehber olarak oralara gidiyorum . Orada Mescid-i Nebevi'de "Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip ALLAH'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette ALLAH'ı Tövbeleri kabul eden veçok bağışlayıcı olarak bulacaklardı" ayeti yazılıdır. (Ayrıntı için İbni Kesir, Nisa Süresi 64.ayet Tefsiri)

BİR KİŞİ; Dua edinde bize de kısmet olsun inşallah.

Adnan ŞENSOY; İnşaallah...

BİR KİŞİ; Nisa 64...

Adnan ŞENSOY; Bu ayete göre o kişiler Peygamberi aracı tutarakşimdi şirke mi giriyorlar. Heyhat ! Lütfen o arkadaşınıza tövbe etmesi gerektiğini ve kafir diye hitap ettiği kişilerden helallik istemesi gerektiğini iletin.

BİR KİŞİ; Ben dedim ki "La ilahe illallah" diyen birini ben yargılayamam. O da dedi ki hristiyan ve musevileri dost edinen onlardandır ayetini delil göstererek bu ayete ters hareket etmişler küfre girmişler küfre giren kafirdir diyor.

Adnan ŞENSOY; Size katılıyorum... Biz eleştiri makamında veya tekfir etme makamında olamayız. Peygamberimiz gibi, bir müminin yapması gerekeni yapmalı ve yanlış gördüğümüz varsa düzeltmeye çalışmalıyız düzeltemiyorsak duyurmalıyız veya dua etmeliyiz ama tekfir edemeyiz..."Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez." (Mâide Sûresi,51) Bu ayet dinde dost edinenler olarak buyuruyor... Bu ayetin sebebi nuzulunu biliyor mu arkadaşınız?

BİR KİŞİ; Ben tam hatırlamıyorum işte... O direkt söyledi ayeti. Muhtemelen bilmiyordur.

Adnan ŞENSOY; Yani hangi hadise ve olayın ardından hangi konu üzerine indiğini biliyor mu? Yoksa sadece bir Kur'an mealine bakarak mı konuşuyor? Bu ayet dinde dost edinmeyin diyor yoksa onlardan olursunuz diyor. Yoksa bizzat Peygamberimiz ehl-i kitap (yahudi ve hristiyanlar) ile alışveriş yapmış selamlaşmış, bazılarını hastayken ziyaret etmiş, çocuklarıyla ilgilenmiş hediyeler almış ve hatta vefat ettiğinde de zırhı bir yahudide rehindi. Borcu vardı Efendimizin o yahudiye . Yani ayetleri kafamıza göre yorumlamak cahilane bir cesarettir.

BİR KİŞİ; Evet...

Adnan ŞENSOY; Biz ayetleri sadece Peygamberimiz'in (sav) yorumladığı şekilde alıgılarız

BİR KİŞİ;Bende pek durmak istemedim yanında açıkçası ayet, hadis, ilmine sahip olmayan birini dinlerseniz sizin de onun da ayağı kayar demişti bazı büyüklerimiz... Hakikaten öyle oldu... Bir de şey diyo mesela; nefs-i emmare, nefs-i mülhime, falan ben biraz anlattım bu terimler nerde geçiyor dedi bana göster dedi. Fenafillah, bekabillah nerden geliyor dedi. Bunları soruyor.

Adnan ŞENSOY; Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır. (İnşirah Suresi 5,6) Kardeşimiz Kur'an meali okurken henüz galiba Fecr süresinin son ayetlerine gelmedi. " Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis (Nefs-i Mütmainne)! Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Cennetime gir. " (Fecr Süresi;27-30) Orada bahsi geçen nefsin mütmainne olup zirveleşmesi hadisesini araştırması kendisine şifa olur inşaallah...

BİR KİŞİ; Abi Allah razı olsun.

Adnan ŞENSOY; Sevgilimiz Allah sizdende razı olsun

BİR KİŞİ; ecmain. Çok teşekkürler.

Adnan ŞENSOY; Rica ederim

BİR KİŞİ; Bu konuşmayı kaydedeceğim.Kitap gibi oldu

Adnan ŞENSOY; :0)

BİR KİŞİ; Bize de dua edin de anamla beraber ben de gideyim Beytullah'a... Kabe'ye.

Adnan ŞENSOY; İnşaallahu tebareke ve teala. Ancak sorduğunuz bu soruların cevapları bu kadar kısa ve öz değil. Ayrıntısı için mutlaka araştırma yapınız.


VE BAZI KÜÇÜK NOTLAR;

" Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun "; (Tevbe 119) 
 
Bu ayet-i kerime de müminlere çağrı vardır. Allah'tan korkmak ve sadık kullar ile beraber olma çağrısıdır bu . Bu da göstermektedir ki sıdk sıfatı imandan daha hususi bir manaya sahiptir. Yani sıdk mertebesinde bulunan herkes mü'mindir, ancak her mü’min sıdk mertebesinde değildir. 
 
Bu ayette emir buyurulan beraberlik iki şekilde olur : 
 
1.Cismani beraberlik . Bu türlü beraberlik, sadıkların meclisine bizzat devam ederek, onlardan ilim, fazilet ve feyz almakla olur. 
 
Kişi sadıklarla beraber olmak için onların meclislerine devam eder, söylediklerini dinler, hal ve tavırlarını örnek alır. Bundan dolayıdır ki ashab-ı kiram (rıdvanullahi aleyhim ecmain ) Resülallah (Sallallahu aleyhi ve selim)in etrafında pervane olur, sürekli onunla beraber bulunmaya gayret ederlerdi. 
 
Uzak beldelerde bulunanlar da fırsat buldukça , yol emniyetini temin ettikçe her taraftan alemlerin efendisini ziyarete gelirlerdi. 
 
Hazret-i Ömer (radiyallahu anh) Efendimiz, Medine dışında otururken komşusu ile birer gün nöbetleşerek Allah Resulünün yanında bulunurlardı. Allah Resülünün yanında bulunan o gün cereyan eden hadiseleri akşam arkadaşına aktarırdı

 
2. Ruhani Beraberlik : Eğer kişi sadıklardan cismani olarak ayrı bulunuyorsa ne yapacaktır ? İşte bu durumda da onların gidişatlarına uyacak, yaptıklarını yapıp, yapmadıklarını terk edecek, onların hal, tavır, davranış ve sözlerini onların gıyabında hayalinde canlandıracak ve onların hali ile hallenecektir. 
 
Ehlullahın meclisinde bizzat bulunmak kişiye fayda sağladığı gibi, gıyaben şahıslarını ve hallerini düşünmekte fayda verir. Çünkü bir kişi hayalinde dimağında ve kalbinde neyi tasavvur ederse fiillerinde de o tezahür eder ki rabıta da bundan ibarettir. 
 
İsmail Hakkı Bursevi (Kuddise sirruhu) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir : “ Bu ayet-i kerimede geçen sadıklardan murat, kamil mürşidlerdir “ 
 
Bir salik onların kapılarında ciddiyetlke hizmet eder, muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyz ve bereketiyle masivayı terk etmeye , Allah yolunda istikamet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur ve huzuru Hakk’a kavuşur. 
 
Müfessir Alusi (rahimehumullah) ise yukarıdaki ayetin tefsirinde “ Sadık ve salihlere karışınız (onlarla iç içe olunuz) ki onlar gibi olasınız. Çünkü herkes yakın olduğu kimseye uyar” demiştir. 
 
Diğer bir ayet-i celilede de Mevlâ Tealâ : 
“ Kullarımın içine gir ; cennetime gir “ buyuruyor (Fecr Suresi 29 / 30 ) 
 
Bu ayet-i celilenin açık beyanından da anlaşılacağı üzere dünyada Allah-ü Tealaya mahsus olan özel kulların arasına girmek, ahirette cennetlere girmeğe vesiledir. 
 
Tabi ki dünyada devamlı o dostlar arasında bedenen bulunmak mümkün değilse de rabıtadan ibaret olan manevi beraberlik ehli için müyesserdir. 
 
Üstadımızıüstadı Ali Haydar Efendi (kuddise sirruhu) Hazretleri Risale-i Kudsiyyenin kenarına Ruhul Beyan Tefsirinden naklen şöyle yazmıştır. 
 
Bu ayet-i celile Süleyman (Aleyhisselamın) 
“ Beni rahmetinle salih kullarının içerisine girdir “ (Neml 19) diye yaptığı duasını beyan eden ayet-i kerime gibidir. 
Hususi kullar zümresine girmek saadeti ruhaniyye , onlarla beraber cennet ve derecelerine kavuşmak ise cismani bedenle alakalı saadettir. 
 
Nitekim Mevla Teala " Kullarımın arasına gir, Cennetime gir " buyuruyor. 
 
Necmüddin-i Kübra (kuddise sırrıhu) Hazretleri , Tevilat-ı Necmiyye isimli eserinde bu ayet-i kerimenin tevilini yaparken : 
 
" Benim (zatımla) ve sıfatlarımla baki (tarikattan sonra hakikate kavularak manevi diriliği bulmuş) olan kullarımın içine gir . Zatını ve enaniyetini yok ettiğin için Zatımın cennetine gir " diye mana vermiştir. 
 
Mevla Teala bir ayet-i kerimesinde de : 
 
“ İman edip amel-i salih işleyenler (var ya ) elbette biz onları salihler arasına girdireceğiz (Ankebut : 9) buyurmaktadır. 
 
Amel-i Salihin en büyüğü ise Allah dostlarıyla bedenen ve ruhen beraber olmaktır ki ruhani beraberliğin tek yolu rabıtaya devam etmektir. (Risale-i Kudsiyye Hamişi Sh. 90) 
 

DOSTLARIN YOLUNA UYMAK 
 
Cenab-ı Hak (Celle Celalühüşöyle buyuruyor : 
“ Bana yönelenin yoluna uy “ (Lokman 15) 
 
Bazı müfessirler bu ayet-i kerime hakkında şunları söylemişlerdir : “ Burada geçen “ enabe “ kelimesinin anlamı “ Meyletmek ve bir şeye rücû etmek “ demektir. 
 
Bu inabe (Allah Teala’ya yönelmek ) peygamberlerin ve salihlerin yoludur “ (İbni Atiye , El Muhanarul Veciz 4/439, Kurtubi El- Camiu li Ahkamil Kur’an14/45) 
 
İsmail Hakkı Bursevi (kuddise sirruhu) bu ayet-i celilenin tefsirinde şöyle demiştir : Bu ayette kafir ve fasıklarla sohbetten sakındırma ve salihlerle sohbete (beraberliğe) teşvik vardır. Çünkü kişilerin bir araya gelmesi birbirini tekilemeyi gerektirir. Tabiatlar cezbedici , hastalıklar geçici ve sirayet edicidir. 
 
Bundan dolayı Semüre ibni Cündeb (radiyaullahi anh) dan rivayet edilen bir hadislerinde Resülüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : 
 
“Müşrikler ile bir çatı altında oturmayınız ve onlarla bir arada durmayınız. Kim onlarla oturur ve beraber bulunursa o da onlar gibidir “ (Tirmizi , siyer 42 . No:1605 4/156) buyurmuştur. 
 
Yani “ Müşriklerle bir yerde oturmayınız , aynı mecliste toplanmayınız ki beraberlikten dolayı onların kötü ahlakı size sirayet etmesin ve çirkin halleri size bulaşmasın demektir. 
 
Alusi rahimehumullah ise şöyle demiştir : “ Bu ayetle kamil (manen olgun) insanlara uyup nakıslardan yüçevirmeye ve kamil olanların nakıs (eksik) olanları kemale erdirmesine işaret edilmiştir. 
 
Bütün bu manalar, Allah-ü Tealaya gerçekten inabe etmiş velilerin yolu olan zikir , rabıta ve murakabe gibi vazifelere tabi olmanın , buna mukabil nefislerinin arzularına uyarak bu büyüklerin yollarını inkara kalkışanların kendilerinden ve fikirlerinden uzak durulmasınıönemini beyan hususunda ne kadar net ve tesirli ifadelerdir. 
 

TASAVVUF EHLİNİN KUR'AN VE SÜNNETDEN İSTİNAD ETTİKLERİ DELİLLER 
 
Mevla Teala İsa (a.s) ıümmeti hakkında.., 
 
'onların (yeni bir adet olmak üzere) icad ettikleri ruhbanlığa (gelince):onu üzerlerine biz farz etmedik.Ancak (onlar bunu sırf) Allah'ın rızasını aramak için yaptılar. 
 
fakat buna hakkıyla riayet de etmediler.Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. 
 
Onlardan bir çoğu fasık (doğru yoldan çıkmış) kimselerdir 
 
hadid 27 den... 
 
Büyüklerin bazısının beyanına göre Allah'u telaya yakınlık için evliyaullahın ortaya koydukları tarikat kaidelerinin tamamı peygamberlerin Allah'ın emri ile getirdikleri şeriata dahildir. 
 
Çünkü Mevla teala bu ayeti celilesinde İsa (a.s) ıümmetinden icad etdikleri ruhbanlık yolunu tenkid etmeyip kabul etmiş,kendilerine lazım kıldıkları yola riayet edenlere ecirlerini vereceğini vaadetmiş ancak tuttukları yolda devam etmiyerek riayetsizlik gösterenleri ayıplamış ve onların fasık olduklarını beyan etmiştir. 
 
Şu kadar var ki;Mevla Teala onlar hakkında kullandığı bidat ismini bu ümmet hakkında kullanmayıp,bizlere şeref vermek için ümmetin güzel gördüğü sünnet ismini münasip görmüştür. 
Nitekim... 
 
Ceriri İbn-i abdillah (r.a) dan rivayete göre resulullah.. 
 
'bir kimse islamda güzel bir sünnet ortaya koyar da kendisinden sonra sonra onunlar amel edilirse ,o kimseye o sünnetle amel edenlerin ecri kadar sevap yazılır,amel edenlerin ecirlerinden de bir şey eksilmez..'' 
 
''ve her kim islam da kötü bir çığır açar da kendinden sonra onunla amel olunursa bununla amel edenlerin günaho kadar o kimseye günah yazılır.amel edenlerin günahlarından da bir şey eksilmez.'' 
 
(müslim ilim 6 no:1017,4/2059,zekat 20,.......) 
 
Görüldüğü gibi bu hadis-i şerifte resulullah güzel bir bidat uyduran buyurmayıp güzel bir sünnet icad eden buyurarak güzel olan şeyleri ortaya çıkarmamıza müsaade etmiş , 
 
ona sünnet ismini vermiş onu başlatana ve kıyamete kadar onunla amel edenlere de ecir vaadetmiştir. 
 
Bundan dolayı ariflerin (Allah'ı bilenlerin) şeriatın açıkca emretmediği zikir ve ibadetlerden ortaya koydukları bütün vazifeler açık bir sünnete ters düşmedikçe bidat sayımayacağı gibi aksine 'güzel bir sünnet' sayılır. 
 
Dolayısıyla tasavvuf ehlinin başlarını traş etmeleri,az yiyip az uyuyarak riyazat yapmaları,zikre devamları,uzlete çekilmeleri gibi bütün yaptıkları ,bir takım hikmetli işlerdir ki Resulullah (s.a.v) herkesin dayanamayacağını bildiği için hak yola suluk etmiş özel dostların bu tarikatlarını umum insanlara açıklamamıştır. 
 
Bunun için bu manevi yol sıradan müslümanlara vacip olmaz.Bu ayet-i celile ve hadisi şeriften anlaşıldığına göre ,Resulullah (s.a.v.) in açık bir ifadesi olmamakla birlikte meşayıhın yolu Allah'u Tealadan alınmadır. 
 
Resulullah (s.a.v) ümmetine istinan 'güzel sünnetler ortaya koyma' kapısını açmasa idi meşayıhtan hiçbiri kendiliğinden bir hüküçıkarmaya cesaret edemezdi. 
 
Diğer bir ayet-i celilesinde Mevla Teala; 
 
'Ey müminler!her birinize bir şeriat ve minhac tayin etdik'(maide 48'den ) 
 
Fahrurazi,Hazin,Alusi ve Ebussuud tefsirlerinde zikredildiğine göre ,Ayeti celilede geçen (şir’at-arabça yazma imkanı olmadığından bu şekilde yazdım) kelimesi şeriat manasındadır. 
 
Şeriatın aslı ise beyan ve izhar olan; şerğa mastarıdır. 
 
Bu kelimenin bir şeye başlamak manasında olan;şürüğ mastarından alındığı da söylenmiştir.Arapçada şeriat insanların su içmek için girdikleri yol anlamındadır. 
 
Buna göre şeriat dan maksat;Allah'u tealanın kullarına girmelerini emrettiği dindir. 
 
Su,fani hayata sebep olduğu gibi,din de ebedi hayata sebep olduğundan şeriat diye adlandırılmıştır. 
 
Ya da şeriat, kendisini kullananı görünen kirlerden temizleyen suyun yolu olduğu gibi, dinde kendisiyle amel edeni manevi kirlerden temizlediği için şeriat kelimesi din manasında kullanılmıştır. 
 
Diğer bir görüşe göre ;Şeriat açık olsun olmasın mutlak yol manasında olup sonra dine kavuşturan tarikat-ı ilahiye (Allah'ın yolu ) anlamında kullanılmıştır.Minhac ise açık ve geniş yol demektir. 
 
Alimlerden bir kısmı ,ayeti kerimede geçen Şir'at ve Minhac lafızlarının aynı manaya geldikleri halde te'kid yani söze kuvvet vermek için tekrarlandıklarını ikisinden de maksadın din olduğunu döylemişlerdir. 
 
Diğer bir takım ulema ise bu iki kelime arasında ince bir fark bulunduğu görüşündedirler. 
 
şöyle ki;Şeriat Allah'ın kullarına uymalarını emrettiği din,Minhac ise o şeriat'a ulaştıran açık yol demektir. 
 
imam-ı Müberrid'e göre şeriat yolun başlangıcı ,Tarikat ise dosdoğru devam edip giden yoldur. 
 
Bir kısım ulema şöyle demişlerdir;Şirat mutlak manada şeriat,Tarikat ise şeriatın mekarimiyani bütün güzellikleri dir ki Minhac 'tan murad tarikatdır. 
 
Buna göre şeriat evvel yani yolun başı,Tarikat ise yolun sonudur. 
 
Müfessirlerin imamı olan Fahrurrazi hazretlerinin şeriat ve tarikat hakkında naklettiği görüş tarikatı inkar edenlerin sapıklığı hakkında ehli tarik için büyük bir delildir. 
 
Diğer bir manaya göre