Umre Turlarım

2020 UMRE TUR PROGRAMLARIM
45 Umre, 9 Hac, 3 Kudüs Dini rehberliği

PANDEMİ NEDENİYLE İKİNCİ BİR RESMİ AÇIKLAMAYA KADAR HAC-UMRE VE KUDÜS TURLARI İPTALDİR.

Haber linki: https://www.tursab.org.tr/duyurular/suudi-arabistan-disisleri-bakanligindan-koronavirus-hakkinda-duyuru

TUR: 2020 NİSAN SON KAMPANYA UMRESİ

ANA PROGRAMUSD
8 GÜN
HİLTON 5*
MEDİNE HİLTON
MEKKE TOWER (ESKİ HİLTON)
DBL1950
8 gün- 3 Medine 4 MekkeTRPL1900
USD
10 GÜN
HİLTON 5*
MEDİNE HİLTON
MEKKE TOWER (ESKİ HİLTON)
DBL2150
10 Gün – 3 Medine 6 MekkeTRPL2050
USD
8 GÜN
ANJUM 5*
MEDİNE AL EİMAN ROYAL
MEKKE ANJUM
DBL1550
8 gün- 3 Medine 4 MekkeTRPL1500
USD
10 GÜN
ANJUM 5*
MEDİNE AL EİMAN ROYAL
MEKKE ANJUM
DBL1675
10 Gün – 3 Medine 6 MekkeTRPL1625
USD
15 GÜN
ANJUM 5*
MEDİNE AL EİMAN ROYAL
MEKKE ANJUM
DBL1975
15 gün- 3 Medine 11 MekkeTRPL1925

BU TUR TURSAB ACENTASI VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 2019-2020 UMRE YAPMA YETKİLİ TURİZM ALT YAPISIYLA GERÇEKLEŞECEKTİR.

Diyanet yetkisi:
http://hac.gov.tr/UWebIslemler/Sayfalar/Genel/YetkiliAcentalar.aspx

Türkiye Finans Kartın komisyonsuz 3 taksit imkanı bulunmaktadır.

ADNAN ŞENSOY ŞAHSİ CEP TELEFONU VE WHATSAPP HATTI:
Whatsapp YAZIŞMA İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ


TAKSİT: Kuveyt Türk ve Türkiye Finans kartlarına komisyonsuz (vade farksız) 5 taksit imkanı bulunmaktadır.


GÜN VE FİYAT NOTU: Fiyat farkını ilave olarak firmaya verdiğiniz takdirde, MEKKE’si uzatılarak tur 11 gün veya 15 güne çıkarılabilir.


VIP – BUSINESS – BUTİK – KİŞİYE ÖZEL UMRE NEDİR VE NASIL BAŞVURULABİLİR?


2020 UMRE TURLARIM 1.TANITIM VİDEOSU


2020 UMRE TURLARIM GEZİLERİNİ ANLATAN 2.TANITIM VİDEOSU


İŞ ORTAKLARIM

Hac ve Umre BakanlığıAna Sayfa

Genelde kendilerinden teklif aldığım firmalar. Benimle düşündüğünüz bir program için bahsi geçen firma ve kişilerle benim adımla siz de irtibata geçebilirsiniz:

Amade Turizm – Turgut ŞİMŞEK bey
Aksa Turizm – Halit EMİROĞLU bey
Berat Turizm – Ercan ÖNEL bey
Emir Turizm – Utku ERDİNÇOĞLU bey
Eman Tur – Mehmet SAĞIROĞLU bey
Hennes Turizm – Ahmet YOLCU bey
Şiar Turizm – Mustafa KOROL bey
Turindex – İsa YILGIN bey
Vizyon Turizm – Anıl YILDIRIM bey


GÜNCEL TUR BİLGİLERİ:

TURLARIM HAKKINDA BİLGİ MESAJI ALMAK İSTİYORSANIZ;
LÜTFEN +90 544 833 11 05 NOLU TELEFONUMA
WHATSAPP’TAN AD SOYAD VE CEP TELEFONUNUZU VE HANGİ TUR ( HAC, UMRE, KUDÜS VB) YAZARAK MESAJ ATINIZ. SMS BİLGİ LİSTEME EKLEYELİM. PLANLANAN HER TUR İÇİN SMS ALARAK BİLGİ EDİNEBİLİRSİNİZ.



2019-2020 DİNİ GÜNLER:

Mevlid Kandili08 Kasım 2019 Cuma
Üç Ayların Başlangıcı25 Şubat 2020 Salı
Regaib Kandili27 Şubat 2020 Perşembe
Mirac Kandili21 Mart 2020 Cumartesi
Berat Kandili07 Nisan 2020 Salı
Ramazan Başlangıcı24 Nisan 2020 Cuma
Kadir Gecesi19 Mayıs 2020 Salı
Ramazan Bayramı24-26 Mayıs 2020 Pazar-Salı
Kurban Bayramı31 Temmuz-03 Ağustos 2020 Cuma-Pazartesi
Hicri Yılbaşı20 Ağustos 2020 Perşembe

İLK-ORTA-LİSE OKUL TATİLLERİ NOTU: 2019-2020

2019-2020 Öğretim yılında ilk ara tatil:16-24 Kasım 2019 arası,
Yarıyıl tatili:18 Ocak 2020-02 Şubat 2020 arası,
ikinci ara tatil:4-12 Nisan 2020 arası
Yaz tatili başlangıcı ise:19 Haziran Cuma 2020

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ SINAV TAKVİMİ: 2019-2020

Güz Dönemi Ara Sınavı14 – 15 Aralık 2019
Güz Dönemi Dönem Sonu Sınavı18 – 19 Ocak 2020
Bahar Dönemi Ara Sınavı18 – 19 Nisan 2020
Bahar Dönemi Dönem Sonu Sınavı13 – 14 Haziran 2020
Yaz Okulu Sınavı22 – 23 Ağustos 2020

EN AZ 15 KİŞİLİK GRUBUNUZ VARSA İSTEDİĞİNİZ GÜN-OTEL-TARİH’TE ADNAN ŞENSOY GÖREVLİLİĞİNDE TUR PLANLAYABİLİRSİNİZ.


Adnan Şensoy Umre Çalışmaları
Özel grupların istemiş olduğu standartlarda, 1 Günlük – 3 Günlük – 5 Günlük – 8 Günlük – 10 Günlük – 12 Günlük – 15 Günlük – 22 Günlük ,5 yıldız Hac ve umre programlarında rehberlikler yapmaktadır. Sizinde bir grubunuz varsa irtibata geçebilir ve rehber din görevliniz Adnan Şensoy olarak programınızı gerçekleştirebilirsiniz. 30 kişilik bir grup oluşturabildiyseniz. Siz ve bir arkadaşınız o grubun içinde ücretsiz olarak Adnan Şensoy rehberliğinde gidebilirsiniz. Eğer grubunuz varsa grubunuz için fiyat teklifi almak ve ayrıntılı bilgi talebinde bulunmak için Kişiye Özel Umre Programı hakkında AdnanSensoyCom@gmail.com ve +90 544 833 11 05 Adnan Şensoy eşliğinde kişiye özel umre hakkında bilgi ve fiyat teklifi talep edebilirsiniz.


GRUP VEYA BUTİK VEYA VIP HAC – UMRE – KUDÜS TURU NEDİR?

İSTEDİĞİNİZ GÜN-OTEL-TARİH’TE ADNAN ŞENSOY İLE YURT İÇİ VEYA YURT DIŞI TUR TALEBİNDE BULUNABİLİRSİNİZ.

Talep geçerken tek yazmanız gereken;

– Hangi tarihte

– Kaç gün Medine Kaç gün Mekke

-Medine’de hangi otel, Mekke’de hangi otel

-Uçak hangi uçak

-transferlerde araç ne isteniyor

Ve otel/uçak standart mı/business mı belirtmeniz.

Kendilerinden operasyon hizmeti için teklif alacağım 4-5 firmadan en makul görüleni size takdim edeceğim. Onaylamanızla da programı icra edeceğiz. Türkiye’nin heryerinden ve tüm dünyadan talep geçebilirsiniz.

  • Hac programları
  • Umre Turları
  • Kudüs Grup organizasyonu için
  • Endülüs Grup organizasyonu için
  • Yurtiçi-yurtdışı muhtelif yerlerdeki dini ziyaretler için
  • Televizyon program davetleri
  • Konferans etkinlikleri davetleri için WhatsApp iletişim hattından yazabilirsiniz.

Hayatın imarı, yaşamın inşası, ahiretin ihyası adına Umre’ye ve İSLAM TARİHİNE adım adım yolculuk için…


Özel turlar, özel programlar, özel anlar ve Adnan Şensoy rehberliğini ile özel umre programı.


ARALIK 2019 itibariyle 9’si Hac, 45’i Umre olmak üzere 54 sefer Medine-Mekke’ye din görevlisi olarak gitmek nasip oldu.

Kimi gidişimde 3,5 ay kaldım, kimisinde 8 gün.
(1U/H0=T1) Kasım 2002 Yılı Ramazan’ındaki 34 günlük ilk umre görevimden beri hamdolsun din görevlisi olarak saadet asrının iklimine yolculuk yapıyorum.
2006 Yılı itibariyle imam-hatip’lik görevimi bırakıp Berat Turizm’e başlamamla seyahatlerim daha çok çoğaldı.
2007 Yılında (2U/H0=T2) Mayıs- (3U/H0=T3) Ramazan (Eylül) aylarında umrede ve (3U/H1=T4) Aralık 2007 Haccında;
2008 Yılında (4U/H1=T5) Haziran- (5U/H1=T6) Ramazan (Ağustos) aylarında umrede;
2009 Yılında (6U/H1=T7) Mart- (7U/H1=T8) Temmuz- (8U/H1=T9) Ramazan (Ağustos) aylarında umrede ve (8U/H2=T10) Ekim 2009 Haccında;
2010 Yılında (9U/H2=T11) Şubat – (10U/H2=T12) Nisan- (11U/H2=T13) Ramazan (Ağustos) aylarında umrede ve (10U/H3=T13) Ekim 2010 Haccında;
2011 Yılında (11U/H3=T14) 19 Ocak/26 Ocak (Hilton Özel kendi grubum) – (12U/H3=T15) Şubat – (13U/H3=T16) Mart – (14U/H3=T17) Nisan – (15U/H3=T18) Mayıs – (16U/H3=T19) Ağustos – (17U/H3=T20) Eylül aylarında Umrede ve (17U/H4=T21) Ekim 2011 Haccında ;
2012 Yılında (18U/H4=T22) 25 Şubat/03 Nisan (Hilton Özel kendi grubum), (19U/H4=T23) 21 Nisan/05 Mayıs, (20U/H4=T24) 13/20 Haziran umrelerinde ve (20U/H5=T25) Eylül 2012 Haccında
2013 Yılında (21U/H5=T26) 02 Şubat/09 Şubat (Hilton Özel kendi grubum), (22U/H5=T27) 21-29 Mart, (23U/H5=T28) 17-24 Nisan, (24U/H5=T29) 12-19 Mayıs umrelerinde ve (24U/H6=T30) Eylül 2013 Haccında
2014 Yılında (25U/H6=T31) 11 Ocak/18 Ocak (Hilton Özel kendi grubum), (26U/H6=T32) 19-26 Haziran umrelerinde
2015 Yılında (27U/H6=T33) 28 Şubat-7 Mart umresinde ve (28U/H6=T34) 31 Mayıs-8 Haziran umresinde
2016 Yılında (29U/H6=T35) 29 Aralık 2015-05 Ocak 2016 (Anjum), (30U/H6=T36) 28 Ocak 2016 -06 Şubat 2016 (Anjum Özel kendi grubum), (31U/H6=T37) 02 Nisan 2016 -09 Nisan 2016 (Hilton Özel kendi grubum), (32U/H6=T38) 30 Nisan-07 Mayıs 2016 (Hilton) umrelerinde ve (32U/H7=T39) Ağustos 2016 Haccında
2016/17 Sezonunda (33U/H7=T40) 05 Aralık/12 Aralık 2016 (Anjum) umresinde,
2017 Yılında (34U/H7=T41) 22 -29 Ocak 2017 (Hilton Özel kendi grubum), (35U/H7=T42) 01-08 Nisan 2017 (Hilton Özel kendi grubum), (36U/H7=T43) 17-26 Mayıs 2017 (Royal Eiman), (37U/H7=T44) 27 Kasım-03 Aralık (Hilton Özel kendi grubum) umresinde tur rehberi/din görevlisi olarak bulundum.
2018 Yılında (38U/H7=T45) 20 -27 Ocak 2018 (Hilton Özel kendi grubum), (39U/H7=T46) 04-11 Mart 2018 (S-T; Hilton Özel grup), (40U/H7=T47) 28 Nisan-5 Mayıs (Hilton Özel kendi grubum) umresinde ve (40U/H8=T48) Ağustos 2018 Hac’cında ve (41U/H8=T49) 13-20 Aralık 2018 (Swiss Maqam Özel kendi grubum)
2019 Yılında (42U/H8=T50) 21 -28 Şubat 2019 (43U/H8=T51) 23 Mart-30 Mart 2019 (Millennium (eski Hilton) Özel kendi grubum) umresinde, 5-19 Ağustos Haccında (43U/H9=T52) ,16 Kasım-24 Kasım 2019 (Hilton Özel VIP Butik grubum 44U/H9=T53)) ,01 Aralık-10 Aralık 2019 (Le Meridien (45U/H9=T54)) umresinde, umresinde tur rehberi/din görevlisi olarak bulundum

2008-2012 arası senenin 6 ayını görevli olarak Mekke’de geçirmiş olmamdan dolayı Mekke ve Medine’yi geniş kapsamda özel olarak ziyaret ettirme durumun olmuyordu, yalnızca klasik ziyaretler üzerinden programları gerçekleştiriyordum.
Bu sebeple bendenizin rehberliğinde mümkün olan daha fazla yeri ve ortamı yerinde incelemek umre ibadetini gerçekleştirirken İSLAM TARİHİNE yolculuk yapmayı da hedefleyenler için, ihlas ve ihsan kavramlarının engin derinliği feyziyle özel grup UMRE organizesi yapıyorum.
Kontenjan sınırlı olduğundan katılmak isteyen dostlara acele etmelerini şimdiden tavsiye ederim.
TURİZM organizasyonunda
ilim merhamet ve sevgi medeniyeti İslam’ın aydınlığında…


Umre hakkında sıkça sorulan sorulara Adnan Şensoy’un verdiği cevaplar için lütfen TIKLAYINIZ

Mekke ve Medine’de Adnan Şensoy’un yapmış olduğu video çekimlerini görmek için lütfen TIKLAYINIZ

HAC VE UMRE HATIRALARI RESİMLERİ İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ


Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için UMRE REHBERİ isimli kitabımızda bulabilirsiniz.

UMRE REHBERİ Umre Rehberi Vuslata Yolculuk
: Bu kitabı yazdığım zamanda yalnızca umreyi anlatan bir umre rehberi yoktu. Genelde hac ve umre rehberleri verilir bu da umrecilerin kafasını karıştırıyordu. Ben sadece fıkıh boyutunda kalmadan işin şuur ve idrak boyutuyla sanki birlikte umre yapıyormuşçasına bir ROMANSAL umre rehberi yazmaya niyetlendim ve bu eserimde bu niyetin meyvesi oldu…

HEPSİ- Her şey nasıl var oldu. Başlangıçtan Kabe’ye kadar tarih – Medine-Mekke arası 4 saat –


SAYAÇ

ADNAN ŞENSOY UMRE REHBERİ KİTABINDAN UMRE HAKKINDA KISA TERİMLER

Menâsik: Hac ve Umre’nin eda edilişiyle ilgili amellerin, ibadetlerin tamamına menasik denir.

İhram: Kelime olarak “İhram”, haram kılmak demektir. Normal durumlarda yapılması dinen yasaklanmamış olan bazı iş ve davranışların, hac ve umre yapacak kişiler için belli bir süre yasak kılınması anlamına gelir. Bu yasaklar niyetle başlar, Sa’y ibadetinin sonunda saçtan kesilmesiyle biter. Üste giyilen parçasına ridâ, alta giyilenine izar denilen iki parça dikişsiz kumaştır.

İhram Namazı: İhram elbisesini giyip Hac veya

Umre’ye niyet etmeden önce sabah namazının sünneti gibi kılınan iki rekâtli sünnet namazdır. Birinci rekatte Fatiha süresinden sonra Kâfirun süresini, ikinci rekatte Fatiha süresinden sonra ihlas süresini okumak müstehaptır.

Telbiye: İhrama girenlerin, niyetle birlikte başlayarak söylemeleri gereken duadır. Lebbeyk allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innelhamde ven’ni’mete leke vel mülk, lâ şerîke lek, demektir. Üç kere tekrarlamak ve yüksek sesle söylemek sünnettir.

Umre: Mikatta hazırlanıp niyetlenerek Kâbe’yi ziyaret ve tavaf edip, Safa ve Merve arasında sa’y yaptıktan sonra saç kestirilip ihramın sona ermesiyle tamamlanan bir ibadettir.

Harem Bölgesi: Mekke ile etrafında, bitkileri koparılmamak ve av hayvanlarına zarar verilmemek üzere belirli sınırlar içindeki emniyetli bölgedir. Bu bölgede oturanlara Mekkî (Mekkeli) denir. Harem bölgelerinin sınırlarını Cebraîl’in rehberliğiyle Hz.İbrâhim(as) belirlemiş, sınırları gösteren işaretler daha sonra Rasûlullah(ﷺ) tarafından yenilenmiştir. Bu sınırlar Kâbe’ye eşit uzaklıkta değildir. En yakını, Mekke’ye 8 km. mesafede Medine istikametinde “Ten‘îm (Hz.Aişe Mescidi)”; en uzak olanları ise Tâif yönünde “Ci‘râne” ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri ise, Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” (Hüseyniye) ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir. Mekkeliler hac için Harem bölgesi sınırları içinde; umre için ise Hill bölgesine çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde ihrama girerler. Hac ve umre yapıp ihramdan çıkmış olan Harem bölgesindeki Mekkeli olmayan kişiler (Âfâki ve Mîkatî olanlar), umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra, yeniden ihrama girmek istediklerinde, aynı hükme uyarlar. Onlarda hac için Harem bölgesinde, Umre için ise Harem bölgesi dışına çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi bir yere gidip ihrama girmek durumundadır.

Hill Bölgesi: Hill bölgesi, Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yerlerdir. Bu bölgede ikamet edenlere Mîkatî veya Hillî denir. Hillî, Hil bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır. Mîkatîler gerek hac gerek umre için Harem bölgesine girmeden bulundukları Hil bölgesinde ihrama girerler.

Âfâk Bölgesi: Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk denir. Hil bölgesi dışından doğrudan Mekke’ye veya Harem bölgesine gelenlerin ihramsız geçmemeleri gereken beş nokta, Rasûlullah(ﷺ) tarafından belirlenmiştir. Bunlardan her birine “mîkat”, bu noktaların sınırladığı ve Hill bölgesi dışında kalan yerlere de “Âfâk” ve bu yerlerde yaşayan insanlara da Âfâki denir ki uzaklardan gelen anlamındadır.

Mikat: Hill bölgesini dünyanın diğer bölgerinden ayıran sınırlardır. Harem ve Hill bölgeleri dışında yaşayan dünya Müslümanları, Hac veya Umre yapmak niyetiyle Mekke’ye gelirken bu sınırlardan ihramlı geçerler. Bu bölgenin dışında yaşayanlara afâkî denir.[1] Harem bölgesinin sınırları Hz.İbrahim tarafından çizilmiştir. Rasûlullah(ﷺ) ise, bu yerleri hususî şahıslar göndererek işaretletmiştir.

Kâbe: Yeryüzünde ibadet maksadıyla inşa edilen ilk bina olup, bulunduğu alan Allah katında dünyanın en kutsal yeridir. Bu mekâna Allah’ın evi manasında “Beytullah” da denmektedir. Rivayetlerde ilk temelini meleklerin attığı sonra Hz.Adem’in(as) inşa ettiği, Nuh tufanında göğe kaldırılmasının ardından Hz.İbrahim(as) ve Hz.İsmail(as) tarafından yeniden eski temelleri üzerine inşa edilmiştir.

Hacer’ül Esved: Kâbe’nin doğu köşesine tavafa başlama işareti olarak konmuş olan ve sevgili Peygamberimiz’in cennetten gönderildiğini haber verdiği koyu renkli taştır.

Makam-ı İbrahim: Hz.İbrahim’in(as) Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ve ayak izlerinin bulunduğu taşın olduğu yer ve çevresidir. Diğer bir rivayete göreyse, Hz.İbrahim(as) Rabbimizin Hac için insanları davet etmesini buradan gerçekleştirmiştir

Hatim, Hicr-i İsmail: Kâbe’nin kuzey duvarı önünde bulunan yarım daire şeklindeki duvara “Hatim’’ denir. Bu duvarla Kâbe arasındaki boşluğa ise Hicri İsmail denir. Burası Kâbe’nin iç kısmı ile aynı hükümde olduğundan tavaf ederken içinden geçilmezi dışından yapılır. İçinde cemaatle kılınan farz namazlar hariç tüm namazlar kılınabilir.[2]

Mültezem: Kâbe’nin kapısı ile Hacerü’l-esved taşı arasındaki alana verilen isim. Sahabeden Amr b. Şuayb şöyle demiştir: “(Ashabtan) Abdullah’la birlikte tavaf yaptım. Kâ’be’nin arka tarafına geldiğimizde kendisine istiazede bulunmayacak mısın? dedim.  Cehennem ateşinden Allah’a sığınırız dedi. Sonra tavafa devam etti, Haceru’l-Esved’i istilâm etti. Haceru’l-Esved ile Kâ’be’nin kapısı arasında durdu. Kollarını iki yana açarak göğsünü,yüzünü ve (yan tarafa açılmış) kollarını Kâ’be’nin duvarına yasladı. Sonra da; Rasûlullah’ın(ﷺ) böyle yaptığını gördüm dedi.[3] Mültezem’den sonra Hatim’e gider, altın oluğun altında durup dua eder, daha sonra zemzem içerek Mescid-i Haram’dan ayrılır.[4]

Rükn-ü Yemâni: Kâbe’nin güney köşesi olup, bir rivayete göre tavaf esnasında Hacer’ül Esved’e gelmeden önce istilam edilen yerdir.

Kisve (Kâbe Örtüsü): Saf ipekten dokunan ve üzerinde ayetler yazılı olan siyah renkli Kâbe örtüsüdür. Ayrıca Kâbe’nin iç duvarları da yeşil ve beyaz karışımı renklerden oluşan ayetler yazılı ipek kisve ile örtülüdür. Mekke’de bu örtüyü dikmek için özel fabrika bulunmaktadır.

Tavaf: Hacer’ül Esved köşesi hizasında niyet veistilam ile başlayarak, Kâbe’nin etrafında usulüne

uygun olarak yedi defa dönmektir. Aişe validemiz, “Rasûlullah(ﷺ) veda haccında Kâ’be’yi deveye binmiş vaziyette tavaf etti. Elindeki sopasıyla da Haceru’l-Esved’i istilam ediyordu”demiştir.[5]

Şavt: Tavafta Hacer’ül Esved hizasından başlayıp Kâ’be’nin etrafındaki her bir dönüşe şavt denir.

İstilam: Tavafa başlarken ve tavaf esnasında her bir şavtta Hacer’ül Esved’i selamlamaya verilen isimdir. İstilâm, kelime olarak selâm’dan gelir. Selamlamak diye dilimize çevirebiliriz. Haceru’l-Esved’e tekbir ve tahlîl getirerek eller konup ve sonra öpülmek suretiyle gerçekleşir. Yaklaşılamadığı takdirde, uzaktan Haceru’l-Esved’in hizasına gelindiği vakit Hacer’e dönülerek ellerin içi Ka’be’ye çevrilip, kulaklar hizasına kaldırılıp bismillahi Allahu ekber diyerek, eller Hacer’in üzerine konuluyormuş gibi işaret edilerek, karşıdan selamlanır ve sağ elin içi öpülür. Bu da, yakından öpmek yerine geçen bir istilâmdır.[6] Haceru’l-Esved’i istilâm, sünnet, Rüknü Yemânî’yi istilâm ise müstehaptır. Diğer köşeler istilâm edilmez.

Izdıba(الاضطباع): Erkeklerin sadece ihramlıyken, tavaf esnasında, tavaf  bitene kadar süren sağ omuz ve sağ kolunu birlikte açık bulundurmalarıdır.[7] Abdullah b. Abbas(r.a), “Resulüllah (ﷺ) ve ashabı, C’irânede umre için ihrama girdiler. Kâ’be’yi tavaf ederken remel yaptılar ve ridalarını sağ koltuklarının altına alıp ucunu da sol omuzlarının üzerine atarak ıztıba yaptılar” demiştir.[8] Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ardından sa‘y yapılacak bütün tavaflarda ıztıbâ‘ sünnettir.[9]

Tavaf Namazı: Farz, vacip, sünnet ve nafile olan her tavaftan sonra kılınan iki rekât vacip namazıdır. Kılınış şekli ve okunan süreler yönüyle ihram namazı gibidir.

Zemzem: Rabbimizin Hz.Hacer(as) ve oğlu Hz.İsmail’e(as) ihsan ettiği ve kaynağı Kâbe’nin doğu tarafında bulunan suyun adıdır.


[1] Hadis:Resulullah buyurdular ki: “Medineliler Zülhuleyfe’de,  Şamlılar Cuhfe’de, Necidliler Karn’da ihrama girer, telbiyeye başlar.” [Buharî, Hacc 8, 5, 10, İlm 52, İ’tisam 16; Müslim, Hacc 1347; Muvatta, Hacc 22; Tirmizî, Hacc 17; Ebû Dâvud, Menâsik 9,; Nesâî, Hacc 17, 18, 21 “Yemenliler de Yelemlem’de ihrâma girerler.” Buharî, Hacc 8, İlm 52, İ’tisâm 16; Müslim,  Hacc 13-18 Iraklılar’ın ihrama girme yeri Zât-ı Irk’dır. Müslim, Hacc 18,]

[2] Hadis:Buhârî, Hac, 42, II, 156.: Hz.Aişe Rasulullah’a sordum: -Hatim Kâ’be’den midir? -Evet, Kâ’be’dendir, dedi. -Öyle ise neden Kâ’be’ye dahil etmediler? Dedim. -Kavmin (Kureyşliler) Kâ’be’yi yeniden inşa sırasında Hatimi de içine alacak kadar geniş yapmak için yeterli parayı bulamadı, dedi. -Kâ’be’nin kapısı neden yüksekte kalmış? Dedim. -Kavmin dilediği kimselerin Kâ’be’ye girmelerine izin vermek, istemediği kimselere de engel olmak için böyle yaptı. Kureyş, cahiliye dönemini henüz geride bırakmış olmasalardı ve itiraz edeceklerinden çekinmemiş olsaydım Hatim’i Kâ’be’ye dahil eder ve Kâ’be’nin kapısını da yer seviyesine indirirdim dedi.

[3] Hadis:Ebu Davud. Menasik, 55, II, 452.

[4] İbn Abidîn, Muhammed b. Emîn, Reddü’l-Muhtâr alâ’d-Dürri’l-Muhtâr

Şerhu Tenvîri’l-Ebsâr, II, 524. İstanbul, 1984.

[5] Hadis:Nesâî, Menâsik, 140. V, 224.

[6] Hadis:Kutubi-i Sitte Ter., İ.Canan, Ebu Davud, Menâsik 29, (1817), Tirmizî, Hacc 79, (919) hadisi açıklaması

[7] İlmihal: Diyanet İslam Ansiklopedisi, Iztıba md

[8] Hadis:Ebu Davud, Menasik, 50, II, 444. Kinânî, II, 801-808.
Ömer ibnu’I-Hattâb (R), Haceri Esve-d’i isti’lâm etmiştir. İsti’lâmdan sonra: Bizim bu hızlı yürüyüş ile hâlimiz nedir(yânî buna neden devam ediyoruz)? Biz bu hızlı yürü­yüşle ancak müşriklere kuvvet gösterişi yapar idik. Hâlbuki Allah on­ları helak etmiştir, dedi. Sonra da (bu düşünceden dönerek): Bu remel, yânî hızlı yürüyüş, Peygamber’in yaptığı bir şeydir; işte bunun için biz remel yürüyüşünü terketmek istemiyoruz, dedi.Buhari, Hac, 57

[9] Hadis: Müsned, I, 305-306; Dârimî, “Menâsik”, 28; İbn Mâce, “Menâsik”, 30; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 49-50; Tirmizî, “Ĥac”, 36

Safa ve Merve: Kâbe’nin doğu tarafından yaklaşık 400-450 metre mesafede, sa’y ibadetinin başlangıç ve bitiş yeri olan iki tepenin adıdır.

Sa’y: Safa’dan başlayıp Merve’de birmek üzere dört gidiş ve üç gelişten ibaret olan, usülüne uygun bir yürüyüştür. “Şüphesiz, Safâ ve Merve Allah’ın (dininin) nişanelerindendir…”[1] Rasûlullah(ﷺ) şöyle buyurmuştur:“Sa’ye, Allah’ın ayette ilk önce zikrettiği Safa’dan başlyoruz”[2]

Hervele: Erkeklerin sa’y yaparken yeşil direkler arasında kısa adımlarla ve koşmaya yakın hızda yürümelerine verilen isimdir.

Halk ve Taksir: Umre’nin bitiminde erkeklerin ihramdan çıkmak için saçlarının tamamını kestir-melerine “halk”, bir miktar kestirmelerine ise “taksir” denir. Hanımların ise saçlarının herhangi bir yerinden az miktar kestirmeleri ihramdan çıkmak için yeterlidir.

Tavaf çeşitleri:

Kudüm tavafı: İfrad haccı yapanların hareme geldiklerinde yaptıkları ilk tavaftır. Sünnettir. Umre tavafı: Umreye gelenlerin ihramlı olarak yaptıkları farz tavaf. Ziyaret tavafı: Hacc’ın rüknü olan tavaf. Hac’da Arafat’tan sonra yapılır. Veda tavafı: Hacc bitişinde Mekke’den ayrılmadan önce yapılması vacip olunan tavaf. Nafile tavaf: Mekke’de bulunulan süre içinde farz ve vacip tavaflar dışında yapılan tavaflara nafile (tatavvu) tavaf denir. Sahabeden Abdullah b. Abbas, tâbiînden Atâ b. Ebî Rebah, Said b. Cübeyr ve Mücâhid b. Cebr’in görüşlerine göre; Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları süre içinde Mescid-i Haram’da nafile namaz kılmaktan çok nafile tavaf yapmaları daha faziletlidir. Bu sebeple Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları sürece nafile umre yerine nafile tavaf yapmayı tercih etmeleri uygun olur.[3] Nezir (adak) tavafı: Kâbe’yi tavaf etmeyi adayan kişinin yapması gereken vacip tavaftır. Eğer adakta zaman belirtilmişse o zamanda yapılmalıdır.[4] Tahiyyetü’l-Mescid tavafı: Kudûm, ziyaret, umre, veda ve nezir tavafı yapmak durumunda olmayan kimselerin Mescid-i Haram’a her gittiklerinde “Tahiyyetü’l-Mescid” tavafı yapmaları müstehaptır. Yukarıda sayılan tavaflardan birinin yapılması halinde bu tavaf,“Tahiyyetü’l-Mescid” tavafı yerine de geçer.

Resim 3: Kâbe: tefekkürle tezekkürün oluştuğu mucizevi altın oran noktasıdır.[5]

UMRE: Sözlükte; ziyaret etmek, uzun ömürlü olmak, evi mamur etmek, bir yerde ikâmet etmek, korumak, malı çok olmak ve Allah’a kulluk etmek anlamlarındaki “a-m-r” kökünden türeyen “umre”; ‘belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama gire­rek Kâbe’yi tavaf etmek, Safâ ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmak suretiyle yerine getirilen ibadet’ demektir. Hac ibadetinden farkı, bir zamanla sınırlı olmaması, Arafat ve Müzdelife vakfesi ile kurban kesme ve şeytan taşlama görevlerinin bulunma-masıdır. Bu bakımdan hacca, “hacc-ı ekber” (büyük hac- الْحَجِّ الأَكْبَرِ)[6], umreye de “hacc-ı asgar” (küçük hac) denir.[7]


[1] Kur’an:Bakara;158

[2] Hadis:Buhârî, Hac, 57. II, 161.

[3] İbn Abidîn, II, 502. Nevevî, el-Mecmu’, VIII, 78.

[4] Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları Hac İlmihali sayfa 69

[5] Kur’an:Al-i İmran 190-194: Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.” “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.” “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.”

[6] el-haccü’l-ekber – الْحَجِّ الأَكْبَرِ; bk. Tevbe 3: Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!

[7] Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları Hac İlmihali sayfa 193

UMRENİN HÜKMÜ: Hali vakti yerinde olan Müslümanın ömründe bir defa umre yapması Hanefî ve Mâlikî[1] mezheplerine göre müekked sünnet, Şâfiî[2] mezhebine göre ise farzdır. Hanefî bilginlerden umrenin, vitir namazı, kurban ve fıtır sadakası gibi vacip olduğu görüşünde olanlar da vardır.[3]

Umrenin hükmü konusundaki ihtilaf,

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰه

“Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın”[4] anlamındaki ayete getirilen farklı yorumlar ile bu konuda farklı rivayetlerin bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir. Bazı âlimler farz olduğunu söylemişlerdir.

UMRENİN ŞARTLARI: Bir insanın Umre yapabilmesi için Müslüman, akıllı, buluğa ermiş, hür, ekonomik gücü yeterli ve sağlıklı olması, yol güvenliği bulunması ve kadının can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması gerekir.

  UMRENİN ZAMANI:Haccın ancak hac aylarında yapılabilmesine karşılık umre için belirlenmiş herhangi bir zaman yoktur. Arefe ve bayram günleri (teşrik tekbirlerinin getirildiği 5 gün) dışında her zaman umre yapılabilir. Arefe günü sabahından bayramın 4. günü güneş batıncaya kadarki süre içinde umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler hac ibadetinin yapıldığı günlerdir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac için niyetli olmayanlar; teşrîk günleri dahil yılın her gününde umre yapabilirler. Mâlikî mezhebine göre hac için niyetli bulunanlar, bayramın 4.günü güneş batıncaya kadar, Şâfiî mezhebine göre ise vedâ tavafı dışında haccın bütün ibadetlerini tamamlanmadıkça umre yapamazlar.[5] Umrenin Ramazan ayında yapılması ise özellikle daha faziletlidir.

UMRENİN FARZLARI (ŞARTI VE RÜKNÜ):Umrenin iki farzı vardır: İhrama girmek ve Kâbe’yi tavaf etmek. İhrama girmek şartı, Kâbe’yi tavaf etmek ise rüknüdür. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ihrama girmek, Kâbe’yi tavaf etmek, sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmak umrenin rüknüdür. Mâlikî mezhebine göre, ihrama girmek, Kâbe’yi tavaf etmek ve sa’y yapmak rükün, tıraş olmak ise vaciptir. Âfâkîler mîkât sınırlarından, Hill bölgesinde ikamet edenler, bulundukları yerden, Harem bölgesinde ikamet edenler “Hill” bölgesine çıkarak mesela Ci’râne ve Ten’îm (Hz.Aişe) gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde ihrama girerler.

Özetle Umrenin Farzları: 1. İhramlanmak 2. Tavaf Yapmak

UMRENİN VACİPLERİ: Umrenin iki vacibi vardır: Safa ile Merve arasında sa’y yapmak ve saçları tıraş ettirmek veya kısaltmak. İhram yasaklarına uymayan veya bir vacibi terk eden kimseye dem[6] gerekir. Umre için ihramlı iken cinsel ilişkide bulunmak, tavaf yapmamak veya şavtların çoğunu yapmamak umrenin batıl olmasına sebep olur. Bu kimsenin ceza kurbanı kesmesi (dem) ve umresini yeniden yapması gerekir. Umrenin tavafından sonra, sa’yden önce veya tavaf ve sa’yden sonra tıraş olmadan önce cinsel ilişkide bulunan kimsenin umresi batıl olmaz, ancak dem gerekir.[7]

Özetle Umrenin Vacipleri: 1. Sa’y yapmak 2. Saçları tıraş etmek veya en az parmak ucu kadar kısaltmak.

UMRENİN SÜNNETLERİ: Umrenin ihram, tavaf ve sa’y ile ilgili sünnetleri, haccın sünnetleriyle aynıdır.

Özetle Umrenin Sünnetleri:

1. İhrama niyet etmeden önce gusletmek, güzel koku sürünmek (ihrama girdikten sonra koku caiz değildir)[8]

2. İki parça halinde beyaz ve yeni ihram elbiseleri giymek

3. İki rekât ihram namazı kılmak

4. İhrama girdikten sonra telbiye getirmek ve

her seferinde üç kere tekrarlamak. Her telbiyeden sonra Peygamberimiz’e(ﷺ) salavat okumak

5. Beytullah’ı görünce tekbir getirmek

6. Sa’yda iki yeşil ışık arasında koşmak

7. Tavaftan sonra zemzem içmek

8. Haceru’l-Esved’i öpmek veya istilam etmek[9]

UMRENİN EDEPLERİ: Umrenin farz, vacip ve sünnetleri dışında bir takım edepleri vardır. Bunları yerine getirmek umrenin faziletini ve mükâfatını artıracağı gibi umrenin en mükemmel şekli de bunları yerine getirmekle mümkün olur.

Bu edepler kısaca şunlardır;

1. Üzerinde kul hakkı varsa, yola çıkmadan önce bunları ödeyerek, hak sahibleriyle helalleşmek,

2. Ödenmesi gereken borçlarını ödemek. İleride ödenecek borçları varsa, onları da herhangi bir yazı ile tesbit etmek,

3. Riyadan, gösterişten kaçınmak. Mütevazi olmak,

4. Günahlardan tövbe etmek. Kazaya kalmış Namaz ve oruç borçları varsa, onları kaza etmeye başlamalıdır,

5. Umre yolculuğunda kimlerle arkadaş olacağını istişare ederek, kendisini bilgilendirecek bir arkadaş bulmaya çalışmak,

6. Umre yolculuğunu hangi vasıta ile hangi yoldan yapacağını, daha önce hacca ve umreye gitmiş tecrübeli kimselerden öğrenmek,

7. Umrenin yapılış şekli hakkında az çok bilgi sahibi olmak. Özellikle umrenin farz ve vaciplerini öğrenmek,

8. Dargın olduğu kimseler varsa, onlarla barışmak helalleşmek. Onları kusurlarından dolayı affederek, onlara karşı musamahakâr ve hoşgörülü davranmak,

9. Kendisine emanet edilen herhangi bir şey varsa, yolculuğa çıkmadan önce sahibine vermek,

10. Çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını gidip gelinceye kadar iyi bir şekilde karşılamak. Ve bu konu için imkân hazırlamak,

11. Akrabalarıyla, komşularıyla, arkadaşlarıyla, evden çıkarken ailesiyle vedalaşarak helalleşmek,

12. Umre yolculuğuna mümkünse Perşembe günü, değilse Pazartesi günü çıkmak,

13. Evden çıkmadan önce eğer kerahat vakti değilse iki rekât tahiyyatül menzil namazı kılarak çıkmak. Birinci rekâtta fatihadan sonra kâfirun[10] ikinci rekâtta ise ihlası[11] okumak daha faziletlidir,

14. Evden çıkarken Âyet’el-kürsi, İhlas, Felak ve Nâs sürelerini birer kere okumak,

15. Umre boyunca arkadaşlarıyla veya başkalarıyla çekişmemek. Ve kötü söz söylememek.

Hz.Ömer’den söyle dedigi rivayet olunmustur. Rasûlullah’dan(ﷺ) umre yapmak için izin istedim, izin verdi ve:  

“Kardeşçiğim bizi de duadan unutma”, buyurdu. Onun bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler bu kadar sevinmezdim[12]

UMREDE KADINLARLA İLGİLİ DURUMLAR: Umrenin yerine getirilişi açısından kadınlarla erkekler arasında görülen farklar şunlardır:

1. Kadınlar için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti söz konusu değildir. Kadınlar umre esnasında da elbise, başörtüsü,çorap,ayakkabı gibi her zaman giydikleri tesettür kıyafetlerini giyerler. Yalnızca yüzlerini örtmezler.[13]İhramdan çıkarken de parmak ucunun uzunluğundan az olmayacak şekilde saçlarını keserler.

2. Telbiye, tekbir, tehlil, salavat okurken ve dua ederken erkeklerin yaptığı gibi seslerini yükseltmezler.

3. (Tavafta) Remel[14] ve (Sa’y’da) Hervele[15] yapmazlar. İzdiham olan yerlerde mümkün olduğu kadar erkeklerin arasına girmemeye özen gösterirler.  Özellikle namaz kılarken, erkek safları arasında kalmayıp kadınlara ait yerlerde namaz kılarlar.[16]

4. Âdetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra âdet görmeye başlayan hanımlar, tavaf dışında, Umrenin bütün usûlünü yerine getirebilirler. Tavafı özel günleri geçtikten sonra yaparlar. Eğer özel günleri umre tavafını yapmadan oradan ayrılmasını kapsıyorsa gusledip umre tavafını yaparlar ve bir kurban keserler. Bu kurban küçük baştır (Koyun, keçi gibi) ve mutlaka Mekke’de kesilir.

NOT; Çocuklar Umre yapabilir mi ?

Erkek olsun kız olsun çocuklara da umre veya hac yaptırılabilir. Yaptıran veliler büyük sevap kazanırlar.

Bir kadın çocuğunu Rasûlullah(ﷺ)’e uzatarak: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu çocuk için de hac olabilir mi? diye sordu. Rasûlullah(ﷺ)’de: “Evet sana da sevap vardır” buyurdular. [17] Küçük çocuklar için velileri ihrama niyet eder, telbiye getirirler. Tavaf ve sa’yde taşıdıkları çocukları içinde niyet ederler. Takriben 7 yaş gibi temyiz yaşına varmış çocuklara ise öncülük yapılır. İhram yasaklarından sakındırılarak bütün görevler onlara yaptırılır.

UMRE HAKKINDA AYETLER

وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ 

مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ

“İnsanlar arasında haccı ilan et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.”[18]

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ

وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَا اُولِي الْاَلْبَابِ

“Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.”[19]

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ .فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ.

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke’deki (Kâbe)dir. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah() ‘ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah()  bütün âlemlerden müstağnîdir.” [20]

إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ

“Şüphesiz, Safa ile Merve Allah() ‘ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâ’be’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz, Allah()  onu bilir, karşılığını verir.” [21]

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُسَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضاً اَوْ بِهِ اَذًى مِنْ رَأْسِه فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَا اَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُ وا اَنَّ اللّٰهَ شَديدُ الْعِقَابِ۟

“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” [22]

ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتيقِ

“Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev’i (Kabe’yi) tavaf etsinler. “[23]

UMRE HAKKINDA HADİSLER

* Rasûlullah(ﷺ) buyurdu ki:

اِعْلَمْ أَنَّ الْعُمْرَةَ هِيَ الْحَجُّ الْأَصْغَرُ، وَ أَنَّ عُمْرَةً خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا

وَ مَا فِيهَا وَ حَجَّةً خَيْرُ مِنْ عُمْرَةِ

-Umre küçük hacdır. Bir umre dünyadan ve ondaki her şeyden daha üstündür.  Haccetmek ise umre yapmaktan daha üstündür. [24]

اَلْعُمْرَةُ إِلىَ الْعُمْرَةِ كَفاَّرَةٌ لِماَ بَيْنَهُماَ،

 وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ

“Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Kabul olunan Hacc’ın karşılığı (mükafatı) ancak Cennet’tir.”[25]

مَنْ أَتىَ هَذَا الْبَيْتَ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَمَا وَلَدَتْهُ أُمُّهُ

– Her kim, bu beyti (Kâbe’yi) tavaf etmek için gelir de (ihramlıyken) herhangi bir günah işlemezse, annesinden doğduğu gibi günahsız olarak ailesine döner.[26]

* مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ خَمْسِينَ مَرَّةً خَرَجَ مِنْ ذُنُوبِهِ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أمُّهُ

-Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) kim elli defa tavaf ederse; günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.[27]

مَنْ أَهَلَّ بِحَجَّةٍ أَوْ عُمْرَةٍ مِنَ الْمَسْجِدِ اَقْصَى إِلَى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ أَوْ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ

-Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrama girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâcip olur.[28]

* Rasûlullah Ümmü Sinan(ra) a;

مَا مَنَعَكَ أَنْ تَكُونِى حَجَجْتِ مَعَنَا؟

– Bizimle haccetmekten seni ne alıkoydu?” diye

sordu. Ümmü Sinan;

نَاضِحَانِ كَانَا لِأَبِي فُلَانٍ زَوْجِهَا حَجَّ هُوَ وَابْنُهُ عَلَى أَحَدِهِمَا وَكَانَ الْآخَرُ يَسْقِي عَلَيْهِ غُلَامُنَا

– Kocamla benim sadece iki sulama devemiz var. Biriyle o, oğlumla hacca gitti. Öbürü (ile de ben kaldım) arazimizi suluyorum dedi. Bunun üzerine Rasûlullah(ﷺ);

فَعُمْرَةٌ فِي رَمَضَانَ تَقْضِي حَجَّةً أَوْ حَجَّةً مَعِي

– Öyleyse Ramazan’da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir hac veya benimle (yapacağın) bir hac gibidir. Ramazan gelince umre yap. Zira Rama-zan’daki bir umre hacca muadil olur.”[29]

*Bir kadın Rasûlullah’a(ﷺ) gelerek;

إنِّى كُنْتُ تَجَهَّزْتُ لِلْحَجِّ فَاعْتَرَضَ لِى

– Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mani) arız oldu ne yapayım?

كَحَجَّةٍ اِعْتَمِرِى فِي رَمَضَانَ فَإِنَّ عُمْرَةً فِيهِ

– Ramazan’da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir” buyurdu.[30]

جِهَادُ الصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ وَالضَّعِيفِ وَالْمَرْأَةِ: الْحَجُّ وَالْعُمْرَةُ

-Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.[31]

* Hz. Aişe(ra): يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَى النِّسَاءِ جِهَادٌ؟

– Ey Allah’ın Elçisi! Kadınların cihad yapması gerekli midir? diye sormuş, Rasûlullah’da(ﷺ);

نَعَمْ جِهَادٌ َ اَلْحَجُّ وَالْعُمْرَةُ

– Evet (onların cihadı) içinde savaş bulunmayan cihad (yani) hac ve umredir gereklidir buyurmuştur.[32] Bunun üzerine Hz.Aişe’nin her yıl Hac ve Umre yaptığı belirtilmiştir.

* Rasûlullah(ﷺ) buyurdu ki:“Her kim Ka’be’yi tavaf esnasında attığı her bir adım sebebiyle Allah, bir günahını siler ve bir sevap yazar” buyurdu.[33]

* Ebû Rezîn el-Ukeylî(ra);

يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبِى شَيْخٌ كَبِيرٌ لاَ يَسْتَطِيعُ الْحَجَّ وَلاَ الْعُمْرَةَ وَلاَ الظَّعْنَ

– Ey Allah’ın Elçisi! Babam ihtiyar bir insandır. Ne hac ve umre ne de yolculuk yapmaya gücü yeter. (Ne yapması gerekir?) diye sormuş, sevgili efendimiz Peygamberimiz’de(ﷺ); فَحُجَّ عَنْ أَبِيكَ وَاعْتَمِر ْ

– Babanın yerine sen hac ve umre görevi yap, buyurmuştur.[34]

* Bir sahabî Peygamberimize;

يَا رَسُولَ اللَّهِ اَخْبِرْنِى عَنِ الْعُمْرَةِ أَوَاجِبَةٌ هِىَ؟

– Ey Allah’ın Elçisi! Umre farz mıdır? diye sormuş, Rasûlullah’da(ﷺ) ; وَإِنْ تَعْتَمِرُ خَيْرٌ لَكَ لاَ

– Hayır, bununla birlikte umre yapman senin için daha hayırlıdır buyurmuştur.[35]

* – Telbiye getiren kişiye müjde verilir, Tekbir getiren kişiye de müjde verilir. Sahabiler sordular;

– Ey Allah’ın Elçisi, bu müjde, Cennet midir?

Rasûlullah(ﷺ);

– Evet buyurdular.[36]

* Rasûlullah(ﷺ) buyurdu ki;

– Cebrail bana geldi ve ashabıma tehlil ve telbiyeyi yüksek sesle söylemelerini emretmemi bildirdi[37]

 مَامِنْ مُسْلِمٍ يُلَبِّى إِلُبَّى مَاعَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِ مِنْ حَجَرٍ اَوْ شَجَرٍ

أوْ مَدَرٍ حَتَّى تَنْقَطِعَ اَرْضُ مِنْ هَهُنَا وَهَهُنَا

“Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.”[38]

* Rasûlullah(ﷺ)buyurdu ki;

اَلْحُجَّاجُ وَ الْعُمَّارُ وَفْدُ اللهِ ، إِنْ دَعَوْهُ أَجَابَهُمْ وَ إِنِ إسْتَغْفَرُوا غَفَرَ لَهُمْ

“Hac ve Umre yolcuları Allah’ın seçkin misafirleridir, dua ettiklerinde dualarını kabul eder, tövbe ettiklerinde tövbelerini kabul eder.”[39]

* Rasûlullah, Cebrail’e İslam’dan sorduğunda şöyle cevap verdi:

-…İslâm, Allah’tan() başka hiçbir ilâhın olmadığına ve Hz.Muhammed’in(ﷺ), Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, hac ve umre yapman, gusletmen, tam anlamıyla abdest alman ve Ramazan ayında oruç tutmandır.[40]

*

“Çok yakın bir gelecekte bir kadın tek başına korumasız olarak Hîre’den çıkacak (hiçbir zarar görmeksizin) gidip Kâ’be’yi tavaf edecektir”[41]

تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ الْمُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا تَنْفِى الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِى الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ

“Hac ve Umreyi beraber yapınız çünkü Hac ve Umre günahları ve fakirliği giderir. Tıpkı demir, altın ve gümüşün kir ve pasını körüğün giderdiği gibi.”[42]

* “Andolsun ki şu Haceru’l-Esved kıyamet günü gören gözleri ve konuşan dili olduğu halde (mahşere) gelecek ve onu hakkıyla istilâm eden (yani Allah’a itaat ve Resulune tabi olmak üzere ziyaret eden mümin) kimseler lehine şahitlik edecektir”[43]

* “Kim Kâbe’yi tavaf eder ve (tavaftan sonra) iki rekat namaz kılarsa bir rakabe (köle veya cariye)yi azat etmiş gibi sevabı olur”[44]

Peygamberimiz(ﷺ) dört defa umre yapmış,[45] umre yapılmasını teşvik etmiş ve; “Umre, daha sonraki umreye kadar, ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir” buyurmuştur.[46]

وَاللَّهِ لَيَبْعَثَنَّهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَهُ عَيْنَانِ يُبْصِرُ بِهِمَا وَلِسَانٌ يَنْطِقُ بِهِ يَشْهَدُ عَلَى مَنِ اسْتَلَمَهُ بِحَقٍّ

“Allah kıyamet günü hacer-ül Esved’i mahşer yerine getirecektir, ve onun iki gözü olacak onlarla görecek bir dili olacak onunla konuşacak ve kendisine istilam edenlere şâhidlik yapacaktır.”[47]

* Abdullah İbn Ömer; Ka’be’nin, hacer-ül Esved ve Rükn-ü Yemanî denilen köşelerine gelince oralara el sürebilmek için aşırı bir gayret ederdi. Bunun üzerine Ey Ebû Abdurrahman dedim; Peygamber’in ashabından iki rükne karşı el sürebilmek için aşırı gayret ediyorsun nedendir acaba? İbn Ömer dediki: Öyle yapıyorsam şunu iyi bil ki; Rasûlullah’dan işittim;

  « إِنَّ مَسْحَهُمَا كَفَّارَةٌ لِلْخَطَايَا »

 “Onlara el sürmek günahlara keffarettir” buyurdu.

* « مَنْ طَافَ بِهَذَا الْبَيْتِ أُسْبُوعًا فَأَحْصَاهُ كَانَ كَعِتْقِ رَقَبَةٍ »

“Kim, Ka’be’yi yedi defa tavaf edip bunu güzelce yaparsa bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” Yine ondan işittim:

* Rasûlullah(ﷺ) buyurdu ki;

« لاَ يَضَعُ قَدَمًا وَلاَ يَرْفَعُ أُخْرَى إِلاَّ حَطَّ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةً وَكَتَبَ لَهُ بِهَا حَسَنَةً »

“Her kim Ka’be’yi tavaf esnasında attığı her bir adım sebebiyle Allah, bir günahını siler ve bir sevap yazar” buyurdu. [48]

*Hz. Ömer ve bazı âlimler umrenin hac ayları dışında ayrı bir yolculuk ve niyetle eda edilmesini daha faziletli görmüştür [49] Sahabeden Abdullah b. Abbas, tabiinden Ata b. Ebi Rebah, Said b. Cübeyr ve Mücahid b. Cebr’in görüşlerine göre;Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları süre içinde Mescid-i Haram’da nafile namaz kılmaktan çok, nafile tavaf yapmaları daha faziletlidir. Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları sürece nafile umre yerine nafile tavaf yapmayı tercih etmeleri uygun olur[50].

* Rasûlullah(ﷺ) buyurdu ki;

صَلاةٌ فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَفْضَلُ مِنْ مِائَةِ أَلْفِ صَلاةٍ فِيمَا سِوَاهُ

Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, onun dışındaki mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha fazîletlidir.”[51]

“Benim şu mescidimde (Mescid-i Nebi) kılınan namaz Mescid-i Haram hariç başka camilerde kılınan namazdan 1.000 kat daha faziletlidir.[52]

Mescid-i Aksa’da kılınan bir namaz, diğer yerlerde kılınan beş yüz namaza eşit sevaptadır.”[53]


[1] İbn Rüşd, I, 395.

[2] Şirbînî, II, 206. ve Hanbelî Muğnî, V, 6.

[3] Kâsânî, II, 226.

[4] Kur’an:Bakara;196 ayetin tam meali: Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.

[5] Mergînânî, I, 182. Kâsânî, II, 227.

[6] Dem: Hac ve umre esnasında ibadet maksadıyla veya bir vacibin terki, geciktirilmesi ya da bir ihram yasağının çiğnenmesine ceza olarak koyun veya keçi kesilmesi anlamına gelir. Bunun yerine birden fazla kişi (yediye kadar) ortaklaşa bir deve veya sığır da kesebilirler.(D.İ.B. Dini Sözlük)

[7] Kâsânî, II, 228.

[8] Hadis:Buharî,Gusl 14; Müslim, Hacc 47, Nesâî, Hacc 42, Gusl 13

[9] İstilam etmek: Elle uzaktan selamlamak.

[10] Kul ya eyyuhel kâfirûn

[11] Kul hüvallahu ehad

[12] Hadis:Ebu Davud, Vitir 23, tirmizi, Deavat 109

[13] Hadis:Buharî,Hacc 21, Cezâu’s-Sayd 13, 15, İlm 53, Sâlât 9; Müslim, Hacc 1; Muvatta, Hacc 8,; Tirmizî, Hacc 18; Ebu Dâvud, Menâsik 32; Nesâî, Hacc 28,

[14] Sonunda sa’y bulunan tavafların ilk üç şavtında koşar adımlarla çalım­lı yürüme.

[15] Safâ ile Merve arsında sa’yyaparken yeşil ışıklı direkler arasında koşar adım-larla yürüme.

[16] Diyanet Umre Rehberi,s:21

[17] Hadis:İbn Mâce, Menasik: 11; Ebû Dâvûd, Menasik: 7

[18] Kur’an:Hac;27

[19] Kur’an:Bakara;197

[20] Kur’an:Al-i İmran; 96-97

[21] Kur’an:Bakara;158

[22] Kur’an:Bakara;196

[23] Kur’an:Hac;29

[24] Hadis:Muğnî, V, 14. Mu’cemu’l-Kebir, Tabarani, c. 9 s. 44.

[25] Hadis:Buhari, Umre 1; Muslim, Hacc 437; Tirmizi,Hacc 90; Nesai, Menasik 3,  5,; Ibnu Mace, Menasik 3; Muvatta, Hacc 65,

[26] Hadis: Buhârî, Muhsar 9, 10; Tirmizî, Hac 2, 811; Nesâî, Menasik 4; İbn Mâce, Menasik 3,2889; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/248, 410, 484, 494.  

[27] Hadis:Tirmizi, Hacc 41(.Buradaki  tavaftan maksat, şavtlar olmayıp, elli tam tavaftır.)

[28] Hadis:Ebu Davud, Menasik 9, Ibnu Mace, Menasik 49

[29] Hadis:Buhari, Umre 4,Cezau’s-Sayd 26; Muslim, Hacc 222; Nesai, Siyam 6

[30] Hadis:Muvatta, Hacc 66; Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95, Nesai, Siyam 6; Ibnu Mace, Hacc (Menasik) 45,

[31] Hadis:Nesai, Hacc 4; Ibnu Mace, Menasik 8,

[32] Hadis:İbn Mâce, Menasik, 8, II, 968. Şirbînî, II, 206-207

[33] Hadis:Nesâî, Menasik: 149

[34] Hadis:Ebû Dâvûd, Menâsik, 26. II, 402. İbn Mace, Menasik, 10, II, 970,Buhârî, Cezaüs Sayd: 34, Nesai, Menâsikü’l-Hac, 1

[35] Hadis:İbn Mâce, Menâsik, 8, II, 968. Tirmizî, Hac, 88. III, 270. Kâsânî, II, 226.Taberî, II, 2/212. Muğnî, V, 13.. Abdullah bin Abbas ve Abdullah bin Mesud gibi bazı sahabeler Umre’nin vacip olduğunu dile getirmişlerdir.Tirmizî, Hacc 88,

[36] Hadis:Taberanî

[37] Hadis:Tirmizî, Hac, 15. III, 192, Nesâî, Menasik: 55; İbn Mâce, Menasik: 16

[38] Hadis:Tirmizî, Hacc 14,

[39] Hadis:Nesaî/İbn-i Mace, İbn Mâce, Menâsik, 5

[40] Hadisi Darakutnî  II, 283’te; rivayet etmiş ve isnadı sabit ve sahihtir demiştir. Beyhakî, IV, 350

[41] Hadis:Ahmed, IV, 3987. bk. Ahmed, IV, 257. Tirmizî, Sure, 1. V, 203.

[42] Hadis:Tirmizi, Hac, 2 ; Nesai, Menasik, 6; İbn-i Mace, Menasik, 3

[43] Hadis:İbn Mâce, Sünen, Menasik, 2944

[44] Hadis:İbn Mâce, Sünen, Kitabü’l Menasik, Had. No: 2956

[45] Hadis:Tirmizî, Hac, 93.III, 275. Resulullahﷺ dört umre yaptı: 1- Hudeybiye umresi, 2- Müteakip sene Zilkade ayında yaptığı umretü`l-kada, 3- Cirane`den yaptığı umre, 4- (Veda haccı sırasında) hacc ederken yaptığı umre.

[46] Hadis:Tirmizî, Hac, 90. III, 272.

[47] Hadis:Tirmizi, Hac, 113

[48] Hadis: Tirmizi, Hac, 111

[49] Hadis:el-Muvattaa, “Hac”, 67; Kandehlevî, VI, 331

[50] Fıkıh; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, II, 502

[51] Hadis:Ahmed; hadis no: 14284. İbn-i Mâce; hadis no: 1406

[52] Hadis:Müslim, Hac, 505,506,508,509,511, Tirmizi, Salat, 126, Menâkıb, 67,Ebu Davud, Salat, 198, 199,Darimi, Salat, 132; Nesai, Menâsikü’l-Hac, 124

[53] Hadis: Müslim, Hacc 1394; Buhari, Hadis 1190

UMRECİLERİMİZE ÖNEMLİ TAVSİYELER VE BİLGİLER

İklim değişikliği olacağından, yazın; pamuklu ve mevsimlik kıyafetler alınmalı, kışınİ yelek, ceket, hırka ve şal gibi giysiler bulundurulmalıdır. Kolay giyilen, rahat, ortopedik terlik veya ayakkabılar, mermerde kaymayacak, tabanı kalın, merserize çoraplar vb. tercih edilmelidir. Sürekli kullanılan ilaçlar reçete veya sağlık karnesinde yazılı olmalı ve birlikte götürülmelidir. Yurtdışına çıkış tahdidi hususunda (vergi borcu, maliye vs.) gerekli kontroller önceden yaptırılmalıdır. Umre programınızın tümünde pasaportlarınız yetkililerde bulunacağından resmi makamlarca tanınacağınız geçerli kimlik havaalanında sizlere vereceğimiz kimlik kartınızdır. Türkiye’ye dönünceye kadar hiçbir zaman kimlik kartınızı yanınızdan eksik etmeyiniz. Uçağa verilecek valiz ve çantalara,  verilen bagaj etiketleri ad-soyad yazılı olarak mutlaka takılmalıdır. İlk gidiş Cidde/Mekke olacaklar mikat sınırını ihramlı olarak geçmeleri gerektiğinden, ihramı uçakta giymekte zor olacağından havalimanında ihrama gireceklerdir. Bu sebeple ihramlarınızı mutlaka ayrı bir çantada bulundurup uçağa gidecek bagajlara vermemeniz gerekmektedir.Tüm ziyaretler ilk olarak grup halinde gerçekleşir. Sizlere bildirilen saatlere lütfen riayet ediniz. Çünkü mazeretsiz beklemeler yapılmaz. Ziyaretlerden tam ve doğru istifade edebilmek için dinlenilmiş ve uyku alınmış bir şekilde ziyaretlere katılmalıdır. Ziyaret yerlerinde ibadete öncelik vermeli, toplu seyahat kültürünün ve kul hakkı şuurunun gereği olarak alışveriş ile vakit kaybedilmemeli ve araçtaki diğer misafirler bekletilmemeli (ziyaret yerlerindeki tüm hediyelikleri otellerinizin yakınında bulabilirsiniz). Tüm transferler ve ziyaretlerde belirtilen yerlerde zamanında bulunup görevli ile irtibata geçiniz.
Transfer ve gezilerinizde aceleci olmayınız, daima sabırlı olunuz.Her yolcunun gidişte ve dönüşte havayollarına göre değişmekle birlikte 30 kg. bagaj hakkı vardır. Dönüşte bu kiloya 5lt zemzem dahildir. Fazla kilolar için kg. başına ücret talep edilmektedir.Mescid-i Nebi ve Mescid-i Haram’da (Kâbe Cami) farz namazlardan sonra ülkemizdeki gibi müezzinler eşliğinde toplu tesbihat ve dua yapılmamaktadır. Ezanların peşinden (akşam namazı hariç) yaklaşık 15 dakika kadar farz namaza durmak için cemaati katılımı beklenir. Namazlardan sonra genellikle cenaze namazı kılındığından son sünnetlere hemen kalkmayıp, cenaze namazı kılmak daha uygun olur. Aynı zamanda sabaha yakın iki ezan okunmaktadır: ilki, sabah imsaktan önce teheccüd/sahur ezanı, ikincisi, imsak vaktindeyse sabah ezanı. Genellikle Cuma günleri sabah namazlarında secde ayetini de okuyarak namaz içinde tilavet secdesi yapıp tekrardan namaza kaldıkları yerden devam ettikleri olmaktadır. Cuma günleri namaza 45 dk. kala Selâ niyetine ezan okunmasına başlanmıştır. Cuma ve Cumartesi günü Suudi Arabistan’ın resmi tatil günü olduğundan halkın yoğun iştiraki gerçekleştiğinden kalabalık olmaktadır. Özellikle Cuma günleri Cuma namazı için camide uygun bir yerde yer bulabilmek için erken saatlerden itibaren camiye intikal edilmedilir. Mescid-i Nebi ve Mescid-i Haram’da (Kâbe Cami) / Kâbe-i Muazzama 24 saat açıktır.Hanımların Peygamber Efendimizi ziyaret saatleri 25-29 nolu kapılardan ve sadece sabah: 07:30-11:00, Öğle: 13:30-15:00, Akşam: 21:00-24:00 yapılmaktadır. Turkcell, Vodafone ve Avea GSM operatörleri ile (hattınız yurtdışına görüşmeye açık olduğu taktirde) kullanılabiliniyor. Fakat daha ekonomik olması hasebiyle cep telefonunuzu yanınızda götürmeniz ve oradan bir yerel Suud hattı alarak kullanmanız daha uygun olacaktır. Medine’de Mescid-i Nebi, Mekke’de de Mescid-i Haram (Kâbe) haricindeki her yerde resim ve video çekebilirsiniz. Bahsi geçen iki büyük camide resim çekmek yasaktır.7/24 Caminin her yerde olan güvenlik kameralarından takip yapılmaktadır. Yanınızda TL yerinde 2-3 gün idare edecek miktarda Suudi Arabistan riyali almanız, geri kalan harcamalarınız için de yanınızda dolar götürüp otelinizin yakınlarında bulunan resmi dövizcilerden (sarraf) Dolar ve €uro’yu Riyal’e çevirmeniz tavsiye edilir. (Kişiye göre değişir lakin yolculuk süresince günlük 30-50 dolar arası takriben yeterlidir). Ancak paranız otel odanızdaki veya oteldeki  kasada olmalı,üzerinizde fazla para ile dolaşmamalısınız. Gerek Medine’de ve gerekse Mekke’de size eşlik edecek dini rehberiniz ve teknik görevliniz bulunmaktadır. Kendilerinin telefon bilgilerini alıp lütfen telefonunuza kaydediniz. Problemlerinizi mutlaka rehberlerinize ulaştırınız. Hizmetinizdeki rehberlere yolculuk boyunca yardımcı olunuz, dikkatle dinleyiniz. Kış saati uygulamasında Suudi Arabistan, Türkiye’den 1 saat önde bulunmaktadır. Yaz saati uygulamasında saatler aynıdır.  Bu bir ibadet yolculuğudur. Yolculuğunuz boyunca dua ve zikri ihmal etmeyiniz. Mekke’de; Vakitlerinizi bol bol Kur’an okumak, namaz kılmak, dualar,tavaf etmekle ve sık sık zemzem içmekle, Medine’de; Peygamber’imizi sık sık ziyaret etmekle, namaz kılmakla ve zikirle değerlendiriniz Umre rehber kitapçığınızın tümünü mutlaka okuyunuz. Sıhhatinize dikkat ediniz. Sık sık gusül abdesti almak hem ibadetlerinizin sevabını artırır, hem daha temiz ve sağlıklı olmanızı sağlar.Tavaf ve say esnasında kimseyi incitmeyiniz. Hacer’ül Esved’i öpebilmek için başkalarına zarar vermeyiniz. Yanınıza fazla ağırlık almayınız. Kendinizi lüzumsuz eşyaları taşımak zorunda bırakmayınız. Size en çok lazım olabilecek şeyleri önceden belirleyiniz. Otelinizin resepsiyonlarda bulunan adres kartını mutlaka yanınıza alınız. Havayolları tarafından yapılabilecek olası saat değişiklikleri bilahare bildirilir. Özel durumlarda görevlilerin belirlemeleri esas alınır.

UMRENİN YAPILIŞI

Hasretle ve heyecanla beklediğiniz gün geldi. Artık bir Ka’be yolcusu olarak yollara düşecek, Rabbinizin beytine, evine, Beytullah’a doğru gideceksiniz. Evinizden çıkmadan önce şart olmasa da sünnet olan Allah rızası için iki rekât tahiyyatül menzil namazı kılıp, sonra âyetel’kürsi’yi okuyup, peşinden Allah’a hamd ve senâ sonunda da Peygamberimize salavat okuduktan sonra okunması tavsiye edilen yolculuk duasını okuyorsunuz;

Yola Çıkarken Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ رَبِّ اَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ

 وَاجْعَلْ لِى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصِيرًا[1]. اَللَّهُمَّ بِكَ اَسْتَعِينُ وَعَلَيْكَ اَتَوَكَّلُ؛ اَللَّهُمَّ ذَلِّلْ لىِ صُعُوبَةَ اَمْرِى، وَسَهِّلْ عَلَيَّ مَشَقَّةَ سَفَرِى، وَارْزُقْنِي مِنَ الْخَيْرِ اَكْثَرَ مِمَّا اَطْلُبُ، وَاصْرِفْ عَنِّى كُلَّ شَرٍّ‏.‏ رَبِّ اشْرَحْ لىِ صَدْرِى، وَيَسِّرْ لِي اَمْرِى[2]،

 اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْتَحْفِظُكَ وَاَسْتَوْدِعُكَ نَفْسِي وَدِينِي وَاَهْلِي وَاَقَارِبِى وَكُلَّ مَا اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَيْهِمْ بِهِ مِنْ اَخِرَةٍ وَدُنْياَ، فَاحْفَظْنَا أَجْمَعِينَ مِنْ كُلِّ سُوءٍ ياَ كَرِيمُ.﴾

Okunuşu:
“Rabbî edhilnî müdhale sıdkin ve ehricnî mührace sıdkin vec’al’lî mil’ledunke sultanen’nasîra. Allâhümme bike esteînü ve aleyke etevekkel. Allâhümme zellil’lî suûbete emrî ve sehhil aleyye meşakkate seferî, verzuknî minel’hayri eksera mimma edlubu, vasrif anni külle şerr. Rabbiş’rahlî sadrî, ve yessirlî emrî, Allâhümme innî estahfizuke ve estevdiuke nefsî ve dînî ve ehlî ve ekâribî ve külle ma en’amte aleyye ve aleyhim bihî min âhiratin ve dünya, Fahfaznâ ecmaîne min külli sûin Ya Kerîm”

Anlamı:
“Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Bana yardımcı bir kuvvet ver. Allah’ım! Yalnız Senden yardım diler, yalnız Sana güvenirim. Allah’ım! Bu işimi ve yolculuğumu kolaylaştır. Bana, dilediğimden fazla iyilik lütfet. Her türlü kötülüğü benden sav. Rabbim! Gönlüme genişlik, işlerime kolaylık ver. Allah’ım! Kendimi, dinimi, ailemi, yakınlarımı, dünyada ve ahirette bize lütfettiğin nimetlerin hepsini sana emanet ediyorum. Ey keremi bol Rabbim! Bizi her türlü kötülükten koru.”

Ve havaalanına geliyorsunuz. Sizleri havaalanında yolcu etmeye gelen yakınlarınızla ve dostlarınızla derin duygular içinde son konuşmalarınızı yapıyorsunuz. Şirket yetkilileri ve Umre görevlileriyle önceden belirtilen buluşma noktasında buluşuyor ve son bilgileri alıyorsunuz. Bilet ve vize kontrol işleri yapılıp, valizler uçağa gönderiliyor. Genelde öncelikle Medine’ye gidilir. Ancak Önce Medine’ye değil de Mekke’ye[3] gidecekseniz, mikat yerini[4] havada geçemeyeceğinizden umre için ihrama girmeniz gerekiyor. Uçakta ihrama girme yeri olmadığından, lavabolarda girmekte zor olabileceğinden siz, evinizde veya uçağa binmeden önce misal Atatürk Havalimanı dış hatlar gidiş terminalindeki pasaport kontrolunden geçmeden önceki mescide veya kontrolden sonra alt katta bulunan mescidin içinde ayrılan özel kabinlerde[5] ihrama girme hazırlığı yapıyorsunuz. Gerçi bedenî olan bu hazırlığı yola çıkmadan önce tırnaklarınızı keserek, koltukaltı ve kasık temizliği yaparak, guslederek ve güzel kokular sürünerek yapmıştınız. Burada sadece bir abdest tazeliyor, rida ve izar isimli iki parça olan ihramınızı[6] koltuğunuzun altına alarak özel bölümünüze gidiyorsunuz.

Evet, ihrama gireceksiniz!

İhramlıca yaşamanın ne olduğu talim edeceksiniz. Peki nedir ihram ve nedir ihrama girmek?

İhramın en kısa ve en doğru tarifi kefen olması, bir diğer yorumla genelde beyaz olması sebebiyle günahlardan arınışı ve melekleşmeyi ifade etmesidir. Dikişsiz ihram, dikişsiz bir kefen gibidir. İhrama girmek, ölmeden önce ölmek, ölmeden önce kefenlenmek gibidir. Bu nedenledir ki mikat yeri, Rablerine doğru yolculuğa çıkan insanların kendilerini dünyadan arındırdıkları, dünyevi giysilerden, dünyevi sembollerden, dünyevileşmekten uzaklaştıkları, kendi kendilerini kefenledikleri, kendi kendilerine kefen giydikleri yerdir. Ne kadar zengin veya ne kadar fakir olursanız olun, zenginlerin pahalı, fakirlerin yamalı elbiselerini çıkararak aynı ihrama girdikleri, aynı ihram ile Rablerine yöneldikleri bir yerdir mikat yeri. Mikat yerine kadar kaliteli elbiselerle, etiketli kıyafetlerle, yıldızı bol üniformalarla gelenlerin,  mikat yerinden böylesi kıyafetlerle geçebilmesi mümkün değildir. Zenginliğin işareti olan giysilerden, makamınızın işareti olan kıyafetlerden uzaklaşacaksınız! Rızasına yöneldiğiniz, aşk deryasına dalmak için can atmış olduğunuz ve rahmetine doğru yürümekte olduğunuz Rabbiniz, Mevlanız, sizin üstünüzdeki kıyafetlere nasıl ki önem vermiyor, sizleri üzerinizdeki elbiselere göre nasıl tanımlamıyorsa, sizler de böylesi dünyevi kıyafetlere önem vermeyecek, kendinizi ve başkalarını bu kıyafetlere göre değerlendirmeyeceksiniz. Rasûlullâh‘ın buyurduğu gibi :

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ

 وَلَكِنْ إِنَّمَا يَنْظُرُ إِلَى أَعْمَالِكُمْ وَقُلُوبِكُمْ

“Allah ﷻsizin Görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz; yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.”[7]

Çıkaracaksınız üzerinizdeki bütün elbiseleri ve hepiniz aynı ihrama ve hepiniz aynı kefene girerek, Rabbinizin rızasına, rahmet çağlayanına, sonsuz aşk deryasına doğru dalmak için yürüyeceksiniz. “Ben yokum sadece O() var” demek için. Artık kıyafetlere bağlı bir üstünlük yok. Hepiniz iki parça ihram içindesiniz. Artık tek ayrıcalığın salih ameller, takva, ihlas ve aşkta olduğunu tamamen hissediyorsunuz.

Fedakarlığın semboli Kurban ayetinde bize öğütlenen gerçekteki gibi:

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ

كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ

وَبَشِّرِالْمُحْسِنينَ

Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bunları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Peygamberim!) Güzel davrananları müjdele![8] 

İhrama girmek için mescide doğru giderken, hep bunları düşünüyor, hep bunları anlamaya çalışıyorsunuz. Çünkü bütün bunları bilerek, bunları anlayarak, bunları hissederek, bunları yaşayarak ihrama girmek istiyorsunuz ihramın hakikatine vakıf olup ermek için…

Kendinize yöneliyorsunuz.

Artık ihrama gireceksiniz.

Daha önce bedeninizi temizleyip, guslettiğiniz vücudunuzdan elbiseleri birer birer çıkarıyorsunuz.

Resim 4:  Erkeklerin ihramı resimdeki gibidir. Kadınların ihramı ise el ve yüz açık olacak şekilde giydikleri elbiseleridir.

Resim 5: ihramsız girilmesi dinen yasak olan Mikat sınırları

Öldüğünüz zaman başkalarının yapacağı bu işleri kendi kendinize yapıyorsunuz. Mevla’ya döndürüleceğiniz zaman sizleri kefene sararlarken ne hissedecekseniz, ihrama girerken de benzer duyguları yaşıyorsunuz. “Bu Mevla’mıza dönüş, bu da En Yüce Dost Rabbimize gidiş” diyorsunuz kendi kendinize! Hz.İbrahim’in (a) dediği gibi:

وَقَالَ اِنّي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّي سَيَهْدينِ

“Ben Rabbime gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”[9]

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌ.وَقَالَ اِنّي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّي.اِنَّهُ هُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

“Bunun üzerine Hz.Lût, ona (Hz.İbrahim’e) iman etti. Hz.İbrahim, “Ben, Rabbime hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.”[10] Rasûlullah’a öyle emredilmişti:

فَفِرُّوا اِلَى اللّٰهِاِنّي لَكُمْ مِنْهُ نَذيرٌ مُبينٌ

“O hâlde Allah’a koşun/kaçın. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.”[11]

İhrama girdikten sonra iki rekât ihram namazını kılıyoruz. Niyet ettim Allah’ım senin rızasın için ihram namazı kılmaya niyetiyle. Rasûlullah’ın sünneti olduğu için  birinci rekâtinde Fatiha süresinden sonra Kâfirun, ikinci rekâtinde de Fatiha süresinden sonra İhlas süresini[12] okuyorsunuz.

İhram namazını kıldıktan sonra Umreye niyet etmeniz gerekiyor. Ve ellerinizi açıp niyetleniyorsunuz;

﴿ اَللَّهُمَّ اِنِّي اُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَتَقَبَّلْهَا مِنِّي

Okunuşu: “Allâhümme innî ürîdül’umrete feyessirhâ lî ve tekabbelhâ minnî”

Anlamı:“Allah’ım! Umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur”

Bu şekilde kalbi bir niyet yapıp dilimizle de telaffuz ettikten sonra TELBİYE getiriyorsunuz;

TELBİYE:

﴿ لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ.

 اِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ[13]

“Lebbeyk! Allâhümme lebbeyk.

(Buyur Allah’ım, emrine âmâdeyim buyur)

Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk.

(Senin eşin ve ortağın yoktur, buyur)

innel’hamde (hamd, övgü, şükür, teşekkür Sanadır) ve’nni’mete, (nimet Senindir)

leke vel’mülk, (mülkde Senindir)

lâ şerîke lek.

(Senin eşin, benzerin ve ortağın yoktur)’’[14]

Bütün bir Umre boyunca sık sık tekrarlayacağınız bu telbiyeyi, hem lafzen ve hem de anlam olarak öğrenmelisiniz. Öğrenmelisiniz ki ne söylediğinizin, hangi gerçeklere iman ettiğinizin farkına varabilesiniz. Çünkü bu telbiye elest meclisinde[15] Rabbimize, Ondan başka hiçbir şeye kulluk etmeyeceğimize dair verdiğimiz sözün yenilenmesidir.[16] Kâbe’yi görene kadar devam edeceğimiz bu biat sözcüklerinin noter mührü ise hacer’ül-esved karşında yapacağız niyet ve istilam olacak. Bu tekmili verip, bu telbiyeyi getirirken,şu ayeti hatırlayorsunuz;

وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ بِي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ.وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتيِنَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ

Hani Biz İbrahim’e(as) Ev’in (Ka’be’nin) yerini belirtip hazırladığınız zaman (şöyle emretmiştik) Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükuya ve secdeye varanlar için evimizi(Kabe’yi) tertemiz tut, İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse, uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.”[17]

Güzeller güzeli güzel Mevla’mız, Hz.İbrahim’e duyur buyurmaktadır. Bizler Hz.İbrahim’i() zahiren görmememize, zahiren duymamamıza rağmen, kullarından hakkıyla haberdar olan ve kullarını haktan haberdar eden Rabbimiz biz Müslümanlara bu kutlu daveti duyurmaktadır.

BİN HİKMETTEN BİR HİKMET:

Dünyada yaklaşık 8 milyar insan yaşıyor. Bu 8 milyarın yaklaşık 70 milyonuda Türkiye’mizde yaşıyor. 8 Milyar’ın içindeki 70 milyon içinden şu veya bu hikmetli sebeple seçilerek davet edilen, bu yüce davete muhatap olmakla şereflenen bizlerden ortak bir ses ve haykırış yükselmektedir arşa;

 “Buyur Allah’ım buyur, Davetini duydum ve iman ettim, davetini duydum ve teslim oldum, davetini duydum ve icabet ettim, davetini duydum ve aşk ile yollara düştüm. Buyur Allah’ım buyur. Senin eşin ve ortağın yoktur, buyur. herşeyi yoktan var edip yaratan ve yaşatan ancak Sensin. Sen birsin, Sen teksin, her şey sana muhtaç, Sen hiçbir şeye muhtaç değilsin. Hüküm Sana aittir. Tek ilah Sensin, yalnız Sensin, yalnız Sen. Ve ben sadece Sana yöneldim, buyur. Hamd, övgü, teşekkür Senindir, yalnız Sana Hamd ederim. Nimet Senindir, yalnız Sana şükrederim. Mülk Senindir, yalnız Senden isterim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Tekrar tekrar söylüyor tüm kâinata haykırıyorum ilahım yalnız Sensin, Rabbim yalnız Sensin, Mevlam yalnız Sensin() …”

Evet, Umre için ihrama girdikten, niyet edip telbiye getirdikten sonra bütün ihram yasakları başlamış durumdadır. İhramı giyerek ölmeden önce ölmenin şuuruyla, ihram gibi bembeyaz ve  tertemiz, günahlardan arınma ile Allah’ın rızasına talip kul olmak bazı sınırlara tabi olmaya bağlıdır. Rabbim evliyasından kılmak için çağırmadımı bizi? Evet onun için çağırdı. Peki nasıl Onun evliyası olunur: Kur’an’dan alalım cevabımızı:

أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ. اَلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ.لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ لَا تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ.

“- Açın gözünüzü! Allah’ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah’ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur.”[18]

Allah’ın dostu olmanın 2 şartı vardır buyuruyor ayette. 1- (HAKİKİ) iman etmiş olmak, 2- günahlardan sakınmak. Kelime-i şehadet ile iman nimetine kavuştuk çok şükür. Böylece 1.şartı geçtik. Şimdi ihramlıyız. Ve Allah dostu olabilmenin 2.şartı olan günahlardan sakınmayıda adım adım yaşayacağız. Melekleşmek bunu gerektirir. Bu yasaklar Kur’an’da ve Peygamberimizin hadislerinde geçen 3 temel yasak ve çerçevesidir. REFES (şehvet); FUSUK (günahlar); CİDAL (kavga)… [19]

Peki nedir bu yasaklar? Bu yasaklar ihrama girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam eder.

İhramlı kimsenin “ihram yasakları”na uyması vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir. Cezaları kitabın en sonundaki sıkça sorulan sorular kısmında bulabilirsiniz. İhramlı için yasak olan şeyler genel olarak şunlardır: İhramın Yasakları: Vücutla ilgili yasaklar: Saç ve sakal tıraşı olmak bıyıkları kesmek, Kasık ve koltuk altı kılları ile vücudun diğer yerlerinden kıl yolmak veya koparmak, Tırnak kesmek, Saç sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak tırnaklara oje sürmek ve ruj kullanmak, Vücuda veya ihrama güzel kokular sürmek. Giyim eşyası ile ilgili yasaklar: Giyimle ilgili yasaklar sadece erkeklerle ilgilidir. Kadınlar normal elbiselerini giyerler sadece ihram süresince yüzlerini örtmezler. Dikişli elbise ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek Bele kuşanılan kemerde veya giyilen üstü ve arkası açık ayakkabıda (terlik) ve taşınan çantada dikiş bulunabilir. Bunda bir mahzur yoktur. İhramı iğne ile tutturmada veya birbirine kendi uçlarıyla bağlamada ceza olmasa da mekruhtur. Erkekler için yüzü ve başı herhangi bir şeyle örtmek.

Eldiven, çorap ve topukları kapalı ayakkabı giymek

Cinsel konularla ilgili yasaklar: Cinsel ilişki ve cinsel ilişkiye götüren, öpme oynaşma,şehvetle tutma gibi hareketlerde bulunmak. Şehevi duyguları tahrik edici sözler söylemek.

Av yasağı: Gerek harem bölgesinde gerek dışında ister eti yensin ister yenmesin her türlü kara avını avlamak, avcıya göstermek, avlanmasına yardımcı olmak

Harem bölgesiyle ilgili yasaklar: Harem bölgesindeki av hayvanlarının avlanması, bitkilerinin koparılması ister ihramlı, ister ihramsız herkese yasaktır.[20]

Şahsi ve sosyal yasaklar:

1.Füsuk: İbadetten, haktan ayrılıp, günah ve lüzumsuz sayılan şeyleri yapmak

2.Cidâl: Başkalarıyla tartışmak kavga etmek hakaret etmek. Her zaman yasak olan bu tür şeyler ihramlıya şiddetle yasaktır.

3.Refes: Ebu Hureyre’nin rivayetine göre: Allah Rasulü; “Her kim şu Kâbe’ye gelip de kötü sözler söylemez ve günah işlemezse, o kimse annesinden doğduğu gün gibi tertemiz ve günahlardan arınmış olarak geri döner” buyurmuştur.[21]

İHRAMLIYA YASAK OLMAYAN ŞEYLER

1. Beline para vs. koymak için kemer takabilir.

2. Saat, kolye, gözlük gibi takı eşyasını kullanabilir.

3. Herhangi bir şeyle gölgelenebilir. Şemsiye kullanabilir.

4. Yıkanabilir. Kokusuz sabun kullanabilir.

5. Dişlerini fırçalayabilir sürme çekebilir.

6. Diş çektirebilir, kan aldırabilir, iğne vurdurabilir,

sargı sardırabilir.

7. Çanta takabilir.

8. Yüzü ve başı örtmeden yorgan vs. ile örtünmek.

9. Soğuk olduğu takdirde palto, ceket gibi şeyleri

giymeden omuza almak.

10. Su ürünlerini avlamak

11. İhramsız kişinin avladığı kendisinin av esnasında hiçbir desteğinin olmadığı av havyanın etinden yemek

12. İhram örtülerini yıkamak ve değiştirmek

13. İnek, koyun, deve ve tavuk gibi evcil hayvanları kesebilir.

İhram yasaklarını da hatırladıktan sonra, lafzıyla ve manasıyla iliklerinize işleyen telbiyeyi getire getire uçağa biniyorsunuz.  Uçağa biner binmez, rehberimiz Sevgili Peygamberimiz’in(ﷺ) tavsiye buyurduğu vasıtaya binerken okunan duayı okuyorsunuz;

Vasıtaya Binerken Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ مَجْرَيهَا وَمُرْسَيهَا اِنَّ رَبِّى لغَفُورٌ رَحِيمٌ. [22]

سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَلَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ, وَاِناَّ اِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ.[23]اَللَّهُمَّ اِناَّ نَسْأَلُكَ فِي سَفَرِنَا هَذَا الْبِرَّ وَالتَّقْوَى, وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضَى,اَللَّهُمَّ هَوِّنْ عَلَيْنَا سَفَرَنَا هَذَا, وَاطْوِعَنَّا بُعْدَهُ.اَللَّهُمَّ اَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي اْلأَهْلِ.اَللَّهُمَّ اِنِّي اَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ وَكَآبَةِ الْمُنْظَرِ وَسُوءِ الْمُنْقَلَبِ فِي الْمَالِ وَاْلأَهْلِ[24]

Okunuşu:

“Bismillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ inne rabbî leğafûrur’rahîm. Subhânellezî sehharalenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn. Allâhümme innâ nes’elüke fî seferinâ hâzâl’birra vet’takvâ. Ve minel’ameli mâ terdâ. Allâhümme hevvin aleynâ seferenâ hâzâ. Vatviannâ bu’deh. Allâhümme entes’sahibu fîssefer velhalîfetü fil’ehli. Allâhümme innî eûzübike min va’sâis’sefer  ve kâabetil’menzari ve sûil’münkalabi fil’mâli vel’ehli”

Anlamı:

“Allah’ın adıyla (biniyorum). O’nun adıyla yürür, O’nun adıyla dururuz. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Bunu bize lütfeden Allah, her türlü noksandan uzaktır. Onun lütfu olmasaydı, biz buna güç yetiremezdik. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz. Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve rızana uygun işler istiyoruz. Allahım! Yolculuğumuzu bize kolaylaştır. Uzağını yakın eyle. Allah’ım! Yolculukta sahibimiz, ailemize vekilimiz sensin. Allah’ım! Yolculuğun sıkıntılarından, kötü duruma düşmekten, dönüşte malımı ve ailemi kötü bir durumda bulmaktan sana sığınırım.”

 Uçağın ilk kalkıştaki tatlı heyecanı ile yolculuk heyecanınızın birbirine karıştığını hissedecek ve uçak kalkış pistinde hızlanmaya, motor gürültüleriyle beraber sarsıntılar artmaya ve uçağın ön tarafı kalkarak yavaş yavaş  havalanmaya başladığında, içinizde hissedebileceğiniz tatlı ve heyecanlı bir ürperti ile dudaklarınızdan şu ifadenin yükseldiğine şahit oluyorsunuz; -Lutfunla geliyorum Ya Rabbi !


[1] Kur’an:İsra;80

[2] Kur’an:Ta Ha:24-26

[3] Mekke’de havalimanı olmadığından Cidde’ye uçakla gidilir. Cidde-Mekke arası olan 90 km mesafe ise özel araçlarla yapılan transferler ile katedilir.

[4] Umre’ye niyet edenlerin ihramsız geçemeyecekleri Mekke civarı harem sınırı.

[5] İstanbul Yeşilköy Atatürk Havalimanı üzerinden yolculuk yapacaklar için bu ifade geçerlidir.  Pasaport kontrollerinden önce sağda ve kontrollerden sonra alt kaltta bulunan mescidler özel kabinler bulunmaktadır. Umreciler genelde oralarda ihrama girerler.

[6] Erkeklerin ihramı üste örtülen rida ve alta sarılan izar’dır. Bayanların ihramı ise, özel olmayıp giydikleri elbiseden ibarettir. Erkekler için bu iki parça bezden başka şeyi giymek caiz değil iken, bayanların yalnızca el ve yüzlerini örtmeleri caiz değildir.

[7] Hadis:Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539

[8] Kur’an:Hac;37

[9] Kur’an, Sâffât Suresi 99

[10] Kur’an, Ankebût Suresi 26

[11] Kur’an, Zâriyât Suresi 50

[12] Hadis:Tirmizî,“Hac”,43;Müslim,Hac,147(bilmiyorsanız bildiklerinizi okuyabilirsiniz)

[13] Resulullahﷺ Zü’l-Huleyfe’de iki rekat na­maz kılar, sonra zulHuleyfe mescidinin yanında hayvanı kendisini kaldırarak doğrulttumu bu kelimelerle telbiye yapardı. Müslim, Hac, 19,20,27,147

[14] Hadis:Ebû Dâvûd, Menâsik, 27; II, 404. Tirmizî, Hac, 13. III; 187. Telbiyenin yüksek sesle getirilmesi sünnettir.

[15] Yaratılmadan önceki ruhlar aleminde.

[16] Kur’an: A’raf:172: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.

[17] Kur’an:Hac; 26, 27

[18] Kur’an:Yûnus;62-64

[19] REFES: FUSUK: CİDAL: Kur’an:Bakara;197’den: … hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur… Hadis : Buhârî, Muhsar 9, 10; Tirmizî, Hac 2, 811; Nesâî, Menasik 4; İbn Mâce, Menasik 3,2889; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/248, 410, 484, 494.:   Her kim, bu beyti (Kâbe’yi) tavaf etmek için gelir de (ihramlıyken) herhangi bir günah işlemezse, annesinden doğduğu gibi günahsız olarak ailesine döner

[20] Kur’an:Maide;95,

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه ذَوَاعَدْلٍ مِنْكُمْ

هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكينَ اَوْ عَدْلُذٰلِكَ صِيَاماً لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِهۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَفَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ

وَاللّٰهُ عَزيزٌ ذُوانْتِقَامٍ

Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

Haricen Hadis:Buhârî, Cenaiz, 77, II, 95.

[21] Hadis: Buhârî, Muhsar 9, 10; Tirmizî, Hac 2, 811; Nesâî, Menasik 4; İbn Mâce, Menasik 3,2889; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/248, 410, 484, 494. 

[22] Kur’an:Hud:41 (Hz.Nuh’un duası)

[23] Kur’an:Zuhruf:13-14  (Müminlerden beklenen dua)

[24] Ebu Davud, Cihad, 72

Mekke’ye/Harem Bölgesine Girince Okunacak Dua

﴿ اَللَّهُمَّ هَذَا حَرَمُكَ وَاَمْنُكَ فَحَرِّمْنِى عَلَى النَّارِ

, وَاَمِنِّى مِنْ عَذَابِكَ يَوْمَ تَبْعَثُ عِبَادَكَ, وَاجْعَلْنِي مِنْ اَوْلِيَائِكَ وَاَهْلِ طَاعَتِكَ.﴾

Okunuşu: “Allahümme hâzâ haremüke ve emnüke feharrimnî alennâr. Ve âminnî min azâbike yevme teb’asü ibâdek. Vec’alnî min evliyâike ve ehli tâatik.”

Anlamı: “Allah’ım! Burası senin güvenli kıldığın Harem Bölgendir. Burayı Harem kıldığın gibi benim  vücudumu da Cehennem ateşine haram kıl! Kullarını dirilteceğin gün, beni azabından emin eyle, beni dostlarından ve sana itaat edenlerden eyle.”

Otel odanıza eşyalarınızı, görevlilerin yardımıyla, sabırlı ve mütevekkil olarak etrafımızda olabilecek hiçbir olumsuzluğa yenilmeden bıraktıktan sonra hemen abdest tazeliyor ve biraz istirahatın ardından Mescid-i Haram’a doğru yola çıkıyorsunuz. Üzerinizde ihram, ayağınızda terlik, yüreğinizde heyecan ile Mescid-i Haram’a doğru yürürken halkın duyacağı, Hakk’ın şahit olacağı bir sesle tekbir, tehlil, tesbih ve telbiye getiriyorsunuz.

Tekbir:

﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ لاَ اِلَهَ اِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ وَ لِلَّهِ الْحَمْدُ.

Okunuşu: “Allâhû ekber, Allâhû ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Allâhu ekber velillâhil’hamd”

Anlamı: “Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.”

Tehlil:

﴿لَا اِلَهَ اِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ, لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ.﴾

Okunuşu: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh. Lehûl-mülkü ve lehul’hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”

Anlamı: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Mülk Ona aittir. Hamd Ona mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter.”

Tesbih;

﴿ سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ

وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلَّا بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ.﴾ [1]

Okunuşu: “Subhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhilaliyyil’azîm’’

Anlamı: “Allah, her türlü noksandan uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şânı yüce olan Allah’a aittir.”

Tekbir getirerek, tehlil ve tesbih getirerek Mescid-i Haram’a geliyorsunuz. Öncelikle Mescid-i Haram’ın mermer görüntüsüyle karşılaşıyorsunuz. Bu şekilde uzaktan Ka’be’yi görmeniz mümkün olmuyor. Yürümeye devam ediyorsunuz ve terliklerinizi çıkararak Mescid-i Haram’ın kapısından giriyorsunuz. Girerken okunması tavsiye edilen duayla kalbinizi sükûnete erdirmeye çalışıyorsunuz;

Mescid-i Haram’a Girerken Rasûlullah’ın Duası

﴿ اَللَّهُمَّ افْتَحْ لِى اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ وَاَعِذْنِى مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. اَعُوذُ بِاللهِ الْعَظِيمِ وَبِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ.بِسْمِ اللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِ اللهِ.اَللَّهُمَّ اغْفِرْلِي ذُنُوبِي وَافْتَحْ لِى اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ

Okunuşu:  “Allâhümmef’tahlî ebvâbe rahmetike ve eiznî mineşşeytânirrâcîm. Eûzü billâhil’azîmi vebivechihil’kerim. Ve sultânihil’kadîmi mineşşeytânirracîm. Bismillâhi vessalâtü vesselâmü alâ rasûlillâh. Allahümmağfirlî zünûbî veftahlî ebvâbe rahmetik.”

Anlamı: “Allah’ım! Rahmet kapılarını bana aç ve beni kovulmuş şeytandan koru. Kovulmuş şeytanın şerrinden Yüce Allah’a, onun üstün zatına ve ezeli otoritesine sığınırım. Allah’ın adıyla (buraya) giriyorum. Salat ve selam Allah’ın elçisinedir. Allahım! Günahlarımı bağışla, rahmet kapılarını aç.”

Resim 7: Kâbe:


[1] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

. Rasûlullah buyurduki: “Kabe’yi ilk görünce yapılan dua reddolunmaz”[1]Üç kere tekbir ve tehlil getiriyorsunuz. Ve size tavsiye edilen Kâ’be’yi görünce yapılacak duayı yapıyorsunuz;

﴿ اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعاً وَخُفْيَةً اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ

Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.”[2]

 RUHUNUZUN DERİNLİKLERİNDEN GELEN EN SAMİMİ DUA; EN MAKBUL OLAN DUADIR.

Kâ’be’yi Görünce Rasûlullah’ın Yaptığı Dua

﴿اَللَّهُمَّ زِدْ هَذَ الْبَيْتَ تَشْرِيفًا وَ تَعْظِيمًا وَتَكْرِيمًا

وَ مَهَابَةً.وَزِدْ مَنْ شَرَّفَهُ وَكَرَّمَهُ مِمَّنْ حَجَّهُ اَوِاعْتَمَرَهُ تَشْرِيفًا وَتَكْرِيمًا وَتَعْظيِمًا وبِرًّا.اَللَّهُمَّ اَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ حَيِّنَا رَبَّنَا بِالسَّلاَمِ[3]

Okunuşu: “Allahümme zid hâzâl’beyte teşrîfen ve ta’zîmen ve tekrîmen ve mehâbeten ve zid men şerrefehû ve kerremehû mimmen haccehû evi’temerahû teşrîfen ve tekrîmen ve ta’zîmen ve birra. Allâhümme entes’selâmü ve minkesselâm. Hayyinâ Rabbenâ bisselâm.’’

Anlamı:“Allah’ım! Bu Kâbe’nin şerefini, yüceliğini, saygınlığını ve heybetini artır. Hac ve umre yapanların şerefini, saygınlığını ve iyiliğini de artır. Allahım! Sen esenlik sahibisin, esenlik sendendir. Ey Rabbimiz! Bizi esenlikle yaşat.”

Ama şunu hiç hatırınızdan çıkarmıyorsunuz;

Ruhunuzun derinliklerinden gelen en samimi dua; EN MAKBUL OLAN DUADIR. ﴿

﴿ وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَاِنِّي قَرِيبٌ  اُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ 

فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.”[4] 

﴿اِنَّ رَبّي لَسَميعُ الدُّعَاءِ

“…Şüphesiz Rabbim duayı işitendir”[5]

Bundan dolayı genellikle kalbinizden dilinize gelen samimi sözcüklerini kullanıyorsunuz tüm umre ibadetiniz boyunca. Ve artık gözünüzü ve gönlünüzü Kâ’be’den ayırmadan, tekbir ve tehlil getire getire, kalbinizden dökülen samimi dualarla Kâ’be’ye yaklaşıyorsunuz.

UNUTMAYINIZ! Rasulullah şöyle buyurdu:
Beyti (Kâbe’yi) tavaf etmek de namaz (kılmak) gibidir. Dolayısıyla tavaf ederken (dua haricinde) fazla konuşmayın” Nesaî, Menasik, 136, V, 222.

 Artık Ka’be’desiniz, Kâ’be’nin yanıbaşındasınız. Derin duygular içindesiniz! Ka’be’ye geldiniz. “Mevla’m getirdin beni’’ diyorsunuz. Öylesine soyutlanıyorsunuz ki dünyadan. Artık etrafınızda kimse yok!  Siz de Yoksunuz! Sadece Allah var ve O’nunla konuşuyorsunuz kalbinizle…[6]

Yüzünüzü Ka’be örtüsüne sürüyor ve ağlıyorsunuz hıçkıra hıçkıra. Hiç tatmadığınız derûnî duygular içinde rahmet atmosferine dalıyorsunuz.Anlatılamayan ve ancak yaşanan duyguların zirvesindesiniz artık.Şimdi yedi şavt ile tavaf yaparak yedi kat göğe yükselme zamanı. Ka’be’yi Solumuza alarak ve Haceru’l-Esved’e istilamda bulunarak tavafa başlayacaksınız. Haceru’l-Esved köşesinden başlayıp, yine bu köşede bitirmek üzere Kâ’be etrafında her dönüşünüz bir şavt olacak ve yedi şavt ile tavafı tamamlayacaksınız. İlk üç şavtta remel[7] yapılan, yani kısa adımlarla hafifçe koşulan, tavaflarda sünnet olduğu için ihramınızın üst parçası olan ridanın bir ucunu sağ koltuk altınızdan geçirip, sol omzunuzun üzerine atarak ve sağ omzunuzla beraber sağ kolunuzu ihram dışında bırakarak ıztıba[8] yapıyorsunuz. Iztıbayı tavaf bitene kadar uyguluyorsunuz.   

Haceru’l-Esved’in hizasına gelmeden ve selamlamadan önce umre tavafı için niyetleniyorsunuz;

﴿اَللَّهُمَّ اِنِّى اُرِيدُ طَوَافَ الْعُمْرَةِ  فَيَسِّرْهُ لِى وَتَقَبَّلْهُ مِنىِّ

Okunuşu:

“Allâhümme innî ürîdü tavâfel’umreti feyessirhû lî ve tekabbelhû minnî.”

Anlamı:

“Allah’ım! Senin için umre tavafını yapmak istiyorum. Onu benim için kolaylaştır ve benden kabul eyle”

﴿ بِسْمِ اللهِ.اَللَّهُ اَكْبَرُ

Şimdi (Bismillâhi Allâhu  ekber /Allah’ın adı ile, Allah en büyüktür) diyerek Haceru’l-Esved’e istilamda bulunmanız ve tavafa başlamanız gerekiyor. Evet bu mübarek taş cennetten indirilmiştir[9] Velakin unutmayın Haceru’l-Esved’i (اَلْحَجَرُ اْلأَسْوَد ) öpmek ve Kâbe’yi mümkün olduğu kadar yakınından tavaf etmek sünnetse de, insanlara eziyet vermek haramdır.

Hz.Ömer (r) bir haccında haceri esved’e yaklaşıp onu öpmüş ve akabinde: Ben çok iyi biliyorum ki, sen zarar veremez, menfaat veremez bir taş parçasısın. Eğer Peygamber’in seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim, demiştir[10]

Siz Allah rızası için bu bilinçle izdihamdan uzak durduğunuz takdirde niyetinizle inşallah ecrinizi alacaksınızdır.[11] Velev ki Mekke’den ayrılacağınız güne kadar kargaşalık her zaman olurda, öpmek için fırsat bulamasanız bile…

İlk üç şavtta remel yaparak, telbiye getirmeden tekbir, tehlil, zikir, tesbih söyleyerek, tavsiye edilen duaları ve özellikle yüreğinizden gelen samimi yakarışlarla tavafınıza başlıyorsunuz. Haceru’l-Esved’de başlıyorsunuz şavta ve oraya yine gelince diğer şavta geçiyorsunuz. Tâki yedi kez oluncaya kadar.

Her şavtta kalbinizdeki samimi duaları temel almak koşuluyla şu duaları da samimiyetinize katarak tavafınızı bitiriyorsunuz;[12]


[1] Hadis;Taberani ve Heysemi Mecmau’z-zevaid, h. no: 17253

[2] Kur’an; A’raf,55

[3] Peygamberimizin Veda haccında Kabe’yi görünce bu şekilde dua etmiştir. Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa’d, c. 2, s. 173, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264, Heysemî, c. 3, s. 238.

[4] Kur’an;Bakara, 186

[5] Kur’an;İbrahim, 39 (Hz.İbrahim’in duası)

[6] Kur’an;Mü’min,60: Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.

[7] Remel: Tavafın ilk üç şavtında erkeklerin kısa adımlarla koşar gibi çalımlı yürü-mesine denir. Bu yapılmasa da bir eksiklik olmaz. Remel, sadece arkasından sa’y yapılacak tavaflarda yapılır.

[8] Iztıba: Tavafa başlamadan önce yalnızca erkeklerin, vücudun üst kısmına ör­tülen rida denilen örtünün bir ucunu sağ koltuk altından geçirerek sol  omuza atıp sağ kolu omuzla birlikte açıkta bırakmalarına denir. Tavaf bitince omuz kapatılır.

[9] Hadis: الْحَجَرُ الأَسْوَدُ مِنَ الْجَنَّةِ Hacer’ul-Esved Cennettendir.Nesai,Menâsikü’l-Hac,145

[10] Hadis; Buhari, Hac, 50,57,60

[11] Hadis; Ameller niyetlere göredir (Buhari, İman, 41)

[12] Tavaf esnasında istenilen dua yapılabileceği gibi Kurân-ı Kerim de okunabilir. Ancak Peygamber efendimizin okumuş olduğu duaları okumak daha fazîletlidir. Diyanet h.i.s:81

Tavafın 1.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ, اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ, وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[1]. سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لَا اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ[2] .رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّميعُ الْعَليمُ . رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ.

وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا.اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحيم.[3]

اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا, وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا. رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[4] .وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ

يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ

Okunuşu:“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes’semîul’alîm. Rabbenâ vec’alnâ müslîmeyni leke ve min zürriyyatinâ ümmeten müslimeten lek. Ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ inneke ente’ttevvâbur’rahîm.Allâhümmec’alhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfûrâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil’âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnel’cennete meal’ebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı: “Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbimiz, (ibadetimizi) bizden kabul eyle. Şüphesiz ki sen her şeyi işiten ve bilensin. Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle. Neslimizden de sana teslim olmuş bir ümmet lütfeyle. Bize umre ibadetindeki vazifelerimizi göster, tövbelerimizi kabul et. Sen tövbeleri çok kabul edersin ve çok merhametlisin. Allah’ım! Umremizi kabul eyle. Günahlarımızı bağışla. Çabamızı karşılıksız bırakma. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahlar çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Resim 9: Kâbe camisi Mescid-i Haram’da doyulması imkansız Kâbe’yi

doya doya seyreden umreciler

Tavafın 2.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ, اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ, وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[5]. سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لَا اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ .[6]رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي.وَيَسِّرْ لِي اَمْرِي[7]. رَبِّ اِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِى فَغْفِرْلِي [8]لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ[9].رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ. [10]رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا [11]وَاَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ.[12]اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ  عُمْرَةً مَبْرُورَا, وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا. رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[13]. وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ.﴾

Okunuşu: “Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbişrahlî Sadrî ve yessirlî emrî. Rabbi innî zalemtü nefsî fağfirlî. Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü minezzâlimîn. Rabbiğfir verham ve ente hayrur’rahimîn. Rabbî zidnî ilmen ve elhıknî bissâlihîn. Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnelcennete meal’ebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı: “Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbim! Gönlüme genişlik ver, işimi kolaylaştır. Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Sen her türlü noksandan uzaksın. Gerçekten ben zalimlerden oldum. Rabbim! Beni bağışla ve merhamet et. Sen en iyi merhamet edensin. Rabbim! İlmimi artır ve beni salihlere erdir. Allah’ım! Umremizi kabul eyle. Günahlarımızı bağışla. Çabamızı karşılıksız bırakma. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahlar çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Resim 10: Mescid-i Haram’ın avlusu. Cami (sağda), Tevhid otel (karşıda), Hilton (solda)

Tavafın 3.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ, اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ, وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[14]. سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ.[15]رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِريِنَ.[16]رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ.[17] رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ.[18] رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. [19]اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا. رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[20] وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ﴾

Okunuşu:“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmanen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem. Sübhânallahi velham-dülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve il’lem tağfirlenâ ve terhamnâ lenekûnenne minel’hâsirîn. Rabbenâ âmennâ fağfirlenâ verhamnâ ve ente hayrurrâhimîn. Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel’masîr. Rabbenâ etmimlenâ nûrenâ vağfirlenâ inneke alâ külli şey’in kadîr. Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnel’cennete mealebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı: “Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak,  kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbimiz!

Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrana uğrarız. Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen en iyi merhamet edensin. Rabbimiz! Yalnızca sana tevekkül ettik, yalnızca sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır. Rabbimiz! Nurumuzu tamamla. Bizi bağışla, şüphesiz senin her şeye gücün yeter. Allah’ım! Umremizi kabul eyle. Günahlarımızı bağışla. Çabamızı karşılıksız bırakma. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahlar çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Resim 11: Kâ’be: elest meclisindeki ahde vefanın yeri

Tavafın 4.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[21].سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ[22]رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْناَ اِنْ نَسِينَا اَوْ اَخْطَأْنَا. رَبَّنَا وَ لَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا. رَبَّنَا وَ لَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ.وَاعْفُ عَناَّ وَاغْفِرْلَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلاَنَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ[23] اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا وَذنْبًا مَغْفُورًا وَسَعْيًا مَشْكُورًا رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[24]وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ. ﴾

Okunuşu:“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmanen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbenâ lâ tüâhiznâ in’nesînâ ev ehta’nâ. Rabbenâ velâ tahmil aleynâ isran kemâ hameltehû ale’llezîne min kablinâ. Rabbenâ velâ tuhammilnâ mâ lâ dâkatelenâ bih. Va’fü annâ vağfirlenâ verhamnâ. Ente Mevlânâ fensürnâ alel’kavmil’kâfirîn.  Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnel’cennete mealebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı:“Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak,  kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Ey Rabbimiz! Eğer unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri de yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet buyur! Sen bizim Mevlâmızsın. İnkârcı toplumlara karşı bize yardım et! Allah’ım! Günahlarımızı bağışla. Bize merhamet et. Kusurlarımızı biliyorsun, bunları affet. Çünkü sen mutlak güç ve kerem sahibisin. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Resim 12:  Hacer’ul Esved köşesinden Kâbe;  ruhlar alemindeki kulluk sözleşmesinin ahdine vefanın yeri. İstilam ederken verilen selam Hz.Muhammed’ce yaşanacak hayatının sözüdür.

Tavafın 5.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ, اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ, وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[25].سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ[26]رَبِّ هَبْ لىِ مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً اِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَآءِ[27].رَبِّ اجْعَلْنِى مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ[28].رَبِّ هَبْ لِى مِنَ الصَّالِحِينَ [29] تَوَفَّنِى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنِى بِالصَّالِحِينَ[30].رَبِّ اَنْزِلْنِى مُنْزَلاً مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ[31].اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا, وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا. رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[32]. وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ

Okunuşu:“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmanen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbi heblî mil’ledünke zürriyeten tayyibeten inneke semîud’duâ. Rabbic’alnî mükîmessalâti ve min zürriyetî. Rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbi heb lî mines’salihîn. Ve teveffenî müslimen ve elhıknî bis’salihîn. Rabbi enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayrul’munzilîn. Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâben’nâr ve edhilnel’cennete meal’ebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı:“Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbim! Bana, tertemiz bir nesil lütfet. Şüphesiz sen duaları işitensin. Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamızı kabul eyle! Rabbim! Bana hayırlı nesiller lütfet. Bana Müslümanca ölmeyi nasip eyle ve beni Salihler arasına dahil eyle. Rabbim! Beni bereketli bir yere yerleştir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin

Rabbi!”

Resim 13: Kâ’be’nin kapısı bir tövbe kapısıdır.

Tavafın 6.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُمَّ اِيمَانًابِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ,وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[33].سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْ لَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ[34].رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ[35] رَبَّنَا اغْفِرْلَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فِى اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ[36]. رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْلَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ[37].اَللَّهُمَّ اِنِّى اَعُوذُبِكَ مِنَ الشَّكِّ وَالشِّرْكِ وَالنِّفَاقِ وَالشِّقَاقِ وَسُوءِ اْلأَخْلاَقِ[38] اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا, وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا. رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[39]. وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ

Okunuşu:“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmanen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve selem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbenâ lâ tüziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heblenâ mil’ledünke rahmeten inneke entelvehhâb. Rabbenâğfirlenâ zünûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel’kavmilkâfirîn. Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lillezîne keferû vağfirlenâ Rabbenâ inneke entel’azîzül’hakîm. Allâhümme innî eûzübike mineşşekki veşşirki vennifâki veşşikâki vesûil’ehlâk. Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ Âtina fid’dünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnel’cennete meal’ebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı:

“Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma, bize rahmetinden ver. Şüphesiz sen çok bağışlayansın. Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlamlaştır. İnkârcı toplumlara karşı bize yardım et! Rabbimiz! Bizi inkârcıların baskı ve şiddetine maruz bırakma! Rabbimiz, bizi bağışla. Şüphesiz sen mutlak güç ve hikmet sahibisin. Allah’ım! Şüpheden, şirkten, münafıklıktan, haktan ayrılmaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahrette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Tavafın 7.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ بِسْمِ اللهِ اَللَّهُ اَكْبَرُ, اَللَّهُمَّ اِيمَانًا بِكَ وَ تَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ,وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم[40].سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ[41].رَبنَّا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّياَّتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامَا.[42]رَبَّنَآ اَتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَ
 
هَىِّئْلَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا[43]وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلآخِرَةِ اِنَّا هُدْنَآ اِلَيْكَ.[44]اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ عُمْرَةً مَبْرُورَا, وَذنْبًا مَغْفُورًا, وَسَعْيًا مَشْكُورًا.رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ[45] .وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اْلاَبْرَارِ يَاعَزِيزُ يَاغَفَّارُ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ. ﴾

Okunuşu:

“Bismillâhi Allâhu ekber. Allâhümme îmanen bike ve tasdîkan bikitâbike ve vefâen biahdike vettibân lisünneti nebiyyike ve habîbike Muhammed sallallâhu aleyhi ve selem. Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azim. Rabbenâ heblenâ min ezvâcinâ ve zürriyâtinâ kurrete e’yunin vecalnâ lilmüttekîne imâmâ. Rabbenâ âtinâ mil’ledünke rahmeten heyyi’lenâ mine emrinâ raşedâ. Vektüblenâ fî hâzihid’dünyâ haseneten ve fil’âhireti innâ hüdnâ ileyk. Allâhümmecalhu umreten mebrurâ. Ve zemben mağfürâ. Ve sa’yen meşkûrâ. Rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr ve edhilnel’cennete meal’ebrar Yâ Azîzü Yâ Ğaffâr. Yâ Rabbel’alemîn”

Anlamı:

“Bismillahi Allahü ekber! Allah’ım! Sana inanarak, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim sözü tutarak ve Peygamberin ve Sevgilin Hz.Muhammed’in (Senden rahmet,meleklerden istiğfar, müminlerden dua Onun üzerine olsun) sünnetine uyarak işte buradayım. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir. Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve nesiller ver. Bizi takva sahiplerine önder kıl. Ey Rabbimiz! Bize rahmetinden ver ve işimizde bize çıkış yolunu göster. Bize bu dünyada da Ahirette de iyilik yaz. Biz gerçekten sana yöneldik. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”

Resim 14: Kâbe: taştan duvardan yapılmış basit bir yapı görünümünde olsada, Kainatın kalbi konumunda bir altın oran mucizesidir

İhramlı olarak Hacer’ul-Esved’in karşısında ruhlar aleminde verilen kulluk sözüne yeniden biat eden siz,  sözünüzü fiiliyata döktünüz. İhram yasaklarının esası olan hiç kimseyi incitmeden ve hiç kimseden incinmeden, haram ve helal çizgisi doğrultusunda haftanın 7 gününü tavaf ile sembolize ederek sözleşmenizi tasdiklettiniz. Efendimiz’in miraca çıkarken katettiği 7 kat semâyı kulluk makamınızla aştınız. Şimdi sıra Peygamber’imiz miraçta 7 kat semâyı aştığında ne yaptıysa Onu yapacaksınız. Efendimiz vasıtasız engelsiz Allah’ımız ile görüştü.Siz ise o günün yadigârı, müminin miracı namaz ile tasdikliyorsunuz bu müthiş anı.

Tavafınızı kalbinizden gelen samimi dua ve duygular içinde bitirdikten sonra iki rekât tavaf namazı kılmanız gerekiyor. Makam-ı İbrahim’in arka kısımları genelde müsait olmadığı için Ka’be’yi karşınıza alarak namaz kılabileceğiniz uygun bir yere geçiyorsunuz. Namaza başlamadan önce Sevgili Peygamberimizin; “Namaz; mü’minin miracıdır, namaz ruhun miracıdır.’’ buyurduğu mübarek sözlerini düşünüyorsunuz. Ka’be’yi, tavaftaki yedi şavtla, yedi kat göğe ulaşan siz, namazla da ilahi huzurda, hem de tam huzurda olduğunuzu derinlemesine hissediyor ve miracı yaşıyorsunuz…

Kâ’be ile aranızda bir engel yoksa Kâ’be’ye bakarak namaz kılmak müstehabtır. İki rekât tavaf namazına bu şekilde niyet ederek tekbir getiriyorsunuz; Allâhu Ekber…

  Tekbir için kalkan elleriniz ve omuzlarınızın adeta arşa deydiğini hissediyorsunuz. En büyük Dost’unuz, Sevgiliniz, her şeyiniz Allah’ın huzurundasınız. Onunla paylaşıyorsunuz, O bildiği halde herşeyi. O’na olan aşkınız haykırmak istiyorsunuz tüm kâinata…

Tavaf namazının birinci rekâtinde Fatiha süresinden sonra Kâfirun süresini, ikinci rekâtinde ise

Fatiha süresinden sonra ihlas süresini okumanın sünnet[46] olduğunu biliyor ve bu şekil namazını kılıyorsunuz. Ama Önceden öğrenmiş olduğunuz manalarının üzerinde tefekküre dala dala, Rabbinizle konuşurcasına okuyorsunuz bu süreleri…

Resim 15: Kâ’be, âdem’in alemle buluştuğu nokta

İki rekât tavaf namazınızı bu şekilde edâ ediyor ve kalbinizden gelen samimi dualarla Mevlamıza yakarıp Onunla dualarla konuşmanın iştiyakının yanında size önceden tavsiye edilen duaları da telaffuz ediyorsunuz manalarını yüreğinizde hissede hissede; 

Tavaf Namazından Sonra Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَليِمُ[47]. رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فِى اَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ.[48]رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ [49]رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ[50]. رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ.[51]رَبَّنَا وَسِعْتَ كلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ[52]. رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ نِالَّىِ وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اَبَآئِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّياَّتِهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ.  وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ. وَمَنْ تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ. [53]اَللَّهُمَّ اَنَا عَبْدُكَ وَابْنُ عَبْدِكَ اَتَيْتُكَ بِذُنُوبٍ كَثِيرَةٍ وَاَعْمَالٍ سَيِّئَةٍ. وَهَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ النَّارِ, فَاغْفِرْلىِ اِنَّكَ اَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Okunuşu:“Rabbenâ tekabbel minnâ innekeentes’semîulalîm. Rabbenağfirlenâ zünûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel’kavmil’kâfirîn. Rabbenâ lâ tec’alnâ fitnetel’lilkavmizzâlimîn. Ve neccinâ birahmetike minel’kavmilkâfirîn. Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve teveffenâ müslimîn. Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten Lillezîne keferû vağfirlenâ Rabbenâ inneke entel’azîzül’hakîm. Rabbenâ vesi’te külle şey’in rahmeten ve ilmen fağfirlillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekihim azâbel’cahîm. Rabbenâ ve edhilhüm cennâti adninil’letî veat’tehüm ve men saleha min âbâihim ve ezvâcihim ve zürriyâ tihim inneke entel’azîzü’lhakîm. Vekihimüs’seyyiâti vemen tekis’seyyiâti yevmeizin fekad rahimteh. Allahümme ene abdüke vebnü abdiki eteytüke bizünûbin kesîratin ve e’mâlin seyyietin. Ve hâzâ mekâmül’âîzibike minennâr. Fağfirlî inneke entel’ğafûrur’rahîm’’

Anlamı:“Rabbimiz! Tavafımızı ve namazımızı bizden kabul eyle. Şüphesiz ki sen her şeyi işiten ve bilensin. Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlamlaştır. İnkârcı topluma karşı bize yardım et. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma! Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar. Ey Rabbimiz! Bize bol sabır ver ve bizim canımızı Müslüman olarak al. Rabbimiz! Bizi inkârcıların elinde fitneye düşürme! Rabbimiz! Bizi bağışla. Şüphesiz sen mutlak güç ve hikmet sahibisin. Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatır. Tövbe edenleri ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru. Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. Allah’ım! Ben senin kulunum. Birçok günahlarla ve kötülüklerle huzuruna geldim. Burası ise cehennem ateşinden sana sığınma makamıdır. Beni bağışla. Çünkü sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.’’

Tavaf namazını kıldıktan sonra müsaitse kimseyi incitmeden Makam-ı İbrahim’de dua yapıyorsunuz;

اَللَّهُمَ اِنَّكَ تَعْلَمُ سِرِّى وَعَلَانِيَّتِى فَاقْبَلْ مَعْذِرَتىِ، وَتَعْلَمُ حَاجَتِي فَاعْطِنِي سُؤْلىِ، وَتَعْلَمُ مَافِي نَفْسِي فَاغْفِرْليِ ذُنُوبِي، اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْئَلُكَ اِيمَانًا يُبَاشِرُ قَلْبِى وَيَقِينًا صَادِقًا حَتَّى أَعْلَمُ أَنَّهُ لَايُصِيبُنِي اِلَّا مَا كَتَبْتَ لِي رِضًا مِنْكَ بِمَا قَسَمْتَ لِي، أَنْتَ وَلِيِّى فِى الدُّنْيَا واْلآخِرَةِ. تَوَفَّنِى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ . اَللَّهُمَّ لَا تَدَعْ لَنَا فِي مَقَامِنَا هَذَا ذَنْبًا اِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَاهَمًّا اِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً اِلَّا قَضَيْتَهَا وَيَسَّرْتَهَا، فَيَسِّرْ أُمُورَنَا، وَاشْرَحْ صُدُورَنَا، وَنَوِّرْ قُلُوبَنَا، وَاخْتِمْ بِالصَّالِحَاتِ أَعْمَالَنَا، اَللَّهُمَّ تَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ وَأَحْيِنَا مُسْلِمِينَ، وَاَلْحِقْنَابِالصَّلِحِينَ،غَيْرَ خَزَايَا وَلَا مَفْتُونِينَ آمِينَ

Okunuşu:“Allâhümme inneke ta’lemu sirrî ve alâniyeti fekbel ma’ziratî, ve te’lemü hacetî fa’tinî su’li, ve te’lemu ma fi nefsî feğfirlî zünûbî, Allâhümme innî es’elüke imânen yübâşiru kalbî ve yakînen sâdikan hatta e’lemu ennehu la yusîbunî illa mâ ketebte lî ridan minke bimâ kassemte lî, ente veliyyi fid’dünya vel’âhirati. Teveffeni müslimen ve elhiknî bis’sâlihin. Allâhümme la teda’ lena fi mekâminâ hazâ zenben illa ğaferteh, vela hemmen illa ferracteh, vela hâceten illa kadayteh ve yessertehâ, feyessir umûranâ, veşrah sudûranâ, ve nevvir kulûbenâ, vehtim bis’sâlihâti a’malenâ, Allâhümme teveffenâ müslimîne ve ehyinâ müslimîne ve elhiknâ bis’salihîne ğayra hazâ yâ velâ meftûnîne. âmin.”

Anlamı:“Allah’ım! Gizli ve açıktan yaptığım her şeyi sen biliyorsun. Günahkâr halimi sana arz ediyorum. Benim neye muhtaç olduğumu sen daha iyi bilmektesin, huzurundan beni eli boş çevirme. Şu andaki duygularımı sen benden daha iyi bilirsin. Allah’ım! Günahlarımı bağışla. Allah’ım! Senden imanı bütün hücreleriyle hazmetmiş bir kalp istiyorum. Başıma gelen her şeyin, senin yüce zatına malum ve kaderimde var olduğu inanç,  şuur ve teslimiyeti ile yaşamayı bana nasip eyle. Allah’ım! Dünya ve ahiret hayatımdaki her şeyim, senin tasarrufundadır. Bana Müslüman olarak ölmeyi nasip edip, sevdiğin kullarından eyle. Allah’ım! Ahirete göçen yakınlarımızı, akrabamızı, şehitlerimizi ve dostlarımızı da affeyle. Kabirlerini nurlandır ve makamlarını cennet eyle. Allah’ım! Şu yüce makamda affedilmemiş günahımı bırakma, her türlü gam, keder ve sıkıntılardan kurtar. İhtiyaçlarımıza kolayca sahip olmayı nasip eyle. İşlerimizi kolay, gönlümüzü ferah, kalplerimizi nurlu ve her işimizin sonunu hayırlı eyle. Dertlerimize deva, hastalıklarımıza şifa eyle. Allah’ım! Bize Müslüman olarak yaşamayı, Müslüman olarak dirilmeyi nasip eyle. Bizi kötü insanlardan uzak kıl ve salih kullarına ilhak eyle. Âmin.”

Dualarınızı da yaptıktan sonra şimdi Zemzem içmeye gidiyorsunuz. Zemzemi ayrı bir tat ile, ayrı bir his ile içiyorsunuz. Ve Sevgili Peygamberimizin buyurduğu sözü hatırlıyorsunuz; مَاءُ زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ

“Zemzem mübarektir. Ne için içilirse o faydayı verir”[54] Bu hadisi düşünerek, size tavsiye edilen şu duayla Ka’be’ye yüzünüzü dönüp Rasûlullah’ın yaptığı gibi ayakta zemzemi içiyorsunuz;

Zemzem İçerken Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا وَرِزْقًا وَاسِعًا وَشِفَاءً

 مِنْ كُلِّ دَاءٍ وَسَقَمٍ.﴾[55]

Okunuşu: “Allâhümme innî es’elüke ilmen nâfian ve rizkan vâsian ve şifâen min külli dâin ve sekam”

Anlamı: “Allah’ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert ve hastalıktan şifa niyaz ediyorum.”

Bir adam Peygamberimizin amca oğlu ibn Abbas’ın yanına geldi. İbn Abbâs, adama: Nereden geldin? diye sordu. Adam: zemzem’den (geliyorum), dedi. İbn Abbâs ona: zemzemden lâyıkıyla içtin (mi?), dedi. Adam: Bu nasıl olur?, diye sordu. İbn-i Abbâs: zemzem’den su içmek istediğin zaman kıbleye doğru dur, Allah’ın ismini an, zemzem suyunu içerken üç defa nefes al ve ondan kana kana iç. zemzem suyunu böylece içtikten sonra Allah’a hamdet. Çünkü Rasûlullah buyurdular ki: Bizimle münafıklar arasındaki alâmeti farika onların zemzem’den kana kana içememeleridir.”[56]

Hz.Aişe (r): – Rasûlullah’ın Kabe’ye girdiği birgün sıkıldığını gördüm. Ona: – Neyin var Ey Allah’ın Resulu? dedim. – Bugün bir iş yaptım. Keşke yapmasaydım. Kabe’ye (içine) girdim. Belki ümmetimden biri gelir ve giremeden gönlü ezik (kırık) olarak döner. Halbuki biz tavafla emredilmişiz, Kabe’ye girmekle değil. dedi. [57]

Ve Sa’yinizi yapmak için Mes’aya yani Sa’y yapacağınız yere yöneliyorsunuz. Sa’yınıza Safa tepesinden başlayıp, Safa ile Merve arasında yedi defa gidip geldikten sonra Merve’de bitireceksiniz. Ancak durun, hareket etmeyin. Sa’y nedir, Sa’y yapmak ne demektir? Tüm ibadetleriniz gibi bu ibadeti de sorgulayın. Sa’y yapmanın ne olduğunu, ne olmadığını anlamaya ve yaşamaya çalışın. Ve bunu anlamak için, bu gerçeği yaşamak için, binlerce yıl öncesine gitmeniz gerektiğini ve ruhu hür köle, mü’mine bir kadın, müslim bir el, şefkatli bir anne olan Hz.Hacer validemizle mutlaka tanışmalısınız. Eğer UMRE ibadetinizi anlamak, yaşamak istiyorsanız…

Sorularınızın cevabını Hz.Hacer validemizin Sa’yinde bulacaksınız. Tarih tekerrürden ibarettir der tarihçiler. Kişiler, zaman ve mekan farklı olsa da yaşanan olaylar dünya tarihinde hep aynı olmuştur. Ve olacaktır derler. Öyleyse tarihten ışık alamayanlar geleceklerinde karanlıkta kalmaya mecburdurlar derler. Öyleyse binlerce yıl öncesine gideceğiz: حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Allah bize yeter O ne güzel vekildir[58]

– Allah var! O bize yeter. O bize yeter… diyerek Allah’a sığınan Hz.Hacer’i, Allah’ımızın bu ağır imtihanları karşısında sabr-ı cemil[59] ile halilullah olan Hz.İbrahim’i[60] ve sabırla tevekkülün meyvesi olarak zemzem’in inkişafına vesile Hz.İsmail’i anarak Sa’y yapmaya hazırlanıyoruz. Bir ilahi emir ile yıllar sonra doğan evladı kundaklık bebek İsmail’ini ve göz nuru Hacer’i bir miktar azıkla Hz.Adem’in inşa ettiği ve Hz.Nuh tufanından sonra kaybolmuş beytullah’ın olduğu yere bırakıp giden Hz.İbrahim’i Allah’ın emirlerine gösterdiği bağlılığı düşünerek.[61] Peygamber kocasına emri ilahi ile bende olan Hz.Hacer’in teslimiyetini ve zemzem suyunun çıkış kıssasını hatırlayacaksınız. Allah’ın emriyle cancağızını insan ve cinnin olmadığı yere bırakıp giden Hz.İbrahim’e Hz.Hacer’in

يَا إِبْرَاهِيمُ أَيْنَ تَذْهَبُ وَتَتْرُكُنَا بِهَذَا الْوَادِى الَّذِى لَيْسَ فِيهِ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ

Yâ İbrâhîm! Bizi bu vâdîde bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vâdî ki, ne görüp görüşecek bir ins var, ne de başka bir hayât ese­ri şey var seslenişine cevap vermeden gözü yaşlı giden Hz.İbrahim’e: آللَّهُ الَّذِى أَمَرَكَ بِهَذَا = Bunu sana Allah’mı emretti? Sözüne evet cevabı alınca : إِذًا لاَ يُضَيِّعُنَا = o zaman git. Allah bizi korur bize yeter bizi zayi etmez deyişini ve azığın bitişinin ardından tevekkülünü adımlarıyla ve koşturmalarıyla süsleyişini hatırlayacaksınız. Ve en sonunda İsmail’in kurtuluşunu, Zemzem’in bulunuşunu ve Mekke’nin kuruluşunu. Hepsi mütevekkil eski köle zayıf bedenli ama efsanevi bir imana sahip Hacer’in sebebiyetiyle. Ve ilahi mükafat olarak Kabe’nin içine (hicr) defnedilmenin, ömrünün kalanında şerefli ve itibarlı ve rahat hayatın ve kıyamete kadar şanlı ve onurlu bir ad ve namın kalınışını…[62]

Hatırlayacaksınız ki hikmeti yürüyüşün bir olimpiyat koşusu değil bir kulluk yürüyüşü olduğunu ruhunuzda hissedebilesiniz.


[1] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[2] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[3] Kur’an:Bakara:127-128

[4] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[5] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[6] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir.İbn Mâce,Menasik,32. II, 985-986.

[7] Kur’an;Tâ-Hâ,25-26 (Hz.Musa’nın duası)

[8] Kur’an:Kasas,16 (Hz.Musa’nın duası)

[9] Kur’an;Enbiya,84 (Hz.Yunus’un duası)

[10] Kur’an;Mu’minun,118 (Hz.Muhammed’in duası)

[11] Kur’an;Tâ-Hâ, (Hz.Muhammed’in duası)

[12] Kur’an;Yusuf,101 (Hz.Yusuf’un duası), Kur’an;Şuarâ,83 (Hz.İbrahim’in duası)

[13] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[14] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[15] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[16] Kur’an:A’raf:23 (Hz.Adem ile Hz.Havva’nın tövbe duaları)

[17] Kur’an: Mü’minûn:109 (Ashab’ın duası)

[18] Kur’an: Mümtehine:4 (Hz.İbrahim ve ümmetinin duası)

[19] Kur’an: Tahrîm:8 (Cennette Peygamber ve iman edenlerin duası)

[20] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[21] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[22] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[23] Kur’an:Bakara:286

[24] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[25] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[26] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[27] Kur’an: Âl-i İmrân: 38  (Hz.Zekeriya’nın duası)

[28] Kur’an: İbrahim:40 (Hz.İbrahim’in duası)

[29] Kur’an: Sâffât:100

[30] Kur’an:Yûsuf:101 (Hz.Yusuf’un duası)

[31] Kur’an: Mü’minûn: 29 (Hz.Nuh’un duası)

[32] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Hadis:Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[33] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[34] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[35] Kur’an: Âl-i İmrân: 8 (Aklı selim sahibi, derin düşünceli Salihlerin duası)

[36] Kur’an: Âl-i İmrân.147 (Peygamberlerin savaşta duaları)

[37] Kur’an: Mümtehine: 5 (Hz.İbrahim ve O’nunla beraber olanların duası)

[38] Hadis: Ebu Davud, Tefriu’ ebvabi’l-vitr, 32, Nesai, İstiâze, 21

[39] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[40] Peygamberimiz Veda haccında Kabe’yi tavaf ederken bu şekilde dua ile başlamıştır. Vâkıdî, c. 3, s. 1098

[41] Rasulullah tavaf ederken bu tesbihatı okumayı tavsiye etmiştir. İbn Mâce, Menasik, 32. II, 985-986.

[42] Kur’an: Furkân: 74 (Hz.İbrahim’in duası)

[43] Kur’an: Kehf: 10  (Ashab-ı Kehf’in duası)

[44] Kur’an: A’râf: 156 (Hz.Musa’nın duası)

[45] Kur’an,Bakara,201 (Müminlerin duası) Rasulullah’ın en çok okuduğu dua bu ayettir. Hadis: Buhari, Daavat 55, Tefsir, Bakara 36; Muslim, Zikr 26, Ebu Davud, Salat 381

[46] Hadis: Câbir b. Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) tavafı bitirip Makam’ı İbrahim’e gelince (Bakara 125. ayetini) okur ve iki rekat namaz kılar. Birinci rekatta Fatiha ve Kafirûn sûresini; ikinci rekatta ise Fatiha ve İhlâs sûresini okurdu. Sonra hacer’ül-Esved köşesini istilâm ederek Safa tepesine çıkardı. Nesai, Menâsikü’l-Hac, 164

[47] Kur’an:Bakara:127 (Hz.İbrahim ve Hz.İsmail’in Kabe’yi inşa ettikten sonraki duası)

[48] Kur’an: Ali İmran:147 (Peygamberlerin savaşta duaları)

[49] Yunus:85-86 (Hz.Musa’nın duası)

[50] A’raf:126 (Firavunun şehit ettiği sihirbazların duası)

[51] Mümtehine:5 (Hz.İbrahim ve O’nunla beraber olanların duası)

[52] Mu’min:7 (Arşı taşıyan meleklerin duası)

[53] Kur’an: Mü’min:8-9 (Arşı taşıyan meleklerin duası)

[54] Hadis:İbn Mâce, Menasik, 78. II, 1018.

[55] Hadis:Tirmizî,Hac,33.III,211. (Rasulullah Zemzem’i ayakta içmiştir شَرِبَ مِنْ زَمْزَمَ وَهُوَ قَائِمٌ Buhari,Hac,76, Buhari,Eşribe,16, Müslim,Eşribe,117-120, Tirmizi, Eşribe, 12, Nesai, Menâsikü’l-Hac, 165-166)

[56] Hadis: İbn Mâce, Menâsik, 78

[57] Ibn Sa’d, Tabakat, Siyer Yay, C:2,S:183

[58] Kur’an: Ali İmran Süresi 173.ayetten

[59] Sabr-ı Cemîl: Allah’a en derin bağlılıkla gösterilen güzel sabır (Hz.Yakup, Hz.Eyyup gibi)

[60] Kur’an: Nisâ Süresi:125 (Allah Hz.İbrahim’i dost edindi)

وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهيمَ خَليلاً

[61] Kur’an: İbrahim Süresi;37 :

رَبَّـنَا اِنّي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتي بِوَادٍ غَيْرِ ذي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّـنَا لِيُقيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

 “Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem’inin (Kabe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.”

[62] Hadis:Bu kıssanın detayı için bkz. Buhari, Musakât, 10, Buhari, Ehadisü’l-Enbiya, 9

Safa ve Merve tepeleri için Rabbimiz Kur’an’da :

إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ اللّهِ

 “Şüphesiz Safâ ve Merve, Allah’ın sembol-lerindendir.”[1] Diye buyurulur. Evet bu semboller hikmetli birer yol tabelası gibidirler. Doğru yorum ve takibatla sağlıklı bir emniyetle menzile ulaştıracaktır.

Tavafınız ile kulluk makamınızla 7 kat semâya kalbi yolculuğunuzu, namaz ile mirac yaparak noktaladınız. Şimdi Safa tepesinin ev hayatınız, Merve Tepesinin dünya meşgaleleriniz olduğunu hissederek iki yeşil ışık arasının doğum ve ölüm çizgisini hatırlattığını düşünerek dünya koşturmalarını izliyorsunuz. Haftanın 7 gününü temsil eden yedi yürüyüş[2] ile Kâ’be’de tavaf ile verdiğimiz sözü yenileyince sunulan ilâhi ikram işte bu sembolde saklı: Sa’y’in bitişiyle saçların kesilmesi yepyeni bir defter, yepyeni bir hayata başlamanın ve eskiden arınmanın sembolü. Mahşerde Kevser, burada ise zemzem ikram ediyor Rabbim bu bahtiyar kullara.[3]

İşte bu manaya ermek için, ibadetler ile bir adım daha Hak’a yaklaşabilmek için Sa’y yapıyorsunuz. Ve Safa tepesinden Ka’be’ye yönelip bu hissiyatla Sa’y için niyet ediyorsunuz ve peşindende üç defa:

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ [4]

﴿ بِسْمِ اللهِ.اَللَّهُ اَكْبَرُ

(Bismillâhi Allâhu ekber / Allah’ın adı ile, Allah en büyüktür)diyorsunuz;

﴿ اَللَّهُمَّ اِنِّي اُرِيدُ سَعْيَ الْعُمْرَةِ فَيَسِّرْهُ ليِ وَتَقَبَّلْهُ مِّنِي

Okunuşu:

 “Allâhümme innî ürîdü sa’ye’lumreti feyessirhûlî ve tekabbelhû minnî”

Anlamı:

“Allah’ım! umrenin sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.”

Umre Sa’yini, niyetten sonra, yedi şavt olarak Safa’da başlayıp Merve’de bitirmek üzere yapmaya başlıyorsunuz. Sa’y yaparken öncelikle kalbinizden gelen samimi dualarınızı veya tavsiye edilen duaları yapıyorsunuz. Sessizce tekbir ve tehlil getirip veya Kur’ân’da okuyabilirsiniz. İki yeşil ışık arasında “hervele (Hızlı adımlarla yürümek)” yaparsınız. Ancak bayanlar yapmazlar. Dua ve diğer ibadetlerini de sessiz yaparlar. Sa’yi tamamlayınca Merve’de dua edip bitirirsiniz.

Resim 16: 4 Katlı say alanının birinci katında Sa’y yapan umreciler

Resim 17: Safa Tepesinden Merve Tepesine doğru Sa’y yapan Allah’ın misafirleri; Hz.İbrahim’i anlamak, Hz.Hacer’i hissetmek ve Hz.İsmail’e zemzem inkişaf ettirebilmek şuurunu sergiliyorlar

Sa’y’ın 1.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا وَ سُبْحَانَ اللَّهِ بُكْرَةً وَاَصِيلاً، وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَوِيلاً[5]، لَا اِلَهَ اِلَّا للَّهُ وَحْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَ هَزَمَ الْاَحْزَابَ وَحْدَهُ،  فَلاَ شَيْءَ قَبْلَهُ وَلَا بَعْدَهُ[6]، يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ دَائِمًا لَا يَمُوتُ، وَ لَا يَفُوتُ اَبَدًا، بِيَدِهِ الْخَيْرِ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرِ وَهُوَ عَلَي كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَالَا نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْاَ عَزُّ الْاَكْرَمُ .رَبَّنَا نَجِّنَا مِنَ النَّارِسَالِمِينَ غَانِمِينَ فَرِحِينَ مُسْتَبْشِرِينَ مَعَ عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ مَعَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا[7]، ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللَّهِ وَ كَفَي بِاللَّهِ عَلِيمًا، لَا اِلَهَ اِلَّا اِللَّهُ حَقًّا حَقًّا، لَا اِلَهَ اِلَّا للَّهُ تَعَبُّدًا وَرِقًّا، لَا اِلَهَ اِلَّا اللَّهُ وَلَا نَعْبُدُ اِلَّا اِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُنَ. اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[8].﴾

Okunuşu:

“Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber kebirâ vel’hamdulillahi kesirâ ve subhânallahi bükreten ve esila, ve minelleyli fescud lehû ve sebbihhû leylen tavîlâ, lâ ilâhe illallâhu vahdeh ve nasara abdeh, ve hezemel’ahzabe vahdeh, fela şey’e kablehû vela ba’deh, yuhyî ve yemûtu vehuve hayyun dâimen lâ yemût, velâ yefûtu ebedâ, biyedihil’hayri ve ileyhil’masir vehuve alâ külli şey’in kadîr. (Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lem mâlâ na’lem inneke entallâhul-eazzul’Ekrem). Rabbenâ neccinâ minen’nar sâlimîne ğanimîne ferihine müstebşîrin ma’a ibadikes’salihin ma’allezîne en’amallâhu aleyhim minen’nebiyyîne ves’sıddıkîne veş’şühedâi ves-salihin ve hasune ulâike rafîka, zâlikel’fadlu minallâh ve kefâ billâhi alîmâ, lâ ilâhe illallâhu hakkan hakka, lâ ilâhe illallâhu teabbuden ve rikka, lâ ilâhe illallâhu vela na’budu illa iyyâhu muhlisîne lehuddîn velev kerihel kâfirun. İnnessafâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyt evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvafe bihima, vemen tetavvaa hayrâ. feinnellâhe şâkirun alîm.”

Anlamı:

“Allâhu Ekber,   Allah’ım! Bütün hamd ve senalar sana olsun. Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O’na secde et, geceleyin uzun bir süre de O’na tesbih ve ibadet et. buyuruyorsun. Gece ve gündüz seni teşbih ederim, Gecenin bir kısmında da sana secde eder ve uzun gecelerde seni zikrederim. Allah’ım! Senden başka ilah yoktur ve Sen Zâtınla teksin. Vaadettiğini yerine getiren, kuluna yardım eden, hak düşmanlarını yok eden Sensin. Allah’ım! Sen ezelîsin ve ebedîsin. Yaşamayıda, ölümü de veren Sensin. Fakat Sen hep varsın ve hiç yok olmazsın. Bütün hayırlı şeyler ve güzellikler sendedir ve dönüş sanadır. Allah’ım! Sen her şeye kadirsin. (Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de Sen bilirsin, Sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin.) Ey Rabbimiz! Kendilerinden razı olup ikramda bulunduğun nebiler, sıdıklar, şehitler ve salih kulların ile birlikte bizi de sâlimen, sevinçli ve mutlu olarak cehennem ateşinden koru. Senin sevdiğin ve razı olduğun kulların ile birlikte olmak en büyük mutluluktur.” Ey Rabbimiz! Bu, senin bize büyük bir lütfundur ve bizim yegâne sahibimiz Sensin. Allah’ım! Mutlak olarak inanıyorum ki Senden başka ilah yoktur. Kâfirler hoşlanmasa da bütün ihlasımız ve inancımızla yalnızca sana kulluk ve ibadet ederiz. Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekân arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”  

Resim 18: Sa’y alanının 2.katı ve yeşil ışıklar. Dünya hayatının koşturmacasının temsilini bize veriyor. Ve ihramlıca yaşamanın kulluk eğitimi.

Sa’y’ın 2.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ، لاَ اِلَهَ، اِلاَّ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْفَرْدُ الصَّمَدُ لَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَ لاَ وَلَدًا، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا، اَللَّهُمَّ اِنَّكَ قُلْتَ فيِ كِتَابِكَ الْمُنْزَلِ اَدْعُونِي اَسْتَجِبْ لَكُمْ[9]، دَعَوْنَاكَ رَبَّنَا فَغْفِرْ لَنَا كَمَا اَمَرْتَنَا اِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادِ، رَبَّنَا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْاِيمَانِ اَنْ آمِنوُا بِرَبِّكُمْ فآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْلَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ اْلاَ بْرَارِ، رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَي رُسُلِكَ وَ لاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ اِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادِ[10]، رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ[11]، رَبَّنَا اغْفِرْلَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَ لاَ تَجْعَلَ فيِ قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنوُا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحَيمٌ.  [12]رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا لاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ .[13]

Okunuşu:“Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber velillâhil hamd, lâ ilâhe illallâhul vâhidul’ferdussamed lem yettehiz sâhibeten velâ veled, velem yekun lehû veliyyun minez’zülli ve kebbirhû tekbirâ, Allâhümme inneke kulte fi kitabikel’münzeli ed’uni estecib leküm, deavnake rabena fağfir lenâ kemâ emertenâ inneke lâ tuhliful’mîâd. Rabbenâ innena semi’na münadiyen yünâdî lil’îmâni en âminû birabbiküm feamennâ, Rabbenağfirlenâ zünûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ maal ebrâr, Rabbenâ ve âtina mâ veattenâ alâ rusülike velâ tuhzina yevmel-kiyâmeh inneke lâ tuhliful’miad. Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enabnâ ve ileykel’masir. Rabbenağfirlenâ veli ihvâninellezîne sebekûnâ bil’îmâni vela tec’al fî kulûbinâ ğillen lillezine âmenû Rabbenâ inneke raûfur’rahim. (Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lemu mâlâ na’lem inneke entallâhul’eazzul’Ekrem). İnnes’safâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvefe bihimâ, vemen tetavvea hayra feinnallâhe şâkirun alîm.’’

Anlamı:“Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber. Allah’ım! Sen en büyüksün, sana hamd ediyorum. Sen bir teksin ve senden başka ilah yoktur. Senin için eş ve evlat söz konusu değildir. Kâinatın hakimiyeti ve yönetimi yanlızca sana aittir. Sen hiçbir hususta aciz değilsin ve yardımcıya da ihtiyacın yoktur. Çünkü sen, yüceler yücesi ve en büyüksün. Allah’ım! Sen Kur’an’ında “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim” buyurdun. Rabbimiz! Emrine uyarak sana dua ediyoruz, bizi bağışlayacağına inanıyoruz, şüphesiz ki Sen vaadinde duransın. Rabbimiz! Doğrusu biz, “Rabbinize iman edin”, diye İslâm’a çağıran bir Davetçiyi işitip hemen iman ettik. Rabbimiz! Bizim günahlarımız affeyle, kötülüklerimizi yok edip bizi sevgili kullarından eyle. Rabbimiz! Peygamberlerine vaat ettiğin hayırlı şeyleri bize de ihsan eyle. Kıyamet gününde bizi zelil etme; şüphe yokki Sen vaadinden dönmezsin. Rabbimiz! Sana yöneldik, Sana teslim olduk ve dönüşümüz Sanadır. Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olanları bağışla. Kalplerimizde müminlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli ve merhametlisin. (Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de sen bilirsin, sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allahım! Sen en Aziz ve en Kerimsin.) Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekân arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Resim 19: Safa Tepesi, Mes’anın üçüncü katından görünümü

Resim 20: Merve’den Safa’ya soğru Sa’y yapan umreciler

Sa’y’ın 3. Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ، رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْلَنَا اِنَّكَ عَلَي كُلِّ شَيْئ قَدِيرٌ[14]، اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْئَلُكَ الْخَيْرَكُلَّهُ عَاجِلَهُ وَآجِلَهُ وَاسْتَغْفِرُكَ لِذَنْبِي، وَاَسْئَلُكَ رَحْمَتَكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَالاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ . رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا[15] وَ لاَ تُزِغْ قَلْبِي بَعْدَ اِذ هَدَيْتَنِي وَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ[16]، اَللَّهُمَّ عَافِنِي فِي سَمْعِي وَبَصَرِي لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ[17]، اَللَّهُمَّ إنِّي اَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ[18]، لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ إنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ[19]. اَللَّهُمَّ  إنِّي اَعُوذُ بِكَ مِنَ اْلكُفْرِ وَالْفَقْرِ. اَللَّهُمَّ إِنيِّ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَ بِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ[20] فَلَكَ الْحَمْدُ حَتَّى تَرْضَي. اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[21].

Okunuşu: “Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekberu ve lillahil’hamd, Rabbenâ etmimlenâ nûranâ veğfirlenâ inneke ala külli şey’in kadir, Allâhumme inni es’elükel’hayra küllehu ‘acilehu ve acilehu vestağfiruke lizenbi, ve es’elüke rahmeteke yâ erhamerrahimîn. (Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecavez ammâ ta’lem, inneke ta’le-mu mâlâ na’lem inneke entallahul eazzul Ekrem). Rabbi zidni ilmen velâ tüziğ kalbî ba’de iz hedeyteni, ve heblî min ledünke rahmeten inneke entel’vehhab, Allâhümme âfini fi sem’i ve basari lâ ilâhe illa ente, Allâhümme inni eûzu bike min azabil’kabri lâ ilâhe illa ente sübhâneke innî küntü minez’zâlimîn, Allâhümme innî eûzu bike minel’küfri vel’fakr, Allâhümme innî eûzu bike birıdâke min sahatike vebi muâfâtike min ukûbetike ve eûzu bike minke lâ uhsî senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike felekel-hamdu hattâ terdâ. İnnes’safâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvefe bihimâ, vemen tetavvea hayra feinnallâhe şâkirun alîm.”

Anlamı: “Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber. Allah’ım! Sen büyüksün, sana hamd ediyorum. Rabbimiz günahlarımızı bağışlayarak bizi nurlandır, inanıyorum ki sen herşeye kadirsin, Allah’ım! Senden hayırlar ve güzellikler istiyorum, günahlarım için tevbe ediyorum, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Bana da merhamet eyle. (Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de sen bilirsin, sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin.) Rabbim! İlmimi ziyade eyle, kalbimi hidayet üzere kıl ve yanlış yaptırma. Bana yüce zatından rahmet lütfeyle, şüphesiz ki Sen çok hibe edensin. Allah’ım! Senden başka hiçbir ilah yoktur, kulaklarımı ve gözlerimi sağlıklı kıl. Allah’ım! Kabir azabından Sana sığınıyorum, günah işleyerek zalimlerden olmaktan Sana sığınıyorum, Senden başka ilah tanımıyorum, ancak Sana iman ediyorum. Allah’ım! Kâfir olmaktan ve fakirlikten Sana sığınıyorum. Allahım! Öfkenden sakınıyor, rızana sığınıyorum, cezalandırmandan sakınıyor, affına sığınıyorum, Sana karşı hata yapmaktan yine Sana sığınıyorum. Allah’ım! Ben Seni hakkıyla vasfedemedim, ancak Senin kendini vasfettiğin gibi sana inanıyorum. Allah’ım! Senin rızana nail olana kadar sana hamd ve senâ ediyorum. Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekân arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Resim 21-a: Merve’den Safa’ya doğru ailece Sa’y yapan umreciler

Sa’y’ın 4.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

 ﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ، اَللَّهُمَّ إنِّي اَسْئَلُكَ مِنْ خَيْرٍ مَا تَعْلَمُ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ وَاسْتَغْفِرُكَ مِنْ كُلِّ مَا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلاَّمُ الْغُيُوبِ[22]،

 لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ. مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ الصَّادِقُ الْوَعْدُ الْأَمِينَ، اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْئَلُكَ كَمَا هَدَيْتَنِي لِلْأِسْلاَمِ اَنْ تَنْزِعَهُ مِنِّي حَتَّي تَوَفَّنِي وَ اَنَا مُسْلِمٌ، اَللَّهُمَّ اجْعَلْ فِي قَلْبِي نُورًا وَفِي سَمْعِي نُورًا وَفِي بَصَرِي نُورًا[23]، اَللَّهُمَّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْلِي اَمْرِي[24] وَاعُوذُبِكَ مِنْ شَرِّ وَسَاوِسِ الصَّدْرِ، وَشَتَاتِ الْأَمْرِ وَفِتْنَةِ الْقَبْرِ، اَللَّهُمَّ إنِّي اَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا يَلِجُ فِي اللَّيْلِ وَشَرِّ مَا يَلِجُ فِي النَّهَارِ، وَ مِنْ شَرِّ مَا تَهُبُّ بِهِ الرِّيَاحُ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا الله، سُبْحَانَكَ مَاذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا اَللهُ.  رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا لاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ . اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[25]

Okunuşu: “Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber velillâhil hamd, Allâhumme innî es’eluke min hayrin mâ ta’lemu ve eûzu bike min şerri mâ ta’lemu, ve esteğfiruke min külli mâ ta’lem inneke entel-allâmul’ğuyûb, Lâ ilâhe illallahul’melikül’hakkul-mubin Muhammedur’Rasulûllahi sâdikul va’dul emîn. innî es’elüke kemâ hedeyteni lil’İslâmi en tenziahu minnî hatta teveffeni ve ene müslimun. Allâhummec’al fi kalbî nûra ve fi sem’i nûra ve fi basari nûra, Allâhummeşrahlî sadrî ve yessirlî emrî ve eûzu bike min şerri vesavisis’sadri, ve şetatil emri ve fitnetil’kabri, Allâhumme innî eûzu bike min şerri mâ yelicu fil’leyli ve şerri mâ yelicu fin’nehâri, ve min şerri mâ tehubbu bihirriyâhu yâ

erhamerrahimîn, subhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Allah, subhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Allah. Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lemu mâlâ na’lem inneke entallâhul’eazzul-Ekrem). İnnes’safâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvefe bihimâ, vemen tetavvea hayra feinnallâhe şâkirun alîm.

Anlamı: “Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber. Allah’ım! Sen en büyüksün, sana hamd ediyorum. Allah’ım! Senin ilminde olan bütün hayırları istiyor ve bütün şerlerden de sana sığınıyorum. Sence malum olan bütün günahlarım için mağfİretini diliyorum. Çünkü gaybı her yönüyle yalnızca Sen bilirsin. Allah’ım! Sen her şeye mutlak hakim ve hükümransın, Senden başka hiçbir ilah yoktur. Emin ve Sadık olan Hz.Muhammed, Senin Rasülündür. Allah’ım! Hidayetinle beni İslâm’a kavuşturduğun gibi, ölürken Müslüman olarak ruhumu teslim edinceye kadar beni İslâm’da daim eyle. Allah’ım! Kalbime, anlayışıma ve görüşüme nurunla istikamet ver. Allah’ım! Sinemi hakka açık eyle, işlerimde kolaylık lütfeyle. İçime düşen şeytani vesveselerin şerrinden, işlerimin bozulmasından ve kabir azabından Sana sığınıyorum. Ey merhameti bol olan Allah’ım! Gecelerin ve gündüzlerin gizlediği, rüzgarların sürüklediği her türlü şeylerden, müsibetlerden ve afetlerden sana sığınıyorum. Ey her türlü noksan sıfatlardan uzak olan Allahım! Sana gerektiği şekilde kulluk ve ibadet edemedik. Allah’ım! Seni gerektiği şekilde zikredemedik, özrümüzü kabul eyle. Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de Sen bilirsin, Sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin. Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekan arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Resim: Safa tepesinden Kabe’ye yönelerek niyet eden umreciler

Sa’y’ın 5.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ، سُبْحَانَكَ مَاشَكَرْ نَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا اَللَّهُ،سُبْحَانَكَ مَا اَعْلَي شَاْ نُكَ يَا اَللَّهُ، اَللَّهُمَّ حَبِّبْ اِلَيْنَا اْلإِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِى قُلُوبِنَا، وَكَرِّهْ اِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ[26] رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَالاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ.  اَللَّهُمَّ قِنَا عَذَابَكَ يَوْمَ تُبْعَثُ عِبَادَكَ[27]، اَللَّهُمَّ اهْدِنِي بِاْلهُدَي وَنَقِّنِي بِالتَّقْوَي، وَاغْفِرْلِي فيِ الْآخِرَةِ وَاْلاُولَي، اَللَّهُمَّ ابْسُطْ عَلَيْنَا مِنْ بَرَكَاتِكَ وَرَحْمَتِكَ وِفَضْلِكَ وَرِزْقِكَ، اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ النَّعِيمَ الْمُقِيمَ الَّذِي لاَ يَحُولُ وَلاَ يَزُولُ اَبَدًا[28]، اَللَّهُمَّ اجْعَلْ فِي قَلْبِي نُورًا، وَفِي سَمْعِي نُورًا، وَفِي بَصَرِي نُورًا، وَفِي لِسَانِي نُورًا، وَ عَنْ يَمِينِي نُورًا، وَمِنْ فَوْقِي نُورًا، وَاجْعَلْ فِي نَفْسِي نُورًا، وَ عَظِّمْ لِي نُورًا[29]، رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي اَمْرِي[30]. اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[31].﴾

Okunuşu:“Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber velillâhil hamd, Subhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Allah, subhâneke mâ a’lâ şe’nüke yâ Allah, Allâhümme habbib ileynel’imane ve zeyyinhu fî kulûbinâ ve kerrih ileynel’küfre vel’fusûka vel’isyan vec’alnâ miner’raşidin. Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lemu mâlâ na’lem inneke entallâhul’eazzul Ekrem. Allâhümme kınâ azâbeke yevme tüb’asü ibâdeke. Allâhümmehdinî bil’hüdâ ve nekini bit’takvâ, veğfirlî fil’âhireti vel’ûlâ. Allâhümmebsut aleyna min berakâtike ve rahmetike ve fadlike ve rizkıke. Allâhümme innî es’elüken’neimel’mukimellezi lâ yahûlu velâ yezûlü ebeda. Allâhümme fî kalbî nûra ve fi sem’i nûra ve fi basari nûra ve fi lisânî nûra ve an yemîni nûra ve min vefki nûra, vec’al fi nefsî nûra ve azzimlî nûra. Rabbişrahli sadrî ve yessirlî emrî. İnnes’safa vel’mervete min şeâirillâh femen haccel beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvafe bihimâ, vemen tetavvea hayren feinnallahe şâkirun alîm.”

Anlamı:“Allahu Ekber. Allah’ım! Sen en büyüksün, sana hamd ediyorum. Allah’ım! Senin zatının makamı çok yücedir. Sana gerektiği şekilde şükredemedik. Bizleri mâzur gör. Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi iman ile süsle. Seni inkârı, Sana isyanı ve günahları çirkin göstererek, bize doğru yolda olanlardan eyle. Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de Sen bilirsin, Sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin. Allah’ım! Kullarını tekrar dirilttiğin kıyamet günüde beni azabında koru. Allah’ım! Hidayetinle beni doğruya ulaştır, takva ile beni temizle, dünya ve ahirette bana mağfiret eyle. Allah’ım! Bereketleri, rahmetleri, faziletleri ve rızıkları bize bol bol ikram eyle. Allah’ım! Senden, hiç bitmeyen ve tükenmeyen nimetler istiyorum, ihsan eyle. Allah’ım! Kalbimi, kulaklarımızı, gözlerimiz, dilimi, etrafımı, nefsimi ve herşeyimi nurunla güzel eyle. Rabbim! Sinemi doğrulara karşı açık kıl ve işlerimde kolaylık lütfeyle. Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekan arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Resim 22: Kâ’be’ye genel bir bakış

Sa’y’ın 6.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

 ﴿ اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ، لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَللَّهُ وَحْدَهُ صَدَقَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ[32]، لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَلاَ نَعْبُدُ اِلاَّ اِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْكَرِهَ الْكَافِرُونَ. اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ اْلهُدَي وَالتَّقَي وَالْعَفَافَ وَالْغِنَي[33]، اَللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ كَالَّذِي نَقُولُ وَخَيْرًا مِمَّا نَقُولُ[34]، اَللَّهُمَّ إنِّي اَسْأَلُكَ رِضَاكَ وَالْجَنَّةَ وَاَعُوذُ بِكَ مِنْ سَخَطِكَ وَالنَّارِ وَمَا يُقَرِّبُنِي اِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ اَوْ فِعْلٍ اَوْ عَمَلٍ، اَللَّهُمَّ بِنُورِكَ اهْتَدَيْنَا وَبِفَضْلِكَ اِسْتَغْنَيْنَا وَفِي كَنَفِكَ وَاِنْعَامِكَ وَعَطَائِكَ وَ اِحْسَانِكَ اَصْبَحْنَا وَ اَمْسَيْنَا، اَنْتَ اْلأَوَّلُ فَلاَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَالْآخِرُ فَلاَ بَعْدَكَ شَيْءٌ، وَالظَّاهِرُ فَلاَ شَيْءٌ فَوْقَكَ، وَالْبَاطِنُ فَلاَ شَيْءٌ  دُونَكَ، نَعُوذُ بِكَ مِنَ الْفَلَسِ وَالْكَسَلِ وَ عَذَابِ الْقَبْرِ وَ فِتْنَةِ الْغِنَي وَنَسْأَلُكَ الْفَوْزَ بِالْجَنَّةِ.  رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا لاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ  إنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[35].﴾

Okunuşu:“Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Allâhu Ekber velillâhil hamd, lâ ilâhe illallâhu vahdehu sadaka va’dehu ve nasara abdehu ve hezemel’ahzab vahdehu, lâ ilâhe ilallallâhu velâ na’budu illa iyyahu muhlisine lehuddine velev kerihel kâfirûn. Allâhümme innî es’elukel’huda vettuka velafafe velğina,Allâhumme lekel hamdu kellezi nekûlu ve hayran mimmâ nekûlu, Allâhumme innî es’eluke ridâke vel’cennete ve eûzu bike min sahatike vennari vemâ yukarribuni ileyha min kavlin ev fi’lin ev amel, Allâhumme binûrikehtedeyna ve bi fadlike isteğneyna ve fî kenefike ve in’âmike ve atâike ve ihsânike asbahna ve emseyna, entel evvelu felâ kableke şey’un vel’ahiru felâ ba’deke şey’un, vez’zahiru felâ şey’un fevkake, vel’bâtinu felâ şey’un dûneke, neûzu bike minel’felesi vel-keseli ve azabil’kabri ve fitnetil’ğina ve nes’elükel fevze bil’cenneti. Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lemu mâlâ na’lem inneke entallâhul’eazzul-Ekrem. İnnes’safâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvefe bihimâ, vemen tetavvea hayra feinnallâhe şâkirun alîm.”

Anlamı:“Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber. Allah’ım! Sen en büyüksün, sana hamd ediyorum. Allah’ım! Sen birsin ve senden başka ilah yoktur. Sen zatında teksin. Vaat ettiğini yerine getiren, kuluna yardım eden, Hak düşmanlarını mağlub eden Sensin. Allah’ım! Mutlak olarak inanıyorum ki, Senden başka ilah yoktur. Kafirler istemese de bütün ihlasımız ve inancımızla yalnızca Sana kulluk ve ibadet ederiz. Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet, maddi ve manevi zenginlik istiyorum. Allah’ım! Bütün hayırlı sözlerle Sana hamd ve sena ediyorum. Allah’ım! Rızanı ve Cennetini istiyor, öfkenden, cehennem ateşinden ve ona yaklaştırıcı her türlü söz, davranış ve haraketten Sana sığınıyorum. Allah’ım! Senin nurunla doğruyu bulduk, lütfunla zengin olduk, Senin nimetlerin, himayen, ikramın ve ihsanın ile hayat bulduk. Allah’ım! Sen evvelsin, Senden önce varlık yok. Sen en sonsun, Senden sonra varlık yok. Sen zati sıfatların ile heryerdesin, Sana gizli hiçbir şey yok. Allah’ım! İflas etmekten, tembellikten, kabir azabından ve zenginlikle imtihan olup hataya düşmekten Sana sığınıyoruz. Allah’ım! Bizi cennetinle mükâfatlandır. Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de Sen bilirsin, Sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin. Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maksadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekân arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Resim 23: Safa Tepesinde Kâ’be’ye doğru dua eden umreciler

Sa’y’ın 7.Şavtında Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ، اَللَّهُ اَكْبَرُ كَبيِرًا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثيِرًا، اَللَّهُمَّ حَبِّبْ اِلَيْنَا اْلإِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِى قُلُوبِنَا، وَكَرِّهْ اِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ[36]  رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ، وَاعْفُ وَتَكَرَّمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمْ، اِنَّكَ تعْلَمُ مَا لاَ نَعْلَمْ اِنَّكَ اَنْتَ اللَّهُ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ.اَللَّهُمَّ اخْتِمْ بِالْخَيْرَاتِ آجِلَنَا وَحَقِّقْ بِفَضْلِكَ آمَالَناَ، وَسَهِّل لِبُلَوغِ رِضَاكَ سُبُلَنَا وَحَسِّنْ فِي جَمِيعِ الْأَحْوَالِ اَعْمَالَنَا يَا مُنْقِذَ الْغَرْقَي يَا مُنْجِيَ الْهَلْكَي، يَا شَاهِدَ كُلِّ نَجْوَي، يَا مُنْتَهَي كُلِّ شَكْوَي، يَا قَدِيمَ الْإِحْسَانِ يَا دَائِمَ الْمَعْرُوفِ، يَا مَنْ غِنيً بِشَيْءٍ عَنْهُ وَ لاَ بُدَّ لِشَيْءٍ مِنْهُ، يَا مَنْ رِزْقُ كُلِّ شَيْءٍ عَلَيْهِ وَمَصِيرُ كُلِّ شَيْءٍ اِلَيْهِ، اَللَّهُمَّ اِنِّي عَاءِذٌبِكَ مِنْ شَرِّ مَا اَعْطَيْتَنَا وَمِنْ شَرِّ مَا مَنَعْتَناَ، اَللَّهُمَّ تَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ وَاَلْحِقْنَا بِالصَّالِحِينَ  غَيْرَ خَزَا يَا وَ لاَ مَفْتُونيِنَ، رَبِّ يَسِّرْ وَ لاَ تُعَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ. اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَا ئِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِاعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ[37].﴾

Okunuşu:“Allâhu ekber, Allâhu ekber kebira velhamdu lillahi kesira, Allâhumme habbib ileyyel imâne ve zeyyinhu fî kulûbi ve kerrih ileyyel’küfra vel’fusûka vel’isyan vec’alni miner’raşidin. Rabbiğfir verham va’fu ve tekerrem ve tecâvez ammâ ta’lem, inneke ta’lemu mâlâ na’lem inneke entallâhul eazzul’Ekrem. Allâhumahtim bil’hayrati âcilena ve hakkik bi fadlike âmalenâ, ve sehhil li buluği ridake sübülena ve hassin fî cemi’il ahvali a’malena, yâ münkizel ğarka ya münciyel helka, ya şahide külli necva, yâ münteha külli şekva, yâ kadîmel ihsân, yâ dâimel’ma’ruf, yâ men ğinen bi şey’in anhu velâ büdde lişey’in minhü, yâ men rizku külli şey’in aleyhi ve masîru külli şey’in ileyhi, Allâhumme inni âizün bike min şerri mâ a’taytena ve min şerri mâ mena’tena, Allâhumme teveffena müslimîne ve elhiknâ bis’salihîne ğayra hazâyâ velâ meftûnîn, Rabbi yessir velâ tüassir rabbi temmim bil’hayr. İnnes’safâ vel’mervete min şeâirillâh femen haccel’beyte evi’temara felâ cunâha aleyhi en yettavvafe bihima, vemen tetavvea hayra feinnellâhe şâkirun alîm.”

Anlamı: “Allâhu ekber, Allah’ım! Sana çok çok hamd ederiz. Allah’ım! Bana imanı sevdir ve kalbimi iman ile süsle. Küfrü, isyanı ve günahları çirkin göstererek, beni doğru yolda olanlardan eyle. Ya Rabbi! Bize merhamet et, affet ve ikram eyle. Allah’ım! Bizim bilmediklerimizi de Sen bilirsin, Sana malum olan bütün günahlarımızı affeyle. Allah’ım! Sen en Aziz ve en Kerimsin. Allah’ım! Geleceğimizi hayırlı eyle, emellerimizi lütfunla gerçek eyle, Senin rızana uygun olan gayretlerimizi kolay eyle, işlerimizi her türlü şartlarda güzel eyle. Ey batmışları ve boğulmuşları kurtaran, bütün arzuları bilen ve gören, bütün şikayetleri çözüme kavuşturan, ihsanı ezeli olan ve varlığı ebedi olan Allah’ım! Her hususta Sana muhtacız ve Sensiz hiçbir şeye gücümüz yetmez. Her varlığı Sen rızıklandırırsın ve her şeyin dönüşü Sanadır. Allah’ım! Bizim üzerimize yazdığın her türlü şerlerden ve sıkıntılardan Sana sığınıyoruz. Allah’ım! Sıkıntılara düşmeden Müslüman olarak ruhumuzu al ve salih kullarına bizi de ilhak eyle. Allah’ım! Kolaylaştır, zorlaştırma; her şeyimizin hayırlı olmasını nasip eyle.Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah’ın kullarına ibadet yeri olarak bildirdiği mekânlardandır. Hac veya umre maskadıyla Kâbe’ye gelenlerin, bu iki mekân arasında ibadet etmelerinde bolca sevap vardır. Çünkü Allah, yalnızca kendisi için ve takva ile yapılan amellerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir.”

Sa’y’dan sonra Merve Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُمَّ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ[38],اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ, وَغَرَائِمَ مَغْفِرَتِكَ, وَالسَّلامَةَ مِنْ كُلِّ اِثْمٍ, وَالْفَوْزَ باِلْجَنَّةِ, وَالنَّجَاتَ مِنَ النَّارِ[39],اَللَّهُمَّ  اِنِّي اَسْأَلُكَ اْلهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى[40],اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ مِنَ الْخَيْرِ كُلِّهِ مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَالَمْ اَعْلَمْ, وَاعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّرِّ كُلِّهِ مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَا لَمْ اَعْلَمْ[41], اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ وَمَا قَرَّبَ اِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ اَوْ عَمَلٍ, وَاَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ وَمَا قَرَّبَ اِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ اَوْعَمَلٍ.﴾

Okunuşu: “Allâhümme yâ mükallibel’kulûbi sebbit kalbî alâ dînike. Allâhümme innî es’elüke mûcibâti rahmetik. Ve ğarâime mağfiretik. Ves’selamete min kulli ism. Vel’fevze bil’cenneti ven’necâti minen’nâr. Ve azâime mağfiratik. Vesselâmete min külli ism. Vel’fevze bil’cenneti ven’necâte minen’nâr. Allâhümme innî es’elüke’huda vetteka vel’afâfü vel’ğina. Allâhümme innî es’elüke minel’hayri küllihî mâ alimtü minhü ve mâ’lem e’lem. Ve eûzu bike mineş’şerri kullihi mâ alimtu minhu vemâ lem e’lem. Allâhümme innî es’elükel’cennete vemâ karrebe ileyhâ min kavlin ev amel. Ve eûzübike minen’nâri vemâ karrebe ileyhâ min kavlin ev amel.”

Anlamı: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dininde sabit kıl. Allah’ım! Senden, beni rahmetine ulaştıracak ve bağışlamana vesile olacak şeyleri, her türlü günahtan uzak kalmayı ve sonunda Cennete kavuşup Cehennem ateşinden kurtulmayı diliyorum. Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve yeterlilik vermeni niyaz ediyorum. Allah’ım! Zikir, şükür ve sana güzelce ibadet hususunda bana yardım et. Allah’ım! Bana, bildiğim bilmediğim bütün iyilikleri vermeni niyaz ediyorum. Bildiğim bilmediğim bütün kötülüklerden de Sana sığınıyorum. Allah’ım! Cenneti ve beni cennete ulaştıracak her türlü söz ve davranışı nasip etmeni niyaz ediyorum. Cehennemden ve beni ona götürecek her türlü söz ve davranıştan da Sana sığınıyorum.”

Ve Sa’y’i de bitirdiniz ve şimdi saçlarınızı 4/1’inden en az parmak uçlarınız kadar (2 cm) keserek ihramdan çıkıyorsunuz. Refes Fusuk ve Cidal’e yani ihramın maddi ve manevi yasaklarına dikkat ederek ibadetini tamanlayanların annesinden doğdoğu günkü gibi olduğunu tefekkür ediyorsunuz. Ne kadar basit bir makas hamlesiyle saçlar kesilip ihramdan çıkılıyorsa, Allah için de tüm kusur ve günahlarımızın tek hamlede silinip yok olabileceğini düşünerek. Tövbe ile…

Otelinize giderken, sanki başka Safâ’dan, sanki bir başka Merve’ye gidiyor ve Sa’y yapıyor gibi dualarınıza devam ediyorsunuz. Umrenizi yaptınız. Umre’ye gidenlerin eda ettikleri umre ibadeti, işte böylesine güzel, böylesine muhteşem bir ibadet. İhramdan çıkmış durumdasınız. Artık Medine’ye geçiş yapılıncaya kadar Mekke’de mübarek yerleri gezmekle ve ibadetle meşgulsünüz.  Ama ziyaretleri yaparken de en önemli olan şeyi, Kâ’be’de cemaatle namazı asla ihmal etmiyorsunuz. Ve fırsat buldukça bol bol nafile tavaf yapıyorsunuz. Ama yoğunluk çoksa Mescid-i Haram’da diğer kardeşlerinizin hakkına girmemek için ikinci ya da üçüncü kata çıkıp oradan tavaf yapmaya çalışıyorsunuz.

Otellerdeki durumunuza gelince, olur olmaz basit sebeplerle birbirlerini incitenleri, görevli görevsiz herkesten hizmet bekleyenleri gördüğünüzde şefkatle onlara bakıp, Allah rızası için sorunları çözmeye gayret ediyorsunuz. Umre’nize anlam, umrenize ecir ve değer katmak istiyorsunuz. Bunun için Kâ’be’nin hizmetçisi olmak şerefine kavuşmak için artık ev sahibiymişsiniz gibi hizmet bekleyenlere misafir olarak değil ev sahibi olarak hizmet ediyorsunuz.


[1] Kur’an:Bakara Süresi; 158

[2] Safa tepesinden Merve tepesine doğru 4 gidiş, Merve tepesinden Safa tepesine 3 gidiş.

[3] NOT: İbadetler yalnızca ALLAH istediği için yapılır. Hikmetlerini aramak ise imanın bir meyvesidir. Buradaki yorumlarımız bu hikmet pınarlarından yalnızca birkaçıdır.

[4] Hadis:  Safa tepesinde Kâbe görülecek bir yere gelince üç sefer “Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur. O tektir O’nun ortağı da yoktur her türlü mülk otorite ve saltanatta O’na mahsustur övgüler O’na yapılır hayat veren de öldürende O’dur. Onun her şeye gücü yeter” dedi. Sonra tekbir getirip, Allah’a hamdetti. Gereği kadar dua etti ve yürüyerek aşağı indi. Nesai, Menâsikü’l-Hac, 172

[5] Kur’an, İnsan Süresi,25-26

[6] Hadis, Buhari, Umre, Daavât, 52 ;12 Cihad, 133,197;Müslim, Hac, 147,428, Zikir ve Dua ve Tevbe ve İstiğfar, 77; Tirmizi, Hac, 104; Ebu Davud, Cihad, 158; İbn Mâce, Diyât, 5; Nesai, Kasâme, 33-34

[7] Kur’an, Nisa Süresi, 69

[8] Kur’an,Bakara Suresi,158

[9] Kur’an, Mü’min Süresi, 60

[10] Kur’an, Âl-i İmran Süresi, 193-194 (Derin akıl sahiplerinin duası)

[11] Kur’an, Mümtehine Süresi,4 (Hz.İbrahim’in duası)

[12] Kur’an,Haşr Suresi,10 (Muhacir ve Ensar’ın ardından gelen müminlerin duası)

[13] Kur’an,Bakara Suresi,158

[14] Kur’an, Tahrim Süresi,8 (Müminlerin cennetteki duası)

[15] Kur’an, Tâ-Hâ süresi, 114 (Peygamberimizin duası)

[16] Hadis, Buharî, daavât 7-8; Müslim, zikir 59

[17] Hadis, Ebu Davud 5090

[18] Hadis, Müslim, Mesâcid ve Mevziu’s Salat, 129

[19] Kur’an, Yunus Süresi,87 (Hz.Yunus’un balık karnında yaptığı duası)

[20] Hadis, Muslim, 1/532

[21] Kur’an,Bakara Suresi,158

[22] Hadis, Tirmizî, Daavât 22; Nesâî, Sehv 61.

[23] Hadis, Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181

[24] Kur’an, Tâ-Hâ Süresi, 25-26

[25] Kur’an,Bakara Suresi,158

[26] Hadis, İbn Hanbel, el-Müsned 3/424; el-Bezzâr, el-Müsned 3/175

[27] Hadis, Tirmizi, Şemail, 113

[28] Hadis, İbn Hanbel, 14945

[29] Hadis, İbn Hanbel, I, 353

[30] Kur’an, Tâ-Hâ Süresi, 25-26

[31] Kur’an,Bakara Suresi,158

[32] Hadis, Buhari, Umre, Daavât, 52 ;12 Cihad, 133,197;Müslim, Hac, 147,428, Zikir ve Dua ve Tevbe ve İstiğfar, 77; Tirmizi, Hac, 104; Ebu Davud, Cihad, 158; İbn Mâce, Diyât, 5; Nesai, Kasâme, 33-34

[33] Hadis, Müslim, zikr 72; Tirmizî, daavât 74; İbn Mâce, dua 2

[34] Hadis, Tirmizi, 3520

[35] Kur’an,Bakara Suresi,158

[36] Hadis, İbn Hanbel, el-Müsned 3/424; el-Bezzâr, el-Müsned 3/175

[37] Kur’an,Bakara Suresi,158

[38] Hadis, Tirmizi, 3522

[39] Hadis, Tirmizî, Salât, 236; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 189

[40] Hadis, Müslim, zikr 72; Tirmizî, daavât 74; İbn Mâce, dua 2

[41] Hadis, İbn-i Mâce, Duâ, 4; İbn-i Hanbel, VI, 134; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 5506

Ve Mekke’deki Ziyaret Yerleri

Sevr Dağı[1] ve Mağarası

Resim 24:Sevr Dağı (üstte), Sevr Mağarası (altta)

Sevgili Peygamberimiz’in(ﷺ) Medine’ye hicret ederken gizlendikleri mağaranın bulunduğu, Mescid-i Haram’ın güneydoğusunda yer alan dağdır. Mescid-i Haram’a 4 km uzaklıktadır. Müşriklerin bitmez tükenmez baskı ve işkenceleri üzerine Rasûlullah, Müslümanların önce Habeşistan’a (m.616) hicret etmelerini istedi. İlerleyen zamanlarda Minâ’da bugünkü Akâbe Mescidi’nin olduğu yerde (m.619), Efendimiz’e iman eden Medine’liler, kendileriyle birlikte Medine’ye öğretmen olarak gönderilen Hz.Mus’ab b. Umeyr’in de tarifsiz katkısıyla diğer sene Medine’yi bir İslam yurdu haline getirmişlerdi. Bu sebeple artık Efendimizi ve Mekke’li müslümanları yanlarına davet ediyorlardı (m.622). Efendimiz’de bu daveten dolayı, müslümanların İslam için uygun bir ortam olan Medine’ye hicret etmelerini emretti. Bu emir üzerine hicret başladı. Ancak Kureyşliler bu durumdan son derece rahatsız oldu. Buna sebep, Peygamberimizin de hicret edip Medine’de bir güç ve merkez oluşturması korkusu idi. Kureyş korkmakta haklıydı; çünkü Medine, Mekke ile Şam yolu üzerinde bulunuyordu. Bu da Mekke’nin iktisâdi durumunu tehlikeye düşürmeye yeterliydi. Çünkü Mekke’liler ticaretle geçiniyorlardı ve ticaret güzergahları kışın Yemen’e yazın Şam’a gerçekleşiyordu.[2] O halde putları ve ticari faaliyetleri için önemli bir tehlike olan bu İslâm dini daha şimdiden ortadan kaldırılmalıydı. Takip edecekleri politikayı belirlemek için Kureyş’in ileri gelenleri Kâ’be’nin altınoluk yönündeki Hicr-i İsmail’in karşısında bulunan Dârunnedve’de bir araya geldiler;

وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ. وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

“Hatırla, bir zaman kâfirler seni tutup bağlamak veya öldürmek, yahut sürüp çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken; Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır.”[3]

Kureyş âyette belirtilen hapis, sürgün ve öldürme yollarından en kötüsünü yürürlüğe koymayı kararlaştırdı. Ebu Cehil Amr b. Hişâm’ın fikri üzerine güçlü Kureyşli kabilelerden kuvvetli yedi gencin seçilerek bir çete oluşturulması en uygun yol olarak benimsendi. Böylece suikast sonrasında Peygamberimizin ailesi Haşimoğullarının bu kadar güçlü ailelerle çarpışıp kan davası gütme imkanı kalmayacak kan parası (diyet) ödenerek konu kapanacaktı. Nihayet Rasûlullah’ın evinde olduğu bir gece saldırıya geçilecekti. Ancak Allah, müşriklerin toplantısını ve aldıkları kararı elçisine bildirdi ve Medine’ye hicret emrini verdi. Efendimiz ise Hz.Ebubekir’i haberdar etti. O da yol hazırlıklarına başladı. Akşam olunca, müşriklerin yatakta kendisinin yattığını zannetmeleri ve bir süre oyalanmaları için Hz.Ali’yi yatağına yatırdı. Kalbinin rahat olmasını, aklına hiçbirşeyin gelmemesini, evlerinde olan kureyşlilerin emanetlerini sabahleyin sahiplerine teslim edip Medine yolunda kendilerine yetişmesini tembihledi.Evden çıkarken eline aldığı bir avuç toprağı suikast için kapıda pusuya yatmış olan suikastçilerin üzerine saçtı. O sırada şu anlama gelen âyeti okumaktaydı:

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

“Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık görmezler.”[4]

Gerçekten de müşriklerin gözleri bir an perdelendi. Hz.Peygamber’de(ﷺ) oradan ayrılıp Hz.Ebubekir’in evine geldi. Kızları Hz.Aişe ve Hz.Esma ile Rasûlullah’ı karşıladı. Hz.Ebubekir ile Rasûlullah Beraberce Mekke’yi terkedip Sevr dağına doğru yola koyuldular. Sonunda Sevr mağarasına ulaştılar. İlkin Hz.EbuBekir, zararlı hayvan olup olmadığını araştırmak ve içerisini temizlemek için mağaraya girdi. Hz.EbuBekir mağaraya girince orada gördüğü delikleri, yılan vb. zararlı hayvanların girmesine engel olabilmek için üzerindeki örtüyü yırtarak delikleri tıkadı. Sonra Efendimiz’i(ﷺ) içeri çağırdı. Ancak delikleri kapamada kullandığı bez, son deliği kapatmaya yetmemişti. O deliği de ayak topuğu ile kapamıştı. Gerçekten de bu delikten gelen bir yılan Hz.Ebubekir’i acı bir biçimde ısırmıştı. Rasûlullah(ﷺ), son derece yorgun olması hasebiyle dostunun dizine başını dayayarak uyuyakalmıştı. Hz. Ebubekir, topuğunda hissettiği acıya rağmen hiç kımıldamadı, fakat çektiği acı gözlerinden yaşların boşalmasına yol açmıştı. Hz.Peygamber’in yüzüne bu yaşlar dökülünce hemen uyandı. Durumu öğrenince, kendi tükrüğünü ilaç olarak ısırılan yere sürdü. Bir süre sonra ayağı tamamen iyileşmişti.”[5]

Bu sırada Kureyş müşrikleri Rasûlullah’ın(ﷺ) Mekke dışına çıktığını anlamada fazla gecikmediler. Sabah olunca yatakta yatanın Hz.Ali olduğunu anladılar. Hemen Hz.Ebubekir’in evine koştular onun orada olmadığını gördüler kızı Hz.Esma’yı sorgulamaya kalktılar o cevap vermeyince EbuCehil  Hz.Esma’yı dövmüştü. Hemen DarunNedve’de acil toplandılar. Medine’ye gidebileceğini tahmin ederek yola koyulup araştırmaya başladılar. Kureyş’in ileri gelenleri Rasûlullah’ı(ﷺ) kendilerine ölü veya diri olarak getirene yüz kızıl tüylü deve ödül vereceklerini her tarafa duyurdular. Gerçekten de O’nu yakalamak için Medine yolu didik didik arandı. Herkes Medine yolunu ararken Ebu Cehl ile Ümeyye b. Halef’in tuttuğu rehber onları Sevr mağarasına getirdi.

Bunun üzerine Hz. EbuBekir hayli endişelenmişti;

يَا رَسُولَ اللَّهِ ، لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ رَفَعَ قَدَمَهُ رَآنَا

Eğilip baksalar bizi görecekler Ya Rasulallah diyordu. ancak bu endişesi kendisi için değil, Rasûlullah içindi. Efendimiz ise Ona:

مَا ظَنُّكَ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا

Ey Ebubekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kimse bir şey yapamaz?[6] diyerek teskin etti. Sahibimiz Allah bu durumu Kur’ân-ı Kerim’de şu âyette açıklar:

إِلاَّ تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Siz Peygamber’e(ﷺ) yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber(ﷺ), iki kişiden biri iken kâfirler O’nu Mekke’den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına, ‘Üzülme, Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Böylece Allah, peygamberin(ﷺ) üzerine emniyet indirdi ve O’nu(ﷺ) görmediğiniz askerlerle destekledi”[7] Söz belliydi: Allah olunca Yâr, heryer dar olsa ne yazar.

     Efendimiz(ﷺ) ile Hz.EbuBekir’i takip eden grup mağaraya ulaşmadan önce,   mağarada iken bir örümcek mağaranın giriş kısmına ağ örmüş, ayrıca iki güvercin de hemen yanıbaşında bir çalı bitkisi üzerinde bir yuva yapmışlardı.[8] bu iki kuş bir de yumurtlamışlardı.

     Gerçektende müşrikler mağaranın her yerini incelemişler ancak mağara ağzındaki örümcek ağı vs nedenlerle içine bakmak akıllarına gelmediğinden dönüp gitmişlerdi. Rasûlullah ve Hz.Ebubekir mağarada kaldıkları üç gün süreyle, Hz.Ebubekir’in oğlu Abdullah, şehirdeki konuşmaları ve gelişmeleri, gece mağaraya gelerek aktarıyordu. Hz.Ebubekir’in kızı Esma azık temin ediyordu.Hz. Âmir b. Füheyre de koyunları mağara çevresinde otlatarak geceleri süt içmelerine imkân veriyordu. Sonunda, dördüncü günün sabahı, Âmir ile kılavuzluk yapması için kiralanan Abdullah b. Ureykıt, beraberlerinde iki deve ile mağaraya geldiler. Böylece dört kişiden oluşan küçük kervan Medine’ye doğru yola koyuldu.[9] İşte, Hicret olayında en zor anlar Sevr mağarasında yaşanmıştı.[10] Hicret, birçok dersi bizlere miras bırakmıştır. Sadakat, fedakarlık, kahramanlık ve teslimiyet bunları yansımalarıdır. Mal, makam, servet, nâm tekliflerini elinin tersiyle iterek: “güneşi sağ elime, ayı sol elime koysalar davamı terketmem hizmetime devam ederim. Ya Allah dinini hakîm kılar, ya da ben bu uğurda yok olurum[11] buyurarak büyük çilelere koşan Rasûlullah’ın(ﷺ) üzerimizdeki haklarını hatırlatır Hicret. Yataktan kalkıp seccadeye gitmekte zorlanan nefsimize ders olarak.Nefs Mekke’sinden gönül Medine’sine Hicret edebilmek nedir zahiren ve batınen bunu miras bırakır…[12]

Yine Mekke’li bir putperest olan Abdullah b. Ureytkıt’ı kendilerine ücretli rehber olarak tutmaları :

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُـكُمْ بِهۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَميعاً بَصيراً

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür. [13]” Ve gerek bu rehberlik işinde ve hatta Mekke’nin fethinde Kabe kapı anahtarı hizmetini de bir gayri müslim’e vermiş olması işi EHLİNE verme konusundaki öneme dikkat çekiyor.

Arafat Meydanı ve Arafat Dağı

Resim 25: Arafat meydanı  ve Cebel-i Rahme

Arafat BİLDİ demektir. Mekke’nin 20 km. uzaklığında ve doğusunda bulunan bir bir bölgedir. Arafât’a deyince akla ilk gelen ise koyu yeşil kayalardan oluşan “Cebelü’r-rahme” (Rahmet Dağı)dır.

Hac ibadetinin rükünlerinden biri olan Vakfenin  yapıldığı yer olmasından dolayı büyük bir önem taşımaktadır.

Bir rivayette Hz.Âdem ile eşi Hz.Havva Cennet’ten çıkarıldığında Hz.Adem babamız Hindistan’ın Serendip (Seylan=Sri Lanka)  adasına, Hz.Havva annemiz ise Arabistan’da bugün kabrininde bulunduğu Cidde’ye indirilmiş ve 200[14] veya 350 yıl ayrı kalıp nihayet Cebel-i Rahme’de buluşmuşlardır. Hz.Adem Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed’in hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta “La ilahe illallah Muhammedün Rasûlullah” yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir.”[15] Buyurur ve af vesilesi duasını onlara ilham eder:

فَتَلَقّٰى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

“Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.”[16]

قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَالَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرينَ

(Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.[17]

Bu dua sonucu ise Allah onları affeder. Bu sebeple buraya Adem affının sebebini bildi anlamında ARAFAT denilmiş.

Diğer rivayette Hz.İbrahim Hz.İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ettikten sonra[18] Allah Hz.İbrahim’e Haccı ilan etmesini emretmiş.[19] Sonrasında Cebrail (a) Hac ibadetinin nasıl yapılacağını Arafatta öğretmiş. Bunun üzerine buraya Arafat: İbrahim Cebrail’den bildi-öğrendi. Denilmiş. Başka rivayette Bildin mi anlamına gelen “Ta’arrefe” kelimesinden alınmış ve hacıların Arafât dağındaki vakfeleri sırasında Allah’ın yüceliğini, kendilerinin ihtiyaç ve kulluklarını “i’tiraf” ettiklerinden dolayı buraya Arafât (bildi) adının verildiği söylenmektedir. Hacı Arafat’ta Allah’a karşı ÂRİF olur. Müzdelife’de şuurlanır. Mina’da kurbiyete ulaşır.Başka rivayetteyse Hac ibadetinin önemli bir rüknü olan vakfeyi tamamlayanlar manevî bir kokuya (“Arf”) büründükleri için bu anlamda bu dağa Arafât adı verilmiştir.

Yine başka rivayette A’raf süresi 172.ayette anlatılan Elest meclisi Arafatta gerçekleşmiştir:

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَني اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚ شَهِدْنَاۚ اَنْ َقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِاِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِلينَۙ

“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler. “

«Arafat’ın arka kısmında bulunan “Nâ’mân” denilen yerde Alah (C.c.) Hz. Âdem’in zürreyetinden söz aldı ve kıyamete kadar yaratacağı bütün zürriyeti onun sulbünden çıkarıp küçük karıncalar gibi huzuruna topladı, sonra onları karşısına alarak :

«”Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar ; “Evet Rabbimizsin” dediler.[20]

فَإِذَا أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ

“..Arafât’tan ayrılıp (seller gibi) akın edince Meş’ar-i Harâm’da Allah’ı zikredin.. ” [21]

Hac ibadetini yerine getirmek üzere orada bulunan müslümanlar Terviye’den (yani Zilhiccenin sekizinci günü sabah namazını Mekke’de kıldıktan) sonra Mina’ya, sonra Arefe günü sabah namazını kıldıktan sonra Arafât’a çıkarlar. Haccın farzlarından biri olan vakfe Arefe günü zeval vaktinden başlar, nahir günü yani bayramın birinci günü sabah namazı vaktine kadar süren zaman içinde yapılır. Genellikle Arefe günü akşamı Arafât’tan ayrılma işlemleri başlar.
Rasûlullah’ın(ﷺ) bir hadîsine göre Arafât’ın her yeri vakfe yeridir. Buna göre vakfe için belli bir yer söz konusu değildir. Cebel-i rahmede vakfe sırasında Allah’a dua etmek ve isteklerde bulunmak müstehabtır. Arefe günü Arafât’ta vakfe yapmanın önemi ve fazileti hakkında Rasûlullah(ﷺ) şöyle buyururlar: “Cenâb-ı Hakk’ın, Arefe günü (vakfe sırasında) Cehennem’den azad ettiği kulların sayısı diğer günlerde azad edilenlerle kıyaslanmayacak kadar çoktur. Allah, Arefe günü vakfe yapanlara yaklaşır. Sonra onlarla meleklere karşı iftihar ederek ‘bunlar ne istiyorlar ki bütün işlerini bırakıp burada toplandılar’ der.”[22] Ebû Katâde Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ben Allah’dan umuyorum ki Arefe günü tutulan oruç, içinde bulunulan seneden önceki ve sonraki seneye keffâret olur. “[23]  Bu hadis şöyle yorumlanır: Eğer küçük günahlar işlemişse yahut işleyecekse onlar afvedilir, eğer küçük günahı yoksa büyük günahları hafifletilir, büyük günahı da yoksa derecesi yükseltilir [24] Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “, Arafât’ın her tarafı vakfe yeridir…”[25] Yine Arafat vakfesinin Hac ibadetindeki yerini şöyle buyurmuştur:

اَلْحَجُّ عَرَفَاتHac Arafattır[26] =

Rasûlullah’ın(ﷺ) Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi mahiyetinde­ki Veda Hutbesini okuduğu yerdir.

VEDÂ HUTBESİ (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)

Peygamberimiz(ﷺ) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi’nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:

“Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah’dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.”

 “Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

Ey İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O’da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu Iyas bin Rabia’nın kan davasıdır.

Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberin sünnetidir.

Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

– Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

– Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

– Zina etmeyeceksiniz.

– Hırsızlık yapmayacaksınız.

Ey İnsanlar! Yarın (kıyamette) beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? “

Sahabe-i Kiram birden şöyle dediler:

“Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!”

Bunun üzerine Rasûlullah(ﷺ) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:

“Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab!”[27]

Bu kutsal mekânı ziyaret ederken kişi, kendini daha iyi tanımak, yolunu daha iyi tanı­mak, hayat yolculuğundaki yerini tanımak ve sonuçta Rabbi­ni tanımak için neler yapabileceğini, bundan böyle nasıl bir yol izleyeceğini düşünmelidir. Çünkü insan olarak kendini, yeryüzündeki görevini ve sorumluluğunu doğru bir şekilde kavrayabilen kişiler yolunu şaşırmaz.

 Kur’anın son hüküm ayeti Maide süresinin 3.ayeti burada nazil olmuştur.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”Yahudilerden bir grup Halife Hz.Ömer’e:

 يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ آيَةً فِي كِتَابِكُمْ لَوْ عَلَيْنَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ نَزَلَتْ لَاتَّخَذْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ عِيدًا

Ey Mü’minlerin Emîri! Sizin Kitâb’ınızda okumakta olduğunuz bir âyet var ki, biz Yahûdî topluluğuna nazil olmuş olaydı, nazil olduğu günü bayram edinirdik, dedi. Hz.Ömer: وَأَيُّ آيَةٍ هِيَ

– Hangi âyettir o? diye sordu. Yahûdî (Kab’ul-Ahbar): – “Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size dîn olarak müslümânlıktan hoşnûd oldum…” (Mâide: 5/3) cevâbını verdi. Bunun üzerine Hz.Ömer:

إِنِّى لأَعْلَمُ أَىَّ مَكَانٍ أُنْزِلَتْ ، أُنْزِلَتْ وَرَسُولُ اللَّهِ وَاقِفٌ بِعَرَفَةَ

– Biz bu âyetin indiği günü de, yeri de biliyoruz (kıymetini takdîr ediyoruz). Bu âyet Peygamber’e (Veda) Haccında cuma günü Arafat’ta vakfe yaparken  nazil olmuştur, dedi[28]

Müzdelife (Meşaril Haram)

Resim 26: Müzdelife’den genel bir görünüm ve Meşar’il-Haram Cami

Sözlükte “bilmek, hissetmek” anlamındaki şuûr kökünden ism-i mekân olan meş‘ar (çoğulu meşâir) kelimesi, aynı kökten türeyen ve Allah’a kulluğun açık alâmet ve işaretleri olan “şeâirin, ibadetlerin eda edildiği yer” mânasına gelir. Müzdelife, Harem sınırları içinde Arafat ile Mina arasın­da kalan bir bölgenin adıdır. Haccın vaciplerinden Müzdelife vakfesi burada yapılır. Kur’ân-ı Kerim’de geçen Meş’ar-i Ha­ram da buradadır. Hacılar, Arafat dönüşü gece Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kılarlar.

İnsanların toplandığı bir yer olması münasebetiyle bura­ya Müzdelife dendiği rivayet edilmektedir. Başka bir rivayete göre, Hz. Âdem ile Hz. Havva burada birleştikleri için buraya Müzdelife denilmektedir.

Hz. İbrâhim’in dinini tahrif eden Câhiliye Arapları kendi anlayışlarına uygun biçimde Kâbe’yi tavaf etmek, hac yapmak, Arafat ve Müzdelife’de vakfeye durmak, kurban kesmek gibi âdetleri sürdürüyorlardı. Kureyş ve müttefiki olan kabileler kendilerini Harem ehli ve Allah’ın dostları sayarak diğerlerinden imtiyazlı görüyorlardı. Bu sebeple vakfeyi Harem sınırları dışında kalan Arafat’ta değil Müzdelife’deki Kuzah tepesinde yapar, Câhiliye âdetlerine göre kurban olduklarının bilinmesi için hayvanların derileri burada çizilmek suretiyle kan akıtılıp işaretlenirdi. Diğer Araplar ise Arafat’ta vakfeye durduktan sonra verilen izinle Müzdelife’ye gelirlerdi. İslâm’dan sonra haccın bir rüknü olan vakfe Arafat’ta, vâcip vakfe ise Müzdelife’de icra edilir oldu. Hz. Peygamber’in uygulaması dikkate alınarak Müzdelife vakfesinin mümkün olduğu ölçüde Kuzah tepesi veya civarında yapılması tavsiye edilmiştir.[29]

Müzdelife ziyareti sırasında kişi, Yüce Allah’ı hayatında ne derece andığının bir muhasebesini yapmalıdır. Çünkü Müzdelife’deki Meşar-i Haram, Kur’an’da, insanların Allah’ı çokça zikretmeleri emriyle birlikte geçmektedir. Allah Rasûlu(ﷺ)  burada akşam ve yatsı namazını birleştirerek kıldırmış, sonra da Kuzah Dağının eteğinde istirahat buyur­muştur. Sabahleyin de burada vakfe yapmıştır.

Kuzah Dağı, bugün Meşar-i Haram mescidi olarak anılan mescidin yakınında yer almaktadır. Eskiden Müzdelife gecesi burada ateş yakılırmış.

Müslümanın övgüye lâyık en önemli nitelik-lerinden biri, her daim Allah’ı anması, ve O’nu unutmamasıdır. Rabbimiz:فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ.. “Beni anın ki ben de sizi anayım…” [30] buyurmaktadır. Gerek genişlik ve rahatlık zamanlarında ve gerekse sıkıntılı ve zor zamanlarda Allah’ı anan kişi, her za­man Allah’ın yardımını yanında bulur. Müzdelife, bu nitelik karşısındaki konumumuzu değerlendirme yeridir. Bu bakım­dan “…Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zik­redin…”[31] ayetinde özellikle, Allah’ı, üze­rinde anmamız zikredilen Müzdelife’yi ziyaret ederken O’nu anma ve unutmama konusundaki konumumuzu gözden ge­çirmeli, bu açıdan bir nefis muhasebesi yapmalıyız.

Arafat’ta iman hakikatlerine:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.”[32] ayetince ârif olan Hacı, Müzdelife’de Meşar’il-Haram ile şuure ererek aynel’yakin olur. Bu şuur gereğince Rabbisine layık kul olma yolundaki nefsi ve şeytani vesveselere karşı bir dik duruş sergileyerek Mina’da şeytana atılacak olan 70 taşı buradan toplar. Her taş gönülden atılan vesveselerce, elest meclisinde ki ahde vefadır.

Mina – Cemerat (Şeytan taşlama alanı)

Resim 27: Üsteki Mina genel görüş, alttaki resmin sağ üstündeki küçük kubbe Hz.İsmail’in kurban edildiği yer

Arapça’da insanların toplandığı veya kan akıtılan yere “minâ” denmesinin yanında Hz. Âdem’in burada cenneti arzu (temenni) ettiği ve Cenâb-ı Hakk’ın bu yerde Hz. İbrâhim’e yahut bütün kullarına lutufta (men) bulunduğu rivayet edilmiş, bu yere Mina adının verilmesi, anılan rivayetlerle birlikte insanların bayram günlerinde burada toplanması ve Allah’a yaklaşıp azabından emin olma ümidiyle kurban kesmeleri gibi sebeplerle açıklanmıştır.[33]

Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayete göre Kur’an’ın son ayeti Maide 3 Arafat’ta inmiş, Kur’an’ın son süresi Nasr sûresinin de Vedâ haccı sırasında Mina’da nâzil olduğu belirtilir.[34]

Arafat’tan Mekke-i Mükerreme’ye doğru yol alırken Müzdelife’den sonra Mina’ya gelinir. Mina, etrafı dağlarla çevrili bir vadidir. Doğudaki başlan­gıcı, Vadi-i Muhas­sir, batı sınırı ise Akâbe’dir. Mescid-i Haram’dan yaklaşık iki km. uzaklıktadır. Sevgili Peygamberimiz, Mina’da, Mescid-i Hayf’ın bulunduğu yerde kalmış ve orada namaz kılmış, hutbe okumuş ve tıraş olup kurbanlarını kesmiştir. Bu mescidde 70 kadar Peygamber namaz kılmıştır.Günümüzde Mina, bir çadır kent hâline gelmiştir. Hacılar için buraya modern ve kalıcı çadırlar yapılmıştır. Bu çadırlarda hacılar, rahat bir şekilde kalabilmektedirler. Hacıların bu çadırlarda kalacağı günlerde doğal ihtiyaçlarını rahat bir şekilde karşılayabilecekleri düzenleme­ler yapılmaktadır. Hz. İbrâhim rüyasını  gerçekleştirmek amacıyla oğlunu kurban edeceği sırada Allah tarafından gönderilen kurbanlık hayvanın kesildiği kabul edilen yerdedir.[35]

Mina; aşırı istek, arzu demektir. Mina, Hz.İbrahim ile oğlu İsmail’in, Allah’a olan aşklarının sınandığı yerdir. Bu sınavda Hz.İbrahim, ahir ömründe kendisine verilen biri­cik oğlunu Allah için kurban etmek; İsmail ise, bu uğurda canını vermek gibi çok ciddi bir sınavdan geçmektedirler. Bir tarafta Allah’ın emri ve aşkı, diğer tarafta ise ciğerparesi vardır ve her ikisi de sınanmaktadır. Allah sevgisi mi, evlat sevgisi mi? Allah sevgisi mi, yaşama arzusu mu?

İşte Mina, can, mal, mülk, mesken, evlat, eş, kardeş, tica­ret, aşiret, mevki, makam, rütbe vb. fani sevgilerin aşıldığı, Allah sevgisinde zirveye ulaşıldığı yerdir. Arafat’ta ARİF olan, Müzdelife’de ŞUUR’lanan Hacı, Mina’da vesveselerinden arınarak nefs-i emmare’den nefsi mutmainliğe kanat açar ve kurbiyete ulaşır. Bu şükrün nişanesi olarak hedy (Temettü ve Kıran haclarının şükür kurbanı burada kesilir.)

Mina’daki cemeratta şeytan taşlama alanında İsmail’i kurban etmemesi yönündeki vesveleri kendisine veren şeytanı Allah’ın adına sığınarak taşlayan Hz.İbrahim’den varisi olarak nefsimizin istila etmeye çalıştığı kalbimizi ve hayatımızı;tüm kusurlarımızdan tövbe ile FETH’ederiz burada.

Bu yolun formülünü öğretir bize Arafat-Müzdelife-Mina üçlüsü…

Mina’yı ziyaret ederken iç dünyamızı bir gözden geçirmeli ve Allah sevgisi karşısındaki konumumuzu bir değerlendirmeye tabi tutma­lıyız. Allah sevgisi mi, diğerleri mi? Bize verilen nimetler ve imkânlar, bizleri Allah sevgisine mi götürüyor, yoksa O’nun yolunda birer engel mi teşkil ediyor? Diğer bir ifade ile kişi, Hz.İbrahim ve İsmail misali, en çok sevdiği varlıklarını, Al­lah sevgisi uğruna feda edebiliyor mu? Bu noktada Allah’ın müjdesine mi itibar ediyor, yoksa şeytanın vesvesesine mi? Aslında Hz.İbrahim ile oğlunun sınavıyla, bugün bizim sınavlarımız pek farklı değildir.

Hira Nur Dağı ve Mağarası

Resim 28: Mescid-i Haram ve arka kısımda Nur Dağı

Hira ismi “yollarını kaybedenlere doğru yolu gösteren” anlamında yorumlamaktadır[36].Hira mağarası, Nur Dağı’nın zirvesinden 15 m. aşağı­da dağın kuzeyine bakan tarafında yer almaktadır. İçeri­sinde bir kişinin kalabileceği kadar bir alan vardır. Mekke-i Mükerreme’ye bakan tarafında bir açıklık bulunmaktadır. Bu açıklıktan Kâbe-i Muazzama görülebilir. Ancak bu gün çevre­deki yapılaşma nedeniyle sadece Mescid-i Haram’ın minare­leri görülebilmektedir. Mekkeliler arasında, receb ve ramazan gibi senenin belirli aylarında inzivâya çekilen bazı hanîfler bulunuyordu. Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib de bunlardan biriydi ve Allah’ın varlığına, ceza ve mükâfat yeri olarak âhiretin mevcudiyetine inanmış, zaman zaman Hira dağındaki mağaraya çekilip kendini ibadete vermişti.[37]

Rasûlullah(ﷺ), 35 yaşından itibaren burada inzivaya çe­kilmeye, orada günlerce kalarak tefekkür etmeye başlamıştır. İlk vahiyler olan Alâk sûresinin ilk 5[38] ayeti böyle bir inziva es­nasında burada inmiştir.

Hakikati arayış içerisinde olan Rasûlullah(ﷺ), câhiliyye’nin hüküm sürdüğü Mekke’nin hareketli hayatından uzaklaşıp, kendisini dinleyebilmek, kâinat hakkında tefekkür edebil­mek amacıyla geliyordu Hira’ya. Orada inen ilk vahiylerle hem kendisini, hem de Rabbini bulmuştu. Çünkü O, vahiyle, Kur’an’la buluşmuştu. Nihayet Rasûlullah(ﷺ) Hirâ mağarasında bulunduğu bir sıra­da ansızın (emr-i) Hak karşısına çıkıverdi. (Şöyle ki): Kendisine melek (Cebrail) gelerek: «Oku!» dedi Rasûlullah(ﷺ):   «Ben okuma bilmem.» cevabını verdi. Rasûlullah(ﷺ) buyuruyorlar ki: O zaman melek beni alarak takatim kesilinceye kadar sıktı. Son­ra beni bırakıp yine : «Oku! اقْرَأْ» dedi. Ben de : «Okuma bilmem. مَا أَنَا بِقَارِئٍ» dedim. Melek beni yine alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine :  «Oku!» dedi. Ben de : «Okuma  bilmem.» dedim.  Nihayet beni yine üçüncü defa ola­rak takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp şu âyetleri okudu : [39]

« Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı. Oku! Senin Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O insana bilmediklerini öğretendir. İnsana kalemle yazmayı öğretendir.»

Bunun üzerine Rasûlullah(ﷺ) o sıkıştırma sebebi ile (heyecandan) boyun vücudu titreyerek döndü. Ve Hz.Hatice’ nin yanına giderek: «Beni örtün, beni Örtün!» dedi. Korkusu gidinceye kadar mübarek vücudunu sarıp örttüler. Ondan sonra Rasûlullah(ﷺ) Hz.Hatice ‘ye:

«Ey Hatice! Bana ne oluyor?» dedi: ve olup bitenleri ona ha­ber verdi. «Kendimden korktum,endişe ettim» dedi. Hz.Hatice ona şunları söyledi:

— Öyle deme sevin! Allah’a yemin ederim kî Allah seni hiç bir vakit utandırmaz vallahi. Çünkü sen akrabana bakarsın, sözün doğrusunu söy­lersin, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, Fakire verir kimsenin kazandıramayacağını kazandırır, misafiri ağırlarsın,. Hak yolun­da zuhur eden hadiseler karşısında (Halka) yardım edersin.

Bundan sonra Hatice Rasûlullah’ı(ﷺ) beraberine alarak Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abdil Uzza b. Kusay’ya götür­dü. Bu zat Hz.Hatice’nin amcası oğludu. Cahiliyet zamanında hıristiyan dinine girmiş bir kimse olup arapça ve İbranice  yazı yazma­sını bilir; Tevrat’ı ve incilden Allah’ın dilediği kadar öteberi bazı şeyleri Arapça ya­zardı. Varaka gözleri görmez olmuş bir yaşlıydı. Hz.Hatice kendisine:

— Ey amca! dinle bak kardeşin oğlu neler söyleyecek dedi. Varaka:

— Ne var kardeşim oğlu? diye sorunca Rasûlullah(ﷺ) gördüğü şeyleri kendisine haber verdi. Bunun üzerine Varaka:

— Bu gördüğün Hz.Musa’ya(ﷺ) indirilen Namus-u Ekberdir (Cebraildir). Ah keşke senin davet günlerinde genç olaydım. keşke kav­min seni çıkaracakları zaman hayatta bulunsaydım dedi. Rasûlullah(ﷺ) «Onlar beni çıkaracaklar mı ki?» diye sordu Varaka:

— Evet (Çıkaracaklar; zira) senin gibi bir şey getirmiş hiç bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın. Şayet senin davet günlerine ye­tişirsem sana son derece yardım ederim cevabını vermişti.[40]

Bundan sonra fetret-i vahiy dediğimiz 3 yıl kadar vahiy kesilmesi olmuş.[41] Ve Müddessir süresinin ilk ayetlerinin inmesinden sonra bir daha vahiy kesilmedi:

يَا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ﴿١﴾ قُمْ فَاَنْذِرْ ﴿٢﴾ وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْ ﴿٣﴾ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ﴿٤﴾ وَالرُّجْزَ فَاهْجُر

“Ey örtüsüne bürünen! ﴾1﴿Kalk ve uyar! ﴾2﴿Sadece rabbinin büyüklüğünü dile getir. ﴾3﴿Elbiseni tertemiz tut. ﴾4﴿Her türlü pislikten uzak dur. ﴾5﴿”

Rasûlullah zaman zaman hanımı Hz. Hatice’yi de beraberinde Hira’ya götürüyordu. Azık olarak yanına çok az miktarda süt, kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yenisini tedarik edip tekrar mağaraya dönerdi. [42] 

O’nun Nur Dağı’ndaki itikâfı, Hz.Musa’nın Tur Dağı’ndaki halvetiyle benzer, inziva ve itikâ­fın önemini vurgulamak için Hira tecrübesine işaret ederler.

O günkü Mekke’ye nis­petle çok daha fazla yoğun ve yorucu bir hayatın içinde olan günümüz insanı, Hz. Peygamber’in(ﷺ) bu inzivasına benzer bir inziva tecrübesi­ni belki de hiç yaşamamıştır. Sürdürdüğü o hızlı tempolu modern hayatında “inziva” ve “tefekkür” kavramları, belki de hiç yer almamıştır. Doğ­rusu ne kendini dinlemeye, ne hakikati tefekkür etmeye, ne de Allah’ın gönderdiği vahiyle, Kur’an’la baş başa kalmaya yeterli zamanı olmuştur. Namaza ayırdığı kısa zaman dilim­lerinden başka, belki de kâfi derecede zaman ayıramamıştır kendini ve Rabbini tanımaya. Yaşadığı modernite, ister iste­mez sürekli uzaklaştırdı ve yabancılaştırdı onu Hira’nın ar­mağanı Kur’an’dan ve vahyin öğretilerinden. Birçokları için bu ve buna benzer gerçekleri düşünebilmesi için Mekke-i Mükerreme’ye geliş, bir fırsattır. Hira, bu acı gerçekle yüzleş­menin bir anlık da olsa düşünüldüğü, hatırlandığı yerdir. Hz. Peygamber’i vahiyle buluşturan Hira, ziyaretçiyi de buluştur­malıdır vahiyle, Allah’ın Kitabıyla. Hz.Muhammed’in(ﷺ) haya­tını değiştiren Hira’nın Kitabı, onun hayatını da değiştirmeli, Ona da hayat vermelidir. Hira’yı anlamak, vahyi anlamaktır, Kur’an’la yeniden bu­luşmaktır. Hira, hakikati arayan için inzivaya ve tefekküre olan ihtiyacı hatırlatmaktır.

    Hicretten önceki Tâif yolculuğundan dönüşünde de Resûl-i Ekrem, Mekke’ye girebilmek için himayesine sığınabileceği bir kimse bulmak amacıyla araştırma yaptırırken Hira mağarasında beklemiş, müşriklerin ileri gelenlerinden olan akrabası Mut‘im b. Adî’nin teklifini kabul ettiğini öğrenince buradan ayrılmıştır .

Rasûlullah bu daha inzivaya geldiğinde Hatice’si de bazen ona küçük süprizler yaparak yanına uğrardı. Bazen Rasûlullah onun geldiğini görür ve dağdan inip onu yolda karşılardı. Nur dağı aslında boşanmaların arttığı bir zaman diliminde evlilik müessesesindeki sevgi saygı ve hoşgörü idarenin örnekliğini düşünmemize de olanak sağlıyor. Hatırlayıp tashih olmak için. Rasûlullah Hz.Hatice hayatta olduğu sürece başkasıyla evlenmemiştir.[43]

Resim 29: Nur Dağı

ve Hira  Mağarası  

Cennetu’l-Mualla Mezarlığı

Resim 30: Cennetu’l-Mualla[44] /  المعلاة  مقبرة/ Makberatul’Ma’lat

      İçinde Peygamberimizle 25 yıl evli kalmış ilk eşi ve 6 çocuğunun annesi[45], Allah’ın özel selamını Cebrail ile ulaştırdığı[46], kendisini cennete köşkle müjdelediği[47]  Hz. Hatice[48] validemiz de dâhil olmak üzere 2000 kadar sahabinin defnedilmiş bulunduğu Rasûlullah’ın 5.kuşaktan dedesi ve Kureyş’in liderliğini temsis eden Kusay’ın ilk defa defniyle beraber cahiliyede seçkin ailelerin defnedildiği, Rasûlullah’ın ne güzel kabristanlık[49] Mekke’nin en eski kabris­tanı. Rasûlullah’ın(ﷺ) oğulları Kasım ve Abdullah’da bura­da defnedilmiştir. Ayrıca Abdullah b. Zubeyr, Ebu Talib ve Abdulmuttalip de bu kabristanda bulunmaktadır.  

    Rasûlullah özellikle m.619 yılında önce oğlu Abdullah’ı ve peşinden Hz.Hatice ile 1 hafta arayla Ebu Talib’i kaybettiğinde çok üzülmüşş ve yıpranmıştı. Siyerciler bu yıla senetül-hüzün= hüzün yılı derler.

   Rasûlullah Hz.Hatice’yi çok severdi. Mekke’nin fethine geldiğinde[50] Kabe’ye girmeden son gece , ve Veda Haccında[51] ise Tavaf ve say’iyini yaptıktan sonra  Hatice annemizin kabrinin yanına çadırını kurdurmuştu.

Âişe’den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : hatice’nin kız kardeşi Hâle binti Huveylid, Rasûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)’in yanma girmek için izin istedi de, hatice’nin izin istemesini hatırladı. Ve bundan memnuniyet duyarak: «Allah’ım! Huveylid’in kızı Hâle!» dedi. Ben derhal kıskandım. Ve:

— Allah sana yerine daha hayırlısını vermişken, zaman önce ölmüş Kureyş’in kocakarılarından çenelerinin içi kırmızı bir kocakarıyı île anıp duruyorsun! dedim. Hz.Âişe:Ben Hatice’den başka Peygamber’in hanımını kıskanmadım. Halbuki ona yetişmedim (Benim evliliğimden 3 yıl önce vefat etti). Rasûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilenı) koyunu kesti mi: «Onu hatice’nin dostlarına gönderin!» derdi. Bir gün onu kızdırdım: — Hatice mi? dedim. Bunun üzerine Rasûlullah;  إِنِّى قَدْ رُزِقْتُ حُبَّهَا

«Ben onun sevgisiyle rızıklandım.» buyurdular.[52]

Hz. Âişe:İhtiyar bir kadın Pey­gamber ‘e geldi de, Peygamber ona:

«Nasılsınız, haliniz nasıl, bizden sonra durumunuz nasıl oldu?» Diye sordu. Hanımcağız cevap verdi :

— Hayır üzereyiz, anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü… Hanımcağız evden çıkınca dedim ki, ya Resûlallah, bu ihtiyar kadına, bu gü­zel karşılama ve iltifatı yapıyorsun? Cevaben Peygamber şöyle buyurdu :

«Yâ Âişe! Bu kadın hatice’nin zamanında bize gelirdi. Muhakkak ki, kıymet gözetmek (kadirşinaslık) imandandır.» [53]

   Hz. Hatice’nin türbesinin h.1296 (m.1879) yılında tamir edildiğini haber veren Eyüp Sabri Paşa, Mekke halkının her ay Cennetü’l-Muallâ’ya giderek hatim ve mevlid okuduğunu söyler .[54]

    Ecdadımız Osmanlı döneminde başta Hz.Hatice validemiz olmak üzere bazı sahabilerin kabirleri üzerinde kubbeler bulunmaktaydı. Kanunî Sultan Süleyman, Hz.Hatice’nin kabri üzerine büyük bir kubbe yaptırarak buraya bir de tür­bedar tayin edilmişti.
    1925 yılında Mekke Suûdîler’in eline geçtikten sonra Abdülazîz b. Suûd’un emriyle 1926’da Cennetü’l-Muallâ’daki bütün türbeler yıktırılmış ve mezar taşları kaldırılmıştır. Bugün de hiçbir türbe ve mezar taşının bulunmadığı Cennetü’l-Muallâ yine mezarlık olarak kullanılmaktadır.[55]

Cennetu’l-Mualla Hz.Hatice annemizin kabrinin eski resmi

Hz.Hatice annemizin kabrinin yerini gösteren fidan

Cin Mescidi

Resim 31: Cin Mescidi

Cinlerin Rasûlullah’dan Kur’ân-ı Kerim dinle­yerek iman edip kendisine biat ettikleri yer olarak ifade edilen mahalde Cin Mescidi adıyla bir mescit bulunmaktadır. Peygamberimiz hem bütün insanların hem de cinlerin peygamberidir. Bugün burada bulunan mescidin yerinde daha önce eskiden yapıl­mış bir mescid bulunmaktaydı. Bu mescidin de tarih boyunca pek çok defa yenilendiği anla­tılmaktadır. Rivayet edildiğine göre Sevgili Peygamberimiz, ya­nına Abdullah b.Mesud’u alarak bu mescidin olduğu yere gelir. Bir daire çizer. Abdullah b.Mesud’dan onun dışına çık­mamasını ister. Cinler burada Allah elçisini dinlerler, ona biat ederler ve Müslüman olurlar.[56]

Diğer bir rivayete göre ise M. 619 yılında İslâm’ı tebliğ için gittiği Taif şehrinden dönüşünde, Mekke’de Batn-ı Nahle denilen yerde namaz kılmıştı. Bir grup cin burada Peygamberimizin okuduğu Kur’ân’ı dinlemiş ve Müslüman olmuştu. Cinlerin Kur’ân’ı dinleyip Müslüman oldukları, Cin sûresinin 1-16.[57] âyetlerinde bildirilmiştir. Peygamberimizin namaz kılıp Kur’ân okuduğu, cinlerin Kur’ân’ı dinleyip Müslüman olduğu yerde bir mescid yapılmış ve bu mescide Cin Mescidi denilmiştir.[58]

Burayı ziyaret eden Müslüman kendisine yol gösterici olarak verilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerim’in, görünen ve gö­rünmeyen idrak sahibi varlıkları nasıl etkilediğini ve bu bü­yük kılavuzu idrak sahiplerine ulaştırmak için ne denli gayret sarf etmesi gerektiğini düşünmelidir.  Sabır ile inat arasındaki ince farkın Allah Resulu tarafından fiili tatbik ile uygulanışını anmanın yeridir Cin Mescidi. Üç yıl süren Ebu Talib mahallesi ambargosunun ardından vefat eden ehli beyt acısının üzerine binmiş olan Taif hatırasının peşinden gerçekleşen bu hadise, Mirac mucizesinin gerçekleşmesine kadar varan bir ilahi lutuf silsilesine önderlik ediyor ve bize şunu tekrardan hatırlatıyor:Karanlığın zifiri olduğu an, güneşin doğmaya en yakın olduğu zamandır.Ahkaf suresinin 29. ve 31.[59] ayetlerinde bu vaka anlatılmıştır.

Peygamber Efendimizin(ﷺ) Doğduğu Ev

Resim 32: Rasûlullah’ın doğduğu evin yeri (solda) evin içi (sağda)

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen müminlerin Sevgilisi Hz.Muhammed’in(ﷺ) doğduğu evin yeri, bugün Mek­ke kütüphanesi olarak kullanılan binanın bulunduğu yerdir. Burada Allah Rasûlu’nün(ﷺ) dedesi Hz.Abdulmuttalib’in evi varmış. Sonra oğulları arasında paylaştırılmış ve bugünkü Mevlid-i Nebî’nin, yani kütüphanenin bulunduğu yer, Allah Rasûlu’nün babası Hz.Abdullah’a verilmiş, ondan da Allah Rasûlu’ne(ﷺ) intikal etmiş.Buraya ‘Peygamberin doğduğu yer’ anlamında ‘Mevlid-i Nebî’ denmektedir. Efendimiz Hz.Hatice ile evleninceye kadar (25 yaşına kadar) burada yaşadı. Hz.Hatice annemizle evlendikten sonra Merve tepesinin eşiğindeki Hz.Hatice annemizin evine taşındı[60]. Çünkü Hz.Hatice annemizin henüz küçük olan çocukları vardı ve küçük çocuklar için yeni bir eve geçmek fiziksel ve psikolojik olarak zahmetliydi. Ancak zerafet ve nezaket insanı Hz.Hatice’nin ricasını kırmayarak O’nun evine taşınmayı hoş karşılamıştı.[61] Tarih içerisinde Peygamber Efendimizin doğduğu ev birçok defa el değiştirmiş, sonunda Harun Reşid’in annesi Huzeyran Hanım burayı satın alıp mescide dönüştürmüştür. Tarih boyunca birçok defa tamir edilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında da bir değişim gördüğü ifade edilmektedir. Tüyleri ürperten, vicdanları sızlatan, ruhsuzlaşmış, gayesizleşmiş, başıboşluğun sersemliğiyle kendini bilemez hale gelmiş olan insanlığa yepyeni ve tertemiz bir hayat eli olmuştu Peygamberimiz. Dünya tarihinin en karanlık zamanına gelecekti ama nur saçan kandil olacaktı. İşte burada Nur Saçan Kandil[62] Olan Nebi’den(ﷺ) vahyin kandilini, nurunu yuvalarımıza taşıyabilmeyi tefekkür edebilmeliyiz.

Resim 33: Kâ’be ve Makam-ı İbrahim (as)

Ve son gün. Mekke’deki son günün gecesine geldiniz artık. Eğer Medine’ye uçakla geçiş yapmayacaksanız, yarın özel aracınızla geçiş yapacaksınız. Öğlen namazıyla birlikte Mekke’den ayrılacak ve Medine’ye doğru yola çıkacaksınız. Beytullah’taki son gecenizdir bu gece. Bol bol tavaf yapmak istiyorsunuz halbuki; nereden geldi bu ayrılık diyorsunuz. Sizden dua etmenizi isteyenler için dualar etmek, anneniz, babanız, eşiniz, aileniz ve tüm sevdiklerinizle, Müslümanlar için ayrı ayrı tavaf yapmak istiyorsunuz. Ama gücünüz yetmiyor. Ve Mescid-i Haram’da namazlar Ka’be’ye bakılarak kılınabilir ya. Son bir hasret bakışıyla kılıyorsunuz son namazınızı Mescid-i Haram’daki. Ve veda ediyorsunuz en yakın zamanda tekrardan kavuşabilmek duasıyla. Bu kutsal şehirden ayrılırken yalnızca zemzem, takke, tesbih ve hurmayla dönenlerden olmamak için; bu hediyelerle birlikte,

Hz.Ebubekir’in sadakatiyle, Hz.Ömer’in adaletiyle, Hz.Osman’ın ahlakıyla, Hz.Ali’nin cesaretiyle, Hz.Hamza’nın şecaatiyle, Hz.Hatice’nin vefasıyla, Hz.Aişe’nin ilmiyle, Hz.Fatıma’nın edebiyle, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’in imanıyla, Hz.Musab b. Umeyr’in tebliğiyle… hülasa hepsinin kaynağı Hz.Muhammed’in(ﷺ) ahlakıyla ayrılanlardan olabilmek duasıyla son bir yüz sürüyorsunuz BEYTULLAH’a…

MEDİNE

Medine’ye yolculuk vakti geldi. Otelin önüne gelen araçla yolculuğa çıkacaksınız artık. Uçakla değilde araçla gidecekseniz,[63]bu ara yolculuk 450-500 kilometrelik uzaklıktaki sevgi diyârına olacak. Hareket eden aracınız Mekke caddelerinde ağır ağır ilerlerken, aracınızın penceresinden Mekke’ye ve Mekke sokaklarına son bir kez bakıyorsunuz. Doyamadığınız şehirlerin anası olan Mekke’den ve Mekke’nin bağrındaki Kâ’be’den ayrılıyorsunuz artık. Ve hüzünle ayrılırken Mekke’den Medine geliyor aklınıza…

Rasûlullah(ﷺ) geliyor aklınıza, düşüyor bir ayrı yüreğimize, ruhumuza…

 Medine’ye hicretini bildiğiniz Sevgili Peygam-berimizin hicretini ve taşıdığı ağır ilahi mesajı düşünüyorsunuz. Aracı ya da uçağı beğenmeyen bazılarını duyduğunuzda merhamet bakışlarıyla bakıyorsunuz onlara ve asr-ı saadette bu yolları yürüyerek, develerin üstünde günlerce sürecek bir meşakkatli yolculukta yaptıklarını hatırlayarak tefekküre dalıyorsunuz. Efendimizin(ﷺ) hicretini gerçekleştirdiği otobüs güzergâhının paralel yolunda ilerlerken o yolları ve bizler için o meşakketlere katlanan Sevgi Sultanını düşünüyorsunuz.

Resim 34: Medine-i Münevvere’ye girişte bulunan tabela

Akşam ezanına doğru Medine’ye yaklaşıyorsunuz. Ve Medine şehrine giriş tabelasındaki “Yalnız Müslümanlar Girebilir” ibaresini okuyunca kendinize geliyorsunuz. Evet sadece iman etmiş olanlar. Yani ilim, merhamet ve sevgi medeniyeti ile dirilen aşıklar, iman ile tertemiz olmuş temizler girebilir Medine’ye.

Rasûlullah(ﷺ) Medine için şöyle buyuruyordu:

الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ ، تَنْفِى خَبَثَهَا ، وَيَنْصَعُ طَيِّبُهَا

“Medine şehri demirci körüğü gibidir; kirlisini, kötüsünü dışarı atar da hâlis temiz olan kalır”[64]

Girmek üzereyken başta ruhunuzun derinliklerinden gelen samimi dualarla olmak üzere, size tavsiye edilen duaları okuyorsunuz;

Medine’ye Girerken Okunması Tavsiye Edilen Dua

﴿ اَللَّهُمَّ افْتَحْ عَلَيَّ اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ وَارْزُقْنِي مَا رَزَقْتَهُ اَوْلِيَائَكَ وَاَهْلَ طَاعَتِكَ وَاغْفِرْلِي وَارْحَمْنِي يَا خَيْرَ مَسْئُولٍ. بِسْمِ اللهِ وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللهِ رَبِّ اَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لِي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصِيرًا[65]

Okunuşu:

“Allahümmeftah aleyye ebvâbe rahmetike verzuknî mâ razaktehû evliyâeke ve ehle dâatike vağfirlî verhamnî yâ hayra mes’ûlin. Bismillâh alâ milleti Rasûlillâh.Rabbi edhilnî müdhale sıdkin ve ehricnî mührace sıdkin vec’allî min ledünke sultânen nasîrâ.”

Anlamı:

“Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç. Veli kullarına ve Sana tam anlamıyla bağlananlara lütfettiğini bana da lütfet. Beni bağışla ve bana merhamet buyur. Ey kendisinden istekte bulunulanların en iyisi! Allah’ın adıyla ve Rasûlullah’ın(ﷺ) sünneti üzere. Rabbim! Doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar.Bana yardımcı bir kuvvet ver.”

     Medine çevresindeki hurma bahçelerini seyrede seyrede Medine’ye giriyorsunuz. Ve Hz.Peygamber’ın Medine’ye girişiyle, tüm Medine halkının yollara dökülüşünü, ve hep beraber ağızlarından dökülen “Tale’al bedru aleynâ’’[66]kasidesini düşünüyorsunuz, özlemle hayal ediyorsunuz. Aracınızdan indiğiniz zaman Mekke’deki tecrübelerinizle birlikte artık hiç kargaşalara yaklaşmıyor, hata yapanları da affediyorsunuz. Çünkü sizin derdiniz biran önce kavuşmak Sevgiliye(ﷺ)

       Medine’de bambaşka bir huzur ve rahatlık hissediyorsunuz. Sevgililer Sevgilisi Sevgilimiz birtanecik rehberimiz Hz.Muhammed(ﷺ) burada, cahiliyye insanlarını medeniyete, hem de su me-deniyetine kavuşturmuştu. Hem maddi, hem de manevi temizliği öğretti onlara. Temiz bir toplumun nasıl oluşması gerektiğini hayata geçirerek gösterdi.Kız çocuğunu diri diri gömecek kadar katı gaddar insanlardan, can taşıyan her varlığa, hatta eşyaya dahi şefkatle, merhametle muamele edecek bir Medine toplumu oluşturabilmişti aşk ile. Kin, nefret ve intikamın hakim olduğu nice kalpleri yumuşatarak, onlardan bir sevgi, aşk ve merhamet toplumu meydana getirdi. Çıkarcılığı, çapulculuğu ve fırsatçılığı zirvede olan bir topluma, kendisi için istediğini, kardeşi içinde istemeyi, benlikçilikten bizliği, kardeşliği yaşattı. Komşusu aç iken, tok gezilemeyeceğine inandırdı. Dürüstlüğü, güvenilirliği, aldatmamayı, helal kazancı, alın terini, kul hakkını, hak ve hukuku, hakkaniyeti, eşitlik ve adaleti öğretti. İyiliği, güzelliği, hayrı, ahlâkı, samimiyeti, olgunluğu, takvayı tattırdı. İnsanlara hizmette, emanet ve mesuliyet bilincini, ehil olma esasını getirdi. Dayanışmayı, yardımlaşmayı, sosyal adaleti tesis etti. Irz, namus konularında hassas olmayı, iffetli, ahlaklı bir toplum kurmayı başardı. İlme, Kur’an’a, hikmete, hakikate ve bilgiye önem verdi ve Mescidin içinde “Ashab-ı Suffa” diye anılan bir İslâm üniversitesi açtı, onları bizzat yetiştirdi. Köle ve cariyeler, insan olduklarını, kadınlar saygınlıklarını, fakirler sahipsiz olmadıklarını, güçsüzler kimsesiz kalmadıklarını hep ondan, onun uygulamalarından öğrenmişti. Kısaca onlara ve tüm insanlığa; insanlığı, insanca yaşamayı, Müslümanlığı, medeniyeti gösterdi. Onlara aşkı öylesine gösterdi ki kapısına onu öldürmek için gelenler bile, aşk ile dirilip imanla şerefleniyorlardı. Eşkiyalar, evliya oluyorlardı. Güç ve imkânı olduğu halde, misilleme yerine sabrı, Mekke’nin fethinde olduğu gibi, intikam alma yerine affı onda gördü insanlar. Medine’de Yahudi kabileleriyle birlikte barış içinde yaşama tecrübesini de o gösterdi insanlara.

Sevgililer sevgilisi, asırlardır süregelen bir cahiliye toplumunu, 23 yıllık risaleti süresince saadet toplumuna çevirmeyi başarmıştı. Allah’ın hidayeti ve Sevgililer Sevgilisi’nin örnekliği sayesinde cahiliyye döneminin kaba, zorba ve müşrik insanlarının, çok kısa sürede gerçekleşen bu toplumsal değişimle, nasıl örnek bir nesil meydana getirdiklerine şahit oldu tarih. İşte bu sebeple olmalıdır ki, bazı usulcülerimiz, “Şayet Hz.Peygamber’in(ﷺ) peygamberliğini ispat için hiçbir mucize olmasa idi ( ki çok fazla var), sadece onun ashabı bile (bunun ispatına) yeter” demişlerdir. Yani, O’nun önderliğinde oluşan bu yeni ve medenî toplumun vücuda gelmesi, âdeta mucizevî bir değişimdir.

Resim 35: Rasûlullah’in, Hz.Ebubekir’in ve Hz.Ömer’in kabirlerinin bulunduğu yeşil kubbeye (Ravza) giden Babus’selam kapısı

Medine’deyken, adeta kendinizin de hicret etmiş olduğunuzu düşünüyorsunuz. Buradaki hicret, hakiki bir hicret değil, mecazi bir hicrettir. Öncelikle Rasûlullah’ın(ﷺ) bir hadisinde buyurduğu gibi;

وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَانهَى اللَّهُ عَنْهُ

 “Muhacir (Hakiki hicret eden), Allah’ın yasaklarını (nehyettiklerini) terk edendir (haramların çekiciliğinden, helallerin izzet ve şerefine koşandır)”[67] anlamında bir hicrettir. Yani siz bu hicretinizle, Mekke’yi ve Mekkelileri terk etmemekte, Allah’ın size zararlı olduğu için imtihan olarak haram kıldığı yasakları terk etmektesinizdir. İkinci olarak siz, ruhen ve zihnen aşk destanlarının yazıldığı Asr-ı Saadet’e hicret etmektesiniz. Birkaç günlüğüne de olsa, Medine’ye, Allah Rasulü’ne ve Ensar’a misafir olmaktasınız. Aslında, İslâm’ın yayıldığı ve yaşandığı iklimde, İslâm Tarihini, Rasûlullah’ın hayatını, sahabeyi yeniden okuma, yerinde anlama ve tanıma imkanı vereceği için Medine ziyaretinin önemi büyüktür. Sevgilimiz Rasûlullah’in yaşadığı, dolaştığı, namaz kıldığı mekânlarda bulunmak, O’nun teneffüs ettiği aynı atmosferi teneffüs etmiş olmak elbette bir ayrıcalık ve bahtiyarlıktır. Her ne kadar, tarihî doku itibarıyla eski Medine’den neredeyse hiçbir iz kalmamışsada, siz orada zihnen on dört asır öncesine hayâli bir yolculuk yapıyorsunuz ve sahabenin arasındaymışsınız gibi hissediyorsunuz kendinizi. Allah Rasûlü’nün mütevâzi hayat tarzına inat, mevcut gökdelenler, yaldızlı yıldızlı lüks oteller, sınırsız tüketimin yapıldığı çarşılar, modern yapılaşmalar, bu zihni yolculuğun önünde büyük engeller olarak dursada, siz gönlünüzle gerçekleştiriyorsunuz bu hicreti. Altın biriktiren zenginlerle Ebu Zer’in kıyasıya giriştiği mücadelesine inat, bugün Ebu Zerr Çarşısında onlarca kuyumcu olsa da, o iklime hicret edenler Ebu Zer ve Ebu Derda’ları hem görür, hem de duyarsınız gönül sokaklarında. Bazen, çeşitli ülkelerden gelmiş kardeşlerinizi gördükçe o sahabîleri hatırlar, onları görmüş gibi olursunuz. Mescid-i Nebi’nin etrafında kümeleşen ve el uzatıldığında yetişecek kadar yükseklikteki çatısız duvarlardan ve kapı yerine örtülerin kullanıldığı, iç içe küçük küçük odacıklardan ve daracık sokaklardan oluşan eski Medine, aslında

sahabenin ne kadar mütevazi ve birbirlerine karşı ne denli samimi olduklarının da göstergesidir. Yüz yıl öncesini tasvir eden bir Medine maketine göre, o günkü yerleşim merkezinin bugünkü Mescid’in dış alanını ancak kapladığını dikkate alırsak, on dört asır önceki Medine’nin sadeliğini ve sıcak komşuluk ve kardeşlik havasını daha rahat anlayabiliriz. Bütün bunlara rağmen siz, kalbinizle uçar ve zemini kumlardan kaplı, kapıları açık, sadece kıble tarafındaki ön kısmı hurma dallarıyla gölgelendirilen, kıbleye dönüldüğünde sol duvarına bitişik annelerimize ait odaların bulunduğu ve Ashab-ı Suffa’ya tahsis edilmiş mekânıyla birtanecik Peygamberimizin o günkü mescidini düşlersiniz. Orada nice vahiylerin öğretildiğini, nice hutbelerin okunduğunu, sahabe-i kiramın orada yetiştiğini, kısacası Medine’deki medeniyetin orada tesis edildiğini hatırlarsınız.Rasûlullah ne güzel buyurmuştu:

الصَّلاَةُ فِيهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلاَّ مَسْجِدَ الْكَعْبَةِ 

“Benim şu mescidimde kılınan namaz Mescid-i Haram hariç başka camilerde kılınan namazdan 1.000 kat daha faziletlidir.[68]

Resim 36: Peygamber Efendimiz zamanındaki Mescid-i Nebi ve Sahabe evleri. Medine’ye ilk geldiğinde kendisine bir saray/şato yapılmasını teklif ettiklerinde sâde bir insan gibi yaşamayı tercih eden Hz.Peygamber’in evinin maketinin resmi.

Medine toplumunun kalbi olan bu mescidin, İslâm medeniyetine nasıl merkezlik yaptığını düşünürsünüz. Ruhunuzla o mescide girer ve sahabenin arasına katılır, onlarla beraber dinlemeye çalışırsınız, sevgilimiz Rasûlullah’ın veciz hutbelerini, âdeta başınızın üzerinde kuş varmışçasına dikkatli ve de istekli bir şekilde. Zihnen de olsa Allah Rasûlü’nün huzurunda olmanın heyecanı kaplar bütün vücudunuzu. Gözlerinizi alamazsınız o ay gibi parlayan yüzünden ve tek tek duymaya çalışırsınız mübarek dudaklardan dökülen hikmet dolu hadis-i şerifleri. O anda kendisinizin konumunu, durumunu gözden geçirirsiniz içinizden. Bugünkü haliyle, o gün Rasûlullah’ın çevresinde olsaydım, acaba Rasûlullah ile ilişkilerim nasıl olurdu? Acaba Allah ve Rasul sevgisi ağır basan, Allah yolunda, din uğrunda her türlü fedakârlığa koşan Ensar veya Muhacirler arasına girebilir miydim? Yoksa çıkar, dünya, ganimet, mevkimakam hırsı ağır basanlar arasına mı düşerdim? Diye düşünürsünüz.

Mescid-i Nebevînin huzurlu ortamında, alemlere rahmet Allah elçisinin kuşatıcı aşk ve rahmetinin atmosferi, müminleri hoş bir bahar serinliği gibi sarar. Gönüllerini bu maneviyat ortamına ayarlayabilen aşıkların yaşadığı manevî zevkin boyutları tahmin kalıplarına sığmaz. Bu manevî atmosfer, ruhen en kirli insanları bile bir çırpıda arıtabilecek güçtedir. Ancak bu atmosferi soluyabilmek için gönüllerin bu atmosfere ayarlanması gerekmektedir. Kibir, gurur, kendini beğenmişlik, başkalarını küçük görme, gösterişli bencillik, kin, nefret, haset, yalandolan gibi dalgalarla hiç tutmuyor Mescid-i Nebevinin frekansları. İşlenen günahlardan dolayı duyulan pişmanlık, tövbe, istiğfar, yapılan kötülüklerden ötürü duyulan mahcubiyet, ihlas, samimiyet, içtenlik, manen arınma tutkusu ve günahlara dönmekten, ateşe girmekten kaçma gibi özellikler gerekiyor. Mü’minler denizinde bir damla olmanın heyecanını yaşayanların ve bu denizin bir damlası olmayı nasiplerin en büyüğü sayanların frekansı tutarken;mü’minlerin derdiyle dertlenmeyen, kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen, komşusu açken tok yatan ve Allah için sevmeyenlerinki ise tutmuyor. Biraz tutturabilenler ise kısmen duyarlar bu atmosferin zevkini. Birazcık duyunca da daha fazla solumak isterler. Günahlardan arınarak anasından doğduğu gibi günahsız hale gelmek ümidiyle yola çıkan insanların bu kutlu yolculuklarının Peygamber Mescidi’ni ziyaret bölümü, manevi hazzın en yoğun tadıldığı kısımlardan biridir. Ancak bunun için Allah Rasulü’nün getirdiği değerlere karşı susuzluktan çatlamış toprağın, ince ince yağan yağmura karşı özlemi gibi bir özlem ve tutkuya sahip olmak gerekmektedir. Bu değerlere karşı böylesine bir özlemi olmayanlar, söz konusu hazzı yeterince tadamazlar. Ve sonra Rasûlullah’ın(ﷺ) yaşam standartının sistematik adı olan sünnete uymanın, sadece şekilde kalan salt bir taklit olmadığını, şekil ile birlikte özün yakalanması olduğunu, her yer ve zamanda uygulanabilecek nebevî ilkelere uymak demek olduğunu düşünürsünüz. Sünnetin Mekke’den Medine’ye, medeniyete ve nihayetinde aşka giden nebevî yol olduğunu, diğer bir ifade ile bir “İlim, Merhamet ve Sevgi Medeniyeti Projesi” olduğunu hatırlarsınız. Nerede ve ne zaman yaşarsanız yaşayın, medenî bir aşk eri olmayı öğretir sünnet…

Emanet, ehliyet, adalet, hakkaniyet, samimiyet, dayanışma, yardımlaşma, kolaylaştırma, kardeşlik, temizlik, iyilik, dürüstlük, hoşgörü, sevgi-saygı, yararlılık, ahlâkilik, olgunluk, örnek ve önder olmak, sosyal olmak..vb. hem Kur’an’da vurgulanan ahlâkî öğretiler, hem de bizzat Rasûlullah’ın altını çizdiği ahlâkî değerler ile temiz bir toplum, medenî bir toplum oluşturabilmektir sünnet. Bu duygu ve düşüncelerle, kendi durumunuzun bir muhasebesini yaptıktan sonra söz verirsiniz kendi kendinize, âdeta Allah Rasûlü’nün mübarek elinden tutarak bey’at edercesine: “Hiçbir şeyi Allah ve Rasûlü’nün önüne geçirmeyeceğinize”[69], “Allah ve Rasulü’ne itaat edeceğinize”[70], bundan böyle bütün hayatınızda, “Rasûlullah ile birlikte yol tutacağınıza”[71], O’nu kendinize, “güzel bir örnek edineceğinize”[72] dair söz verirsiniz, bey’at edersiniz. Ve Rasûlullah’i, ziyarete varırsınız içeri; Selam kapısından girersiniz ve yaklaşık yüz elli adım sonra tam solunuzdadır Peygamberimiz “Peygamberler vefat ettikleri yere defnolunurlar  مَا قُبِضَ نَبِىٌّ إِلاَّ دُفِنَ حَيْثُ يُقْبَضُ [73] buyurduğu için evinde ziyaret ediyoruz O’nu. Rasûlullah’ın(ﷺ) huzurundasınız artık. O’na olan hasretle önce selam veriyorsunuz Ona;[74]

Resim 37: Hücre-i Saadet: Hücurat; 2:“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin”

Sevgili Peygamberimize(ﷺ) Selam

﴿ اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ!

اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللَّهِ!

اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ!

اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ!

 اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا خَاتَمَ النَّبِيِّينَ!

اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُاللهِ وَبَرَكَاتُهُ!

اَلصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِكَ وَاَصْحَابِكَ وَاَهْلِ بَيْتِكَ وَعَلَى النَّبِيِّينَ وَسَائِرِ الصَّالِحِينَ!

يَا رَسُولَ اللَّهِ! سَمِعْتُ اللهَ تَعَالَى يَقُولُ: وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُو اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمْ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللهَ تَوَّابًا رَحيِمًا وَقَدْ جِئْتُكَ مُسْتَغْفَرًا مِنْ ذَنْبِي. مُسْتَشْفَعًا بِكَ اِلَى رَبِّي. اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاَشْهَدُ اَنَّكَ رَسُولُ اللهِ وَاَشْهَدُ اَنَّكَ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ, وَاَدَّيْتَ اْلاَمَانَةَ, وَنَصَحْتَ اْلاُمَّةَ, وَدَعَوْتَ اِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللهِ حَتَّي اَتَاكَ الْيَقِينُ. فَجَزَاكَ اللَّهُ عَنَّا اَفْضَلَ مَاجَزَى رَسُولاً عَنْ اُمَّتِهِ. الَّلهُمَّ آتِهِ الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفيِعَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا. رَبَّنَا آمَناَّ بِمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ.

Okunuşu:

“Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rasûlallah.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habîballah.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ rahmetellilâlemîn.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ seyyidil’mürselin.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ hâtemen’nebiyyîn.

Essalâtü vesselâmü aleyke ya eyyühen’nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâtüh.

Essalâtü vesselâmü aleyke ve alâ âlike ve eshâbike ve ehli beytike ve alân’nebiyyine ve sâiris’salihîn. Yâ Rasûlullah! Semi’tü ellâhü teâlâ yekûl; Velev ennehüm iz zalemû enfüsehüm câüke festağferûllâhe vestağferelehümür’rasûlü levecedüllâhe tevâbur’rahîmâ ve kad ci’tüke müsteğferâ min zembî. Müsteşfeâ bike ilâ rabbî. Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enneke rasûlullahi ve eşhedü enneke bellağter’risâleh. Ve eddytel’emâneh. Ve nesahtel’ümmeh. Vedeavte ilâ sebîli rabbike bilhikmeti vel’mev’izatil-haseneti vecâhedte fî sebîlillâhi hattâ etâkel-yakîn. Fecezâkellâhu annâ efdale mâ cezâ rasûlen an ümmeti. Allâhümme âtihil’vesîlete vel’fadilete vedderaceterrafîate veb’ashü mekâmem’mahmûdâ. Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte   vetteba’nar’rasûle fektübnâ meaş’şâhidîn.”

Anlamı:

“Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Rasulü! (ﷺ) Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Habibi! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey âlemlere rahmet olarak gönderilen! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin efendisi! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin sonuncusu! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Nebi! Allah’ın rahmeti ve selamı Sana, aile efradına, tüm ashabına, Ehl-i Beyt’ine ve diğer peygamberlere ve Allahın Salih kullarına olsun! ey Allah’ın elçisi! Ey Allah’ın Rasulü! Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu duydum: ‘Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde Sana(ﷺ) gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve Peygamber de onlar için istiğfar etseydi, şüphesiz Allah’ı tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden bulurlardı.’ Ben, günahlarımdan dolayı bağışlanma dileğiyle, Rabbime şefaatçi olman için geldim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Sen(ﷺ) O’nun elçisisin. Şehadet ederim ki Sen(ﷺ) peygamberlik görevini yaptın, emaneti yerine getirdin. Ümmete samimi davrandın. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağırdın. Ölüm Sana gelinceye kadar Allah yolunda cihad ettin. Ümmetinin elçisi olarak Allah Seni en üstün şekilde mükâfatlandırsın. Allah’ım! Ona yakınlık, yücelik ve yüksek dereceler ver. Onu(ﷺ), vaat ettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Rabbimiz! İndirdiğin kitaba iman ettik. Gönderdiğin Peygambere uyduk. Bizi tasdik eden şahitlerden yaz.”

Rasûlullah(ﷺ): “Bir kimse bana selam verince Allah bana ruhumu iade eder, ben de o kimsenin selamını alır, ona karşılık veririm”[75] buyurmuştur.

En şeyin ezel ve ebedini bilen yegâne güç sahibi Allah’ımız şöyle buyurmuyor mu?

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ في سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ. بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler”” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.”[76]

Ve yine diğer ayette:

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذينَ قُتِلُوا في سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاً.بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَرَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”[77]

Allah yolunda ölenlerden Rasûlullah(ﷺ)’tan daha büyük bir şehid var mıdır?

Biz biliyoruz ki ölüm hastalığına yakalandığında Hayber’de kendisine yapılan zehirleme tuzağından damağında kalan zehirlerin etkisini dile getirmiştir. [78]

Rasûlullah hem Peygamber hem de şehittir.[79]

Bedir savaşında Mekke’li müşriklerden reisleriyle beraber 70 küsür kişi öldürülünce cesetlerine vahşi hayvanlar saldırmasın diye bedir kuyusuna defnedince Rasûlullah onlarla konuşmuş ve :

يَا فُلاَنُ بْنَ فُلاَنٍ ، وَيَا فُلاَنُ بْنَ فُلاَنٍفَإِنَّا قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا ، فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا 

“Yâ Fulân oğlu Fulân, yâ Fulân oğlu Fulân… (Ey öldürülenler!) Biz, Rabb’imizin bize va’dettiği nusrat ve zaferi mu­hakkak surette gerçek bulduk. Siz de (bâtıl) rabbinizin va’dettiği nusrat ve zaferi gerçek buldunuz mu?” 

Hz.Ömer(r):يَا رَسُولَ اللَّهِ ، مَا تُكَلِّمُ مِنْ أَجْسَادٍ لاَ أَرْوَاحَ لَهَا

“Yâ Rasûlallah! Kendilerinde ruhları bulunmayan şu cesetlerle mi konuşuyorsun?”

Rasûlullah(ﷺ) şöyle cevap vermişti:

وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ ، مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ

 “Muhammed’in(ﷺ) nefsi elinde olan Allah’a yemîn ederim ki, benim söylemekte olduğum sözleri sizler onlardan daha iyi işitir değilsiniz”[80] 

Daha bir çok beyanat verilebilir. Özetle; Allah ve Rasuluyle din nedeniyle savaşan katil müşriklerin cesetleri bile işitiyorsa, Rasul ve sadık dostları kendilerini ziyarette sesleneni duymaz olur mu?

Bir adam şöyle demişti:

يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تُعْرَضُ صَلاَتُنَا عَلَيْكَ وَقَدْ أَرَمْتَ – يَعْنِى بَلِيتَ 

Ya Rasûlullah(ﷺ), senin bedenin yer tarafından yenmişken yâni çürümüşken bizim salavatımız nasıl sana sunulur? Rasûlullah(ﷺ):

 إِنَّ اللَّهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَى الأَرْضِ أَنْ تَأْكُلَ أَجْسَادَ الأَنْبِيَاءِ

“Allah, Peygamberlerin cesetlerini yemesini yere yasak etmiştir.” [81]

 مَا مِنْ أَحَدٍ يُسَلِّمُ عَلَىَّ إِلاَّ رَدَّ اللَّهُ عَلَىَّ رُوحِى حَتَّى أَرُدَّ عَلَيْهِ السَّلاَمَ

“Birisi bana selâm verdiği zaman ona karşılık vermem için Allah ruhumu bana iade eder”[82]

Ve siz bu hissiyatla selamlıyorsunuz ve sizin aracılığınızla selam gönderenlerin selamlarını da:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ

 بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْوَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

 ‘’Ey iman edenler! seslerinizi Peygamber’in(ﷺ) sesinin üstüne yükseltmeyin”[83], ayetinin esasınca edeple,

﴿اِنَّ الَّذينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُولٰئِكَ الَّذينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ

 قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىلَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظيمٌ

“Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.”[84] Ayetinin uyarısına dikkat ederek:Hz.Peygamber’in(ﷺ) işitip cevap verdiğini hatırlayarak[85]Ya Rasulallah(ﷺ)! Filanca kişinin (burada ismini söylersiniz) Sana selamı var…” diye iletiyorsunuz.

Resim 38: Ravza-i Mutahhara (Cennet Bahçesi): “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir”[86]

Önce anarsınız. Sonra anmaktan çok O’nu(ﷺ) anlamaya ihtiyacımız olduğunuz farkederek ahirzamanda O’na bir Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hatice, Aişe, Hayrunnisa Fatıma, Rümeysa, Mâriye  olmak adına söz ve biat tazelersiniz. Ahirzaman sahabesi olmak için.

İnsanın hem en utandığı hemde en mutlu olduğu, hem içinin kıpır kıpır heyecan tattığı hemde usul usul sükunete eren bir nehir olduğu yer burası olsa gerek. Ne güzel bir an.Allah Kur’an’da şöyle tanımlamaz mı?

﴿اَلنَّبِىُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُ اُمَّهَاتُهُمْ..

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin anneleridir”[87]

Allah’ın adıyla O’nu(ﷺ) selamlamak Allah’ın adıyla O’na(ﷺ) seslenmek onunla konuşmak. Allah’ın adıyla O’na(ﷺ) tekrardan iman ve biat etmek. Tekrar tekrar yine yine yeniden. Bayramlık harçlığını almak için heyecanla ikide bir sıraya giren muzur çocuk gibi. O’nun(ﷺ) yanı başında Alemlerin Rabbine O’nun(ﷺ) öğrettiği dualarla dua etmek ne leziz ne tatlı… 

 Bir bedevi Rasûlullah(ﷺ)’a: مَتَى السَّاعَةُ ؟

-Kıyamet ne zaman kopacak?diye sordu.Rasûlullah(ﷺ):

مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟

– “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Sahabe:

حُبُّ اللَّهِ ورَسُولِهِ

-Allah ve Rasûlunün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah(ﷺ): أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ

– “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu.[88]

﴿وَصَلُّوا عَلَىَّ فَإِنَّ صَلاَتَكُمْ تَبْلُغُنِى حَيْثُ كُنْتُمْ

“Bana salavat getiriniz. Çünkü nerede olursanız olun, sizin salâvâtız bana ulaşır”[89]

﴿ مَنْ زَارَ قَبْرِي وَجَبَتْ لَهُ شَفَاعَتِي .﴾

“Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacip olur’’[90]

مَنْ حَجَّ فَزَارَ قَبْرِي بَعْدَ مَوْتِي كَانَ كَمَنْ زَارَنِي فِي حَيَاتِي.

“Kim hac yapar da ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.”[91]

“Kim, gönlünde beni ziyaretten başka hiçbir düşünce bulunmaksızın, beni ziyarete gelirse, kıyamet günü ona şefaatçi olmak benim üzerimde bir hak olur”[92]

Oturduğu yerde ezanı işitince ezanın sözlerini tekrarlayan ve peşinden ezan (vesile) duasını yapana şefaatim vacip oluyor buyuruyor. Hiç kilometrelerce yol tepip maddeten ve manen fedakarlıkla buralara gelip vesileyi isteyen şefaatten mahrum olur mu?[93]

İnşaallah olunmayacak.

Rasûlullah(ﷺ):﴿ شَفَاعَتِى لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِى

“Şefaatim,ümmetimden büyük günah işleyenleredir”[94]

Bu hadis Mescid-i Nebi’de babusselamdan Rasûlullah’ın kabri şerifine doğru yürürken solda  sizi selamlayan kapılardan biri olarak göz kırpıyor:

Sonra bir iki adım ilerler Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer’i de selamlarsınız, şükranla, minnetle ve imrenmekle;

Resim 39: Peygamberimiz’in kabrinin içi, sanduka bölümü.

Hz.Ebubekir’e Selam

﴿ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَبَا بَكْرٍ نِالصِّدِّيقِ. اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا خَليِفَةَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ. اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ  يَا صَاحِبَ رَسُولِ اللهِ وَ اَنِيسَهُ فِي الْغَارِ وَرَفِيقَهُ فِي الْأَسْفَارِ وَاَمِينَهُ عَلَى اْلاَسْرَارِ. جَزَاكَ اللهُ عَنَّا اَفْضَلَ الْجَزَاءِ. فاَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَاكَاتُهُ. اَللَّهُمَّ ارْضَ عَنْهُ وَارْفَعْ دَرَجَتَهُ وَاَكْرِمْ مَقَامَهُ وَاَجْزِلْ ثَوَابَهُ.

Okunuşu:“Esselâmü aleyke yâ ebâ bekrinissıddîk. Esselâmü aleyke yâ halîfete rasûlillahi sallallâhu aleyhi vesellem. Esselâmü aleyke yâ sâhibi rasûlillâhi ve enîsehu fil’ğâri verafîkahu fil’esfeâri ve emînehu alalesrâr. Cezâkellâhü annâ efdalelcezâi fesselâmü aleyke ve rahmetüllâhi ve berekâtüh. Allâhümmerda anhü ver’fe’ deracetehû ve erkim mekâmehû ve eczil sevâbeh.’’

Anlamı: “Ey Ebu Bekri’s-Sıddık, selam üzerine olsun! Ey Peygamberin Halifesi, selam üzerine olsun! Ey Peygamberin mağaradaki arkadaşı, seferlerdeki yoldaşı ve sırdaşı! Allah’ın selamı üzerine olsun. Allah, seni en güzel şekilde mükâfatlandırsın. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Allah’ım! Ondan razı ol. Derecesini yükselt. Makamını mübarek kıl. Mükâfatını bol eyle.”

Resim 40: Efendimiz’i, Hz.Ebubekir’i ve Hz.Ömer’i selamlama

Hz.Ömer’e Selam

﴿ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ عُمَرَ الْفَارُوقَ .اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَامُظْهِرَا اْلإِسْلاَمِ. اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَامُكَسِّرَا اْلأَصْنَامِ. جَزَاكَ اللَّهُ عَنَّا اَفْضَلَ الْجَزَاءِ,اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَاكَاتُهُ. اَللَّهُمَّ ارْضَ عَنْهُ وَارْفَعْ دَرَجَتَهُ وَاَكْرِمْ مَقَامَهُ

 وَاَجْزِ لْ ثَوَابَهُ.

Okunuşu:

“Esselâmü aleyke yâ emîrel’mü’minîne umeralfâruk. Esselâmü aleyke yâ Müzhiral’islâm. Esselâmü aleyke yâ Mükessiral’esnâm. Cezâkellâhü annâ efdalel’cezâi esselâmü aleyke ve rahmetüllâhi ve berekâtüh. Allâhümmer’da anhü ver’fe’ deracetehû ve ekrim mekâmehû ve eczil sevâbeh.’’

Anlamı:

“Ey Müminlerin emiri Ömer el-Faruk! Selam üzerine olsun. Ey İslâm’ı güçlendiren! Selam sana! Ey putları kıran! Selam sana! Allah seni en güzel şekilde mükâfatlandırsın. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Allah’ım! Ondan razı ol. Derecesini yükselt. Makamını mübarek kıl. Mükâfatını bol eyle.’’

Artık en büyük sevgili Allah’a, en büyük Sevgilinin sevgilisi Rasûlullah’ın(ﷺ) huzurunda dualarla vaktinizi geçiriyorsunuz.

Resim 41: üste Osmanlı Medinesi, altta Mescid-i Nebi ve Osmanlı Harbiye heyeti haritasında Cennetu’l-Baki Kabristanlığı

Ve Medine’deki Ziyaret Yerleri;

Bakî Mezarlğı / جنة البقيع / Cennet’ul-Baki

Cennetül Baki. Sözlükte “Cennet Bahçesi” anlamına geliyor. Medine-i Münevvere’de[95] Peygamber Mescidi’nin doğu tarafında bulunan mezarlığa verilen isimdir. İlk defa Rasûlullah(ﷺ) tarafından Medine İslâm devletinin inşası sırasında mezarlık haline getirilen bu alan, daha önce “garkad” adı verilen dikenli çalılıkla kaplıydı. Bu mezarlığa ilk defnedilenler; muhacirlerden[96] Osman b.Maz’un [97], ensardan[98] ise İslâm’ın Medine’de yayılmasında büyük emeği geçen Es’ad b. Zürare [99] oldu. Muhammed b. Kays’tan: Hz.Âişe ’den işittim şöyle diyordu: Rasûlullah(ﷺ)  buyurdu ki: Cebrail  benden baki kabristanlığında yatanların bağışlanması için dua etmemi istedi”[100]

       Eshab-ı Kiram’dan yaklaşık 10.000 kişinin medfun olduğunu tarihi kaynaklardan bildiğimiz Baki Mezarlığı’na, tâbiîn’den, tebe-i tâbiîn’den, ulemadan, sulehadan, evliyadan nice nice kişilerde denilmiştir ve defnedilmeye günümüzde de devam edilmektedir. Gerek Medine’li biri olsun veya işçi veya hac/umre için gelen biri olsun fark etmez. Medine’de vefat eden her mümin Rasûlullah’ın komşusu, nice İslam büyüğünün arkadaşı olarak oraya defnedilmektedir. Efendimiz(ﷺ) şehir dışında olan bu mezarlık hakkında:

İmkanı olan (vefatının yaklaştığını hisseden) vefat edeceği zaman Medine’de vefat edip baki’ye defnolmaya çalışsın. Zira ben burada ölene şefaat ederim.” buyurmuştur.[101]

    Burada iman ile defnolmanın iltifatlarından biri olarak şu hadiside anmakta fayda var. Rabbimiz tarafından, Rasûlullah’a(ﷺ):

“Git de, Baki kabristanı halkı için dua et!” buyuruldu. Efendimiz şehir dışındaki bu kabristanlığa gidip dua edip dönünce: “Git de, Baki kabristanı halkı için tekrar dua et!” buyuruldu. Efendimiz gitti, onlar için:

Ey Allah’ım! Baki kabristanı halkını affet ve bağışla!” diye dua etti.[102] Yine buyurdu ki:

Kıyamet günü yetmiş bin kişi baki’den dirilecek. Bunlar ayın on dördü (dolunay) gibi olacak ve hesapsız cennete girecek.[103]

Baki kabristanlığı halkını selamlarken tavsiye edilen selam:

Baki Kabristanlığını ve diğer mezarlıkları ziyarette yapılması tavsiye selamlama ve dua:

 اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنيِنَ، وَإِنَّا إِنْ شاَءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقوُنَ[104]، يَغْفِرُ اللهُ لَنَا وَلَكُمْ ، يَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَالْمُسْتَأْخِرِينَ[105]، نَسْأَلُ اللهَ لَناَ وَلَكُمُ الْعاَفِيَةَ،[106]

ٱَللّٰهُمَّ ٱغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا وَشَاهِدِنَا وَغَآئِبِنَا وَكَبِيرِنَا وَصَغِيرِنَا وَذَكَرِنَا وَاُنْثَانَا. ٱَللّٰهُمَّ مَنْ اَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَاَحْيِهِ عَلَى ٱْلاِسْلاَمِ وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّهُ عَلَى ٱْلاِيمَانِ.اَللَّهُمَّ ارْضَ عَنْهُمْ وَارْفَعْ دَرَجَتَهُمْ وَاَكْرِمْ مَقَامَهُمْ.وَاَجْزِلْ ثَوَابَهُمْ.اَللّٰهُمَّ لاَتَحْرِمْنَا أَجْرَهُمْ، وَلاَ تَفْتِنَّا بَعْدَهُمْرَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ  سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [107] رَبَّنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟. . سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ[108] السلام عليكم تحية منا اليكم 

Anlamı:
“Selam size, ey mü’minler yurdunun sakinleri.  İnşallah biz de size katılacağız.  Siz bizden önce gelip geçtiniz.  Biz de sizin peşinizden geleceğiz.  Allah bizi de, sizi de bağışlasın.  Sizden öncekilere de, sonrakilere de Allah rahmet eylesin. Allahım! Ölülerimizi de dirilerimizi de, burada bulunanları da, bulunmayanları da, küçüklerimizi büyüklerimizi, erkeklerimizi kadınlarımızı bağışla.  Bizden hayat verdiklerini İslam üzere yaşat, vefat ettirdiklerini de imanla vefat ettir. Allahım! Onlardan razı ol, derecelerini yükselt, makamlarını mübarek kıl, mükafatlarını bol eyle. Lütfunla ve kereminle ey ikram edenlerin en kerimi! Allahım! Onların mükafatından bizi mahrum etme. Onlardan sonra bizi fitneye düşürme. Sabrınızdan dolayı size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!” [109]

Allah ve Nebisinin sevgisini edebe dönüştürmede  sahabe örnekliğini her zaman her yerde sergileyen ecdadımız Osmanlı, özellikle Mekke ve Medine’de PEYGAMBER(ﷺ) İZİNDE İSLAM’I gelecek nesillere tarihiyle aktarabilmek adına zamanında burada bilinen sahabelerin kabirlerinin üzerlerine kubbeden türbeler yaptırmışlardı. Osmanlı’nın 1.Dünya Harbi sonunda Fahrettin Paşa komutasındaki son Medine Müdafilerinide Medine’den çekmesinin ardından  burada bulunan mezarlar tamamen düz bir satıh haline getirilmiştir.

Resim 42: Baki Kabristanlığı

Uhut Şehitliği ve Uhud Savaşı Meydanı

Resim 43: Okçular tepesinden Uhud Dağı, Uhud Şehitliği ve savaş meydanı

Uhud[110], Medine’nin yaklaşık 7,5 km. kuzeyindeki meşhur dağın ismi olup savaş bu dağın eteklerinde meydana geldiği için bu adı almıştır. Uhud Savaşı, hicretin 3. yılında (625) ve Bedir Savaşı’ndan yaklaşık on beş ay sonra şevval ayının ortalarında cumartesi günü meydana gelmiştir. 

Bedir savaşı, hicretin ikinci yılı Ramazân’ının 17. Cum’a günü olmuştu. Bedir, hak ile bâtılın ayrıldığı, müslümanlann sayıca az olmalarına rağmen, Allah’ın İslâm’ı ve müslümanlan yüceltip şirki kahreylediği, şirk yerlerini tahrîb eylediği bir gündür.[111]

Hicret’in üçüncü (M.625) yılında Uhud dağı civarında müşriklerle yapılan savaş. Uhud savaşından önce Kureyş’in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir’de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind “.. Muhammed’le(ﷺ) arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed’le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!” diyordu. Ebu Süfyan ve başkaları da buna benzer şekilde and vermişlerdi. Ebu Süfyan’ın yürüttüğü kervanın malları Daru’n-nedve’de topluca durmaktaydı. Müşriklerin ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazırlanmasına karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureyş büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi. Bedir’de yakınları öldürülenler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında dolaşıyor, şairler mersiyeler söyleyerek Araplar savaşâ teşvik ediyorlardı. Özellikle Medine’yi Hazrecli İbn Selül karıştırırken Mekke’yide Evsli Ebu Amir (Rahip) Abdi Amr b. Sayfî karıştırıyor ve Medine’ye saldırıya teşvik ediyordu.

Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 3000 deve vardı. Utbe b. Rebia’nın kızı Hind  kocası Ebu Süfyan Sahr b. Harb ile, Ebu Cehil’in karısı Ümmü Hakim binti Haris oğlu İkrime ile, Ümeyye b. Halef’in oğlu Safvan eşi Bene binti Mes’ud ile, Reyta binti Münebbih kocası Amr b. As ile, Musab b. Umeyr’in annesi Hunas binti Malik diğer oğlu Ebul Aziz b. Umeyr ile birlikte toplam 14 tane de kureyşli müşrik kadın vardı. Kureyş ordusuna katılan bu kadınlar, yanlarına defler de almışlardı.Onlar Bedir’de öldürülmüş olanları anacak, ağlayacak, erkekleri çarpışmaya kışkırtacaklardı.

Bedir’de Müslüman olan ancak Rasûlullah’ın emriyle istihbarat için Mekke’de bırakılan amcası Abbas, Hz.Muhammed’i(ﷺ) çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak Kureyş’in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi. Peygamberimiz amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi. Keşifçilerin getirdiği haberler mektupta amcasının bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düşman büyük bir ordu hazırlamıştı ve Medine’ye doğru ilerliyordu.Bunun üzerine:

وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِ

 “İş hususunda onlarla istişare et(danış)”[112]

وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ

“ Ve aralarındaki işleri hep şûrâ (istişare,danışma) iledir)”[113]

Ayetlerinde işaret edilen seçkin davranış ile Cuma namazının ardından Neccaroğulları’ndan Malik b. Amr’ın cenaze namazını kıldırdıktan sonra Rasûlullah(ﷺ) bir danışma (şûrâ) meclisi kurarak şehrin içinde kalarak savunma savaşı veya dışarı çıkarak meydan muharebesi yapma konusunda onlarla istişare etti. Meseleyi ayrıntılı olarak ashabıyla görüştü. Rasûlullah ve tecrübeli sahâbîler  düşmanı şehrin dışında karşılamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl de aynı kanaatte idi. Bu görüşü benimseyenler, Medine’nin tabii durumunun savunmaya elverişli olduğunu, şehir içerisinde düşmanı kuşatmanın daha kolay olacağını ve böyle bir savaşta kadın ve çocukların da yardım edebileceklerini söyleyerek tezlerini savundular.  Fakat özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin[114] etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler. Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı: Rasûlullah ashabın isteklerini kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı, zırhını giydi. O evinde hazırlanırken Sa’d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr meclistekilere:

“Medine’den çıkmak istemediği halde, siz çıkması için Rasûlullah’a ısrar edip durdunuz! Halbuki, ona emir gökten iner! Siz bu işi ona bırakın. Onun emrettiği şeyi işleyin! Siz onun hakkında ‘O kendiliğinden birşey söylemez’[115] buyurulduğunu görmediniz mi? Siz onun emrine itaat edin” dediler., zırhını giyinmiş, silahlanmış olarak evinden dışarı çıkınca, yaptıklarına pişman oldular. Kendi kendilerine:

-“Rasûlullah’a vahiy gelip dururken, biz ona görüşümüzü bildirmekle ne kötü bir iş yaptık!” dediler. -“Rasûlullah’ın istemediği birşey yaptık. Böyle yapmamız bize yaraşmazdı” dediler ve Peygamberimize de:

-“Yâ Rasûlallah! Biz senin istemediğin birşeyi yaptık. Bizim sana karşı böyle davranmamamız gerekirdi. Eğer Medine’de kalmak istiyorsan, Medine’de kal! Sen istediğini yap!” dediler. Rasûlullah:

“Bir peygamber zırhını giydikten sonra, Allah (onunla düşmanı arasında) hükmünü verinceye kadar savaşmadan onu çıkarması doğru değildir”[116] Ben size ne buyurursam, onu işlemeye bakınız!

Haydi, Allah’ın ismiyle gidiniz!Sabır ve sebat ettiğiniz takdirde, Allah’ın yardımı sizinledir!” buyurarak istişare sonrası alınan fikirde sebat gösterilmesi gerektiğini öğretiyordu.

Rasûlullah(ﷺ) Medine’de yerine hem idare hemde halka namaz kıldırmak için doğuştan görme engelli (âmâ) olan sahabesi Abdullah b. Ummü Mektum’u bırakıp, yayını omuzuna asıp, mızrağını eline alıp, atına bindi.Ordusuyla düşmanı karşılamak üzere Medine dışına çıktı.

Peygamberimiz; Şeyheyn’de (şavt) konaklardı ve ordusunu gözden geçirdi. Savaşa katılmaya elverişli yaştaki gençlere izin verdi, 15 yaşından küçük ve elverişli olmayan yaklaşık 15-20 genci geri çevirdi. Semüre b. Cündüb ile Rafi b. Hadic, geri çevrilenler arasında idiler.

“Yâ Rasûlallah! Râfi iyi ok atıcıdır!” denilince, Peygamberimiz onun savaşa katılmasına izin verdi.

“Yâ Rasûlallah! Semüre b. Cündüb, güreşte Râfi’i yıkar!” denildi, onun da savaşa katılmasına izin verdi. Bu hadiseye izin alamayıp geri döndürülen gençler üzülünce Rasûlullah o anda dahi gönüllerini aldı ve Medine’de çocukları ve kadınları beklemek ve korumakla onları görevlendirdi.

 Burada   Münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül el-Hazreci şehrin içinde kalınarak savunma yapılmadığını bahane ederek 300 kişilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savaşmak değildi. Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000’den 700’e düşmüş bulunuyordu.Maksat islam ordusunun içinde fitne uyandırmak, psikolojik dirençlerini kırmak ve onları ümitsizliğe düşürüp dağılmalarının tohumunu oluşturmaktı. Bu durum müslümanlar üzerinde olumsuz etkisini gösterdi, karışıklıklara sebep oldu. Nerede ise Harîseoğulları ile Selemeoğulları da bunların etkisinde kalıp ordu saflarını terkedeceklerdi. Ancak Allah’ın yardımı ve sahâbenin kararlılığı sayesinde bu düşünceden vazgeçtiler (Ali imran 122. âyette bozulup çekilmeye yüz tuttuğu bildirilen iki bölük bunlardır). Ancak İslam erleri(ﷺ) çürüklerin ayrılması olarak değerlendirmişti. İslâm Ordusunun Harp Alanına Hareketi Düşman, Medine’nin yegane açık sahası olan kısımdan içeriye sızarak karargâhını Uhud dağının Medine’ye bakan eteklerinde kurmuştu. Rasûlullah(ﷺ) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı. Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu. Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlub ettikten sonra şehri yağmalamaktı. Bunun için Medine’nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti.

Rasûlullah(ﷺ) Bedir’de olduğu gibi bu savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi. Uhud’a vardığında dağı arkalarına, düşmanı karşılarına alacak şekilde ordusunu düzenledi. Ancak burada düşmanın sızabileceği bir geçit daha vardı, oraya da Abdullah b. Cübeyr komutasında elli kişilik bir okçu birliğini yerleştirdi ve onlara şu tâlimatı verdi:

إِنْ رَأَيْتُمُونَا تَخْطَفُنَا الطَّيْرُ، فَلاَ تَبْرَحُوا مَكَانَكُمْ هَذَا حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ، وَإِنْ رَأَيْتُمُونَا هَزَمْنَا الْقَوْمَ وَأَوْطَأْنَاهُمْ فَلاَ تَبْرَحُوا حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ

“Oklarınızla bizi savunun, sakın arkamızdan gelmelerine izin vermeyiniz, yensek de yenilsek de hiçbir şekilde yerinizden ayrılmayınız, kuşların etlerimizi gagaladığını görseniz bile size haberci göndermedikçe sakın yerinizi terketmeyiniz!”[117] 

Kureyş de harbe hazırlandı. Üç bin kişiydiler. Yanlarında ikiyüz de at vardı ve onları yedekte tutuyorlardı. Atlıların sağ kanadının başına Hâlid İbn Velîd’i, sol kanada da îkrime îbn Ebu Cehli geçirmişler, sancağı Abd’üd-Dâr oğullarına vermişlerdi.

Peygamberimiz de, ordusunu saf nizamına koydu.”Öne gel! Geri git!” diyerek safları düzeltti. Omuzları bir hizaya getirdi. Müslümanlan oklar gibi dizdi.Ükkâşe b. Mıhsan’ı sağ kanada, Ebu Seleme b. Abdulesed’i sol kanada, Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Sa’d b. Ebi Vakkas’ı öne, Mikdad b. Amfi gerideki askerlerin başına,Hz. Hamza’yı da en öne, zırhsız askerlerin başına geçirdi. “Müşriklerin sancağını kim taşıyor?” diye sorup; “Abduddaroğulları!” denilince:

“Biz ahde (söze-vefaya) onlardan daha çok bağlıyız! Mus’ab b. Umeyr nerededir?” diye sordu. Mus’ab b. Umeyr  “Buradayım!” dedi. Peygamberimiz:

“Al sancağı!” buyurdu.  Mus’ab b. Umeyr sancağı alıp Peygamberimiz’,n önüne geldi.[118]

11 Şevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savaş teke tek vuruşmalarla başladı;

Kureyş sancaktarı Talha b. Ebi Talha:

– Benimle çarpışmak için kim çıkar er meydanına? Ey Muhammed’in arkadaşları! Siz bizi kılıçlarınızla öldürünce Allah’ın bizi hemen Cehenneme sokacağını, siz bizim kılıçlarımızla öldürülünce de sizi hemen Cennete koyacağını söylüyorsunuz! Öyle ise, benim kılıcımla öldürülüp hemen Cennete girecek, yahut kılıcı ile beni öldürüp Cehenneme sokacak yok mu bir kimse!” diyerek meydan okuyunca Hz. Ali:

“Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; ben de, seni kılıcımla Cehenneme gön-dermedikçe, yahut senin kılıcınla Cennete girmedikçe senden ayrılmayacağım!” dedi ve onu bir hamle yere yığdı. Sancakları yere düşünce Talha’nın kardeşi Osman b. Ebi Talha sancağı aldı. Onu’da Hz. Hamza  öldürdü. Sancaklarını Ebu Sad b. Ebi Talha aldı. Sad b. Ebi Vakkas’ta oklarıyla onu yere yığınca sancaklarını Musafi b. Talha aldı. Rec’i şehiti Asım b. Sabit önce Musafi b. Talha’yı sonra Cülasi b. Talha’yı öldürdü. Yerdeki sancağı Kilab b. Ebi Talha alınca Zubeyr b. Avvam onu öldürdü. Sırasıyla o kadar devam ettiki neredeyse ordu teke tek mücadelelerde savaşı bitirecekti. Öteki İslâm savaşçıları hasımlarını öldürdüler. Sonra savaş kızıştı. Rasûlullah(ﷺ) almış olduğu askerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler. Rasûlullah’ın(ﷺ) amcası Hz.Hamza kükremiş bir arslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp geçiriyordu. Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayı gösteriyorlardı. Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan kendilerini kurtaramadılar. Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları bile korku içinde dağ yamacına tırmanmaya, kaçmaya başladı. Bununla beraber henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu. Halbuki bu inceliği ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen yeni Müslüman olmuş sahabelerden bir kısmı kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarının ısrarlarına rağmen Rasûlullah’ın(ﷺ) kesin emrini unutarak “Kardeşlerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim” diyerek yerlerinden ayrıldılar, ganimet toplamaya giriştiler.

İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b. Velid az sayıdaki İslâm okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya başladı. Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya giriştiler. Böylece Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü sağlamışken dünyalığa dalmaları ve Peygamber’in emrini çiğnemeleri yüzünden zor durumlara düştüler.

Rasûlullah’ın yanında yalnızca 12 kişi kalmıştı.

Mekke’nin azılı kafirlerinden Umeyye b. Halef’in de kardeşi olan Ubey b. Halef Rasûlullah’ın üzerine doğru süratlice yürüyordu. Mekke döneminde Rasûlullah’ı her gördüğünde seni mutlaka birgün öldüreceğim derdi. Rasûlullah Bedir’de esir edildiğinde onu bile serbest bıraktırmıştı. Bu nankör ve alçak adam fırsattan istifade bu sefer:

“Muhammed kurtulursa ben kurtulmayayım” diyerek hamleye girişti. Lakin Allah Rasulu cengaverce bir hamleyle kılıç darbesini karşıladı ve karşılık olarak aldığı mızrakla onu boynundan yaraladı. Bu darbeyle sarsılıp atının üzerinden düşüp savaş alanıncan kaçan Übeyy b. Halef bu yara nedeniyle savaştan Mekke’ye dönerken Mekke’ye giremeden Serif’te yolda öldü.[119]

İşte bu safhada Hz.Hamza Ebu Süfyan’ın karısı Hind’in kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi. Rasûlullah’ın Hicretten evvel Medine’ye tayüz ettiği ilk öğretmen Hz.Mus’ab b. Umeyr’de bu esnada şehid düşenler arasındaydı.

Hz.Mus’ab sîmâ itibariyle Rasûlullah’a benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden Abdullah b. Kamie Rasûlullah’ı(ﷺ) öldürdüğünü haykırıyordu.  Bu durum Müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu. Peygamber’in öldürüldüğüne dair yalan haberin yayılması üzerine yahudi ve münafıkların, “Muhammed, peygamber olsaydı öldürülmezdi; artık eski dininize ve dostlarınıza (kardeşlerinize) dönün!” diyorlardı.

Bir zaman sonra inen ayet bu hadiseyi anlatıyordu:

Âl-i İmrân 144:

Muhammed(ﷺ), ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.

Aşırı topal olduğu için Rasûlullah’ın mazeretlisin savaşa gelmeyebilirsin dediği ama Ya Rasulallah topal olarak gideceğim Uhud’dan şehit olarak Cennete gitmemi istemez misin diyerek izin aldığı Amr b. Cemuh dört cengaver oğluyla cihat ederken işte bu anda şehit olanlardan olmuştu.

Peygamber’imizi tevrattaki vasıflarından tanıyan Hz.Harun’un soyundan gelen Beni Nadir Yahudilerinin alimlerinden Muhayrik’ta ahir zaman Peygamberinin Uhud’a Allah yolunda cihad’a gitmesinin durumuna artık dayanamamış ve akrabalarına ben artık Müslüman olarak Uhud’a gidiyorum ölürsem malım Muhammed’indir diye vasiyet ederek Uhud’a koşmuş ve bu hengame esnasında şehit olanlardan olmak kendisine nasip olmuştu. Aynı Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vakş’ın durumu gibi. Uhud savaşına çıkıldığı gün, gelip amcalarının oğullarını göremeyince: “Amcamın oğulları neredeler?” diye sordu. “Uhud’dadır!” dediler. “Filan kişi nerededir?” diye sordu. “Uhud’dadır!” dediler. “Filan kişi nerededir?” diye sordu. “Uhud’dadır!” dediler.

Bunun üzerine, Amr b. Sabit, hemen zırhını giyinip atına binerek onlara doğru yöneldi, gitti. Amr, Uhud’da, Peygamberimiz’in yanına varıp:

“Yâ Rasûlallah! Önce savaşayım mı, yoksa Müslüman mı olayım?” diye sordu. Peygamberimiz:

“Önce Müslüman ol, sonra savaş!” buyurdu. Bunun üzerine, Amr Müslüman oldu. Müslümanlar, onu Uhud’da görünce:  “Sen bizden uzak dur!” dediler.

Amr b. Sabit:  “Ben iman ettim, Müslüman oldum!” dedi ve Müslümanların yanında yaralanıncaya kadar çarpıştı. Uhud’dan, ailesinin yanına ağır yaralı olarak getirildi. Sa’d b. Muaz, Amr’ı ziyarete gelip, onun kızkardeşine: “Amr’a bir sor bakalım” dedi ve şunu sormasını istedi: “Sen kavmine olan hamiyetinden dolayı mı; yoksa Kureyş müşriklerine kızdığın için mi; ya da Allah için mi kızarak onlarla çarpıştın?”

Amr:

“Ben Allah ve Rasûlullah için kızarak onlarla çarpıştım!” dedi. Allah’a bir vakit bile namaz kılamadan vefat etti ve Cennete girdi.Peygamberimiz, onun hakkında: “Az amel etti, çok ecre erdi!” buyurmuştur.[120]/[121]

Yine Medine münafıklarının başı Abdullah b. Ubey b. Selul el-Hazreci’nin kızı Cemile ile yeni evlenmiş ve gece ilk gecesi olmasına Rasûlullah’ın Medine’den ayrılmak üzere olduğunu öğrenince gusül bile alamadan orduya yetişmiş olan Hz.Hanzale b. Ebu Amir’de bu esnada şehit olmuş ve Rasûlullah onun için meleklerin onu yıkadıklarını gördüm demişti.

Yine Rasûlullah Uhud’a gittiğinde çok yaşlı olan Rasûlullah’ın sırdaşı Huzeyfet’ul-Yeman’ın babası Huseyl b. Cabir’le arkadaşı Sabit b. Vakş’ta birbirlerine:

Allah bize izin vermiş olabilir ama babasız kalasıca ikimizin önünden ancak iki yudum su içimlik, pek az bir zaman kalmıştır. Vallahi ya bugün ya yarın. Daha ne diye kılıçlarımızı alıp Rasûlullah’ın yanına varmıyoruz diyerek savaş alanına koşmuş ve onlarda bu boşluk zamanında şehit olmuşlardı.[122]

Hz.Enes şöyle demiştir: Amcam Hz.Enes b. Nadr Bedir savaşına katılmamıstı. Bundan dolayı:

Ey Allah’ın Rasûl’ü müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah beni müşriklerle yapılacak bir savaşta bulundurursa neler yapacağımı Allah elbette görecektir. Sonra Uhud savaşında müslüman safları bozulunca arkadaşlarını kasdederek:

Ya Rabbi bunların yaptıklarından dolayı beni mazur görmeni dilerim dedi. Müşrikleri kasdederek: Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arzederim deyip ilerledi.

Sa’d ibn Muâz ile karşılaştı ve: Ey Sa’d istediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, cennetin kokusunu Uhud’ta buluyorum, dedi. Sa’d olayı anlatırken: Ben O’nun yaptığını yapamadım ey Allah’ın Rasûl’ü(ﷺ) dedi.

Savaş esnasında Rasûlullah’ın öldüğü haberi yayılınca Enes b. Nadr ellerindeki (silahları) bırakmış olan Ensâr ve Muhacirler arasındaki Ömer İbn el-Hattâb ile Talha İbn Ubeydullah’m yanına vardı ve onlara : Size ne oluyor? Niçin vuruşmayı bıraktınız? diye sordu. Onlar: Rasûlullah(ﷺ) öldürüldü, dediler.   

Hz.Enes: Ondan sonra yaşayıp da ne yapacaksınız. Kalkın ve o’nun, uğrunda öldüğü şey yolunda siz de ölün, dedi. (Müşriklere doğru) ilerledi ve şehîd edilinceye kadar vuruştu.[123]

Hz.Enes şöyle devam etti: Amcamı şehid edilmiş olarak bulduk vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler tarafından burnu, kulakları kesilmek suretiyle müsle yapılmış vaziyette bulduk. Onu kimse tanıyamadı sadece kız kardeşi  halam Rubeyyi’ binti Nadr parmak uçlarından tanıdı. Biz şu ayetin amcam ve benzerleri hakkında indiğini düşünmekteyiz.

“Mü’minlerden öyle kimseler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehid oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler.”[124]

Ancak kısa zaman sonra Rasûlullah’ın(ﷺ) sağ olduğu anlaşıldı.

Uhud günü müşrikler müslümanlara ağır basınca, müslümanlar bozguna uğramış; bazıları Medine’ye kadar gelirken, bazıları da dağa doğru gidip orada bir kayanın üzerinde durmuşlardı. Rasûlullah(ﷺ)  ashabını çağırmaya başlamıştı: Bana gelin ey Allah’ın kulları, bana gelin ey Allah’ın​(ﷻ) kulları.[125]

İşte Allah(ﷻ) onların dağa çıkmalarını ve Rasûlullah’ın(ﷺ) kendilerini çağırmasını zikrederek: Ali İmran 153’te  «Hani siz kimseye bakmadan kaçıyordunuz, Peygamber de arkanızdan çağırıp duruyordu.» buyuruyor.

Uhud dağının hemen eteklerinde bulunan Rasûlullah’ın(ﷺ) çevresi büyük çarpışmalara sahne oldu. Müslümanlar onun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını kalkan yerine kullanıyorlardı.

Ebû Talha Peygamber’in(ﷺ) önünde onun üzerine deriden bir kalkan tu­tuyordu. Ebû Talha şiddetle ok atan atıcı bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırdı. Beraberinde ok torbası bulunan bir adam geçerken hemen Pey­gamber(ﷺ):«O okları Ebu Talha’ya dağıt!» buyurdu. Nebiyyullah(ﷺ) uzanıp düşmana bakıyor; Ebû Talha:

— Yâ Nebiyyallah! Annem babam sana feda olsun, uzanıp bakma! Düşmanın oklarından sana bir ok isabet etmesin! Göğsüm onlara senin göğsünden daha yakın olsun! 

Rasûlullah’ın eşleri Hz.Aişe ile Hz.Süleym ellerindeki su tulumlarıyla sürekli koşuşturuyor gazilere su getirip götürüyorlardı.[126]

Sa’d b. Ebi Vakkas’a ise Rasûlullah(ﷺ) ok veriyor ve: اِرْمِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي “Anam babam fedâ olsun, at yâ Sa’d” diyor[127]; oklarının isabet etmesi için Allah’a dua ediyordu. Müşrikler Rasûlullah’ı öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı. Düşman bu hattı yaramayacağını anlayınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karşı dağa, Rasûlullah’da Uhud’a doğru tırmandı ve mağarada dinlendi.

Rasûlullah’ın(ﷺ) dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı. Rasûlullah’ı(ﷺ) ok yağmuruna tutarak dişini kıran Sad b. Ebi Vakkas’ın kardeşi Utbe b. Ebi Vakkas’tı. Yanağını yaralayan ise Musab’ı da şehit eden Abdullah b. Kamia’ydı.[128]

 Rasûlullah(ﷺ) yüzünden akan kanları silmeye çalışırken şöyle diyordu: “Peygamberlerini yaralayan bir kavim nasıl iflâh olur?”[129] Bununla beraber o, düşmanlarını lânetlemiyor, aksine onların hidayete ermeleri için dua ediyordu. Derken Ali İmran süresi 128-129.ayetlerin bu serzenişe indiği rivayet edilir:

“Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah(ﷻ), ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah(ﷻ), çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Evet Allah(ﷻ) kimi zalimleri bu savaşta helak etmiş kimisini defetmiş kimisine de ileride İslam’a girme şerefini bahşetmiştir.

Hz.Ebubekir, Uhud günü anıldığında; o gün tamamıyla Talha’nındır, der ve şöyle anlatırdı:

– Uhud günü (vuruşmaya ve harbe) ilk dönen bendim. Rasûlullah’ın(ﷺ) önünde onunla birlikte vuruşan bir adam gördüm ve kendi kendime; «Talha olsun, zîrâ o beni geçmiştir, dedim. Rasûlullah’a(ﷺ) ben ondan daha yakındım. Ama o benden daha hızlı yürüyordu. Birden onun Ebu Ubeyde b. Cerrâh olduğunu gördüm. Birlikte Rasûlullah’ın(ﷺ) yanına ulaştık. Azı dişi kırılmış, yüzü yaralanmış, miğferinin halkalarından ikisi yanağına geçmişti. Rasûlullah(ﷺ) Talha’yı kastederek:

-Arkadaşınıza bakın, buyurdular. O da yaralanmıştı. Biz Rasûlullah’ın(ﷺ) sözüne kulak vermedik. Ben miğferin halkasını Rasûlullah’ın(ﷺ) yüzünden çıkarmaya çalıştım. Ebu Ubeyde;

-eğer bana bırakmazsan hakkımı helâl etmem, dedi. Ben de ona bıraktım. Ebu Ubeyde halkayı eliyle çıkarmak suretiyle Rasûlullah’a(ﷺ) eziyet vermek istemeyip dişiyle halkalardan birini çıkardı. Bir ön dişi de halka ile beraber düştü. Onun yaptığı şekilde öbür halkayı da ben çıkarmak istedim. Ebu Ubeyde yine;

– eğer bana bırakmazsan hakkımı sana helâl etmem, dedi ye ikinci halkayla birlikte diğer ön dişi de düştü. Ebu Ubeyde insanlar arasında ön dişleri en güzel olan idi. Rasûlullah’ı(ﷺ) böylece tedavi ettikten sonra, çukurlardan birine düşmüş olan Talha’nın yanına gittik. Yetmiş küsur ok, mızrak ve kılıç yarası almış ve bir parmağı kopmuştu. Onu da tedâvî ettik.[130]

Kızı Hz.Fatıma, mübarek yüzlerinden kanı yıkamaya başladılar. Hz.Ali de Fatıma`ya su döküyordu. Hz.Fatıma suyun kanı gittikçe artırdığını görünce bir parça hasır aldı. Onu yakıp iyice kül haline gelince yaraya bastı. Böylece kan da durdu.[131]

Ebu Süfyan ile Hz. Ömer’in karşılıklı konuşması da bu esnada cereyan etmişti.

Müslümanların sığındıkları yeri gören Ebû Süfyan, adamlarıyla tepenin arkasını dolaşarak oraya hakim bir konumda durdu. Ebû Süfyan, Peygamber ve ashabın önde gelenlerinden pek çoğunun sağ olup olmadığını bilmiyordu. Bu sebeple bulunduğu yerden müslümanlara:

”Aranızda Muhammed(ﷺ) var mı? diye sordu. Rasulullah, yanındakilere bu soruya cevap vermemelerini söyledi. Ebû Süfyan, cevap alamaması üzerine devam ederek:

”Ebû Bekir yaşıyor mu?” diye sordu, fakat gene bir cevap alamadı. Bunun üzerine o, ömer’i sordu. Yine cevap verilmediğini görünce:

”Demekki bunların hepsi ölmüş, artık iş bitmiştir.” diye söylenmeye başladı. Bunun üzerine bütün bu olanlara dayanamayan Hz.Ömer bulunduğu yerden:

”Ey Allah’ın düşmanı yalan söylüyorsun. Allah seni rezil ve rüsvay edecek şekilde bu saydıklarının hepsini hayatta bıraktı..” Ebu Süfyan:

”Hubel yücelsin, Hubel yücelsin.” diye haykırınca Rasulullah(ﷺ):

‘Siz de ona:” Allah daha yüce ve daha üstündür diye cevap veriniz.” buyurdu. Ebû Süfyan, tekrar :”Bizim Uzza diye bir tanrımız vardır, sizin ise yoktur.” Bunun üzerine Ebû Süfyan:

”Allah aşkına söyle ya Ömer, biz Muhammed’i öldürdük mü?” diye sordu. Hz. Ömer buna karşılık:

”Vallahi hayır. O, şu anda senin konuştuklarını işitiyor.”deyince Ebû Süfyan:

”Sen bana bu saydıklarımın öldüğüne dair haber veren İbn-i Kamia’dan daha doğrusun. Bu konuda sana inanırım” diyerek şunları ekledi:

“Bu gün, bir başka güne bedeldir; Uhud, Bedir’in öcüdür; Hanzale (İbn Ebi Amir), oğlum Hanzale’ye mukabildir. İsterseniz gelecek yıl Bedir’de aynı gün benimle karşılaşmak üzere geliniz.; ölülerinize müsle yapıldığını (vücut organlarının kesildiğini) göreceksiniz. Bunu ben emretmedim, fakat bu yapılanı nehyetmediğim gibi çirkin de görmedim.”[132]

Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar vahşiyane şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı. Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişlerdi. Düşmanlar özellikle de müşrik kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı. Ebu Süfyan’ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları Müslüman şehidlerin organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyunlarına takmışlardı. Ayrıca Hind, Hz.Hamza’nın ciğerini çıkartarak ağzında çiğnemek iğrençliğini gösterebilmişti.

Rasûlullah(ﷺ) Hz.Hamza’yı yere koydu ve cenaze namazını kıldırdı. Ansârdan bir şehîd getirilip Hamza’nm yanına koyuldu. Rasûlullah onun üzerine de cenaze namazı kıldırdı. Ansârî kaldırıldı ve Hamza yerinde bırakıldı. Sonra bir şehîd daha getirilip Hamza’nın yanına konuldu ve cenaze namazı kılındı. O da kaldırılıp Hamza yine bırakıldı. Böylece o gün Hz.Hamza’nın üzerine yetmiş kere cenaze namazı kılındı.[133]

Uhud’tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine’ye saldırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine kapılmıştı. Esasen böyle bir durumu, Rasûlullah tahmin etmiş, 70 şehid ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar vermişti. Rasûlullah(ﷺ) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km. kadar müşrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ateş yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları mesajını veriyordu. Müslüman olmadığı halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Rasûlullah’ı gördükten sonra Ebu Süfyan’a giderek onun arkadaşlarıyla birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze alamayarak Mekke’ye gitmiş ve Medine’ye saldırmaktan vazgeçmişti. Böylece Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum denkleşmişken Rasûlullah’ın cesaretle takibi neticesinde düşman korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti.

Hz.Hamza’nın kız kardeşi, Müslümanların bozguna uğradığı haberini alınca Medine’den savaş alanına gelmişti. Bunu farkeden Rasûlullah(ﷺ) Hz.Zübeyr’e, Hamza’nın cesedinin parçalanmış vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmişti. Bunu hisseden Hz.Safiyye, “Kardeşimin şehid olduğunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarlıklar her zaman gerekir” demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah’ın mülküyüz ve O’na döneceğiz” demek suretiyle büyük bir teslimiyet örneği gösterebilmiştir.

Ensar’dan Hz.Nesibe da savaşta babasını, kardeşini ve kocasını kaybetmişti. Bunları haber aldıkça hep Hz.Muhammed’in(ﷺ) sağ olup olmadığını soruyordu. Onun sağ olduğunu öğrenince; “Sen sağ olduktan sonra her felâket hiç gelir!” demişti.

İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa verildiler. Tablo göz yaşartıcı idi. Hz.Hamza kaftanı ile toprağa veriliyordu. Rasûlullah’ın hicretten önce Medinelilere İslâmı öğretmesi için tayin ettiği ilk öğretmen genç Hz.Mus’ab b. Umeyr toprağa verilirken üzerindeki elbise kısa gelmişti. Göğüs tarafına örtülünce alt kısmı, alt kısmına örtülünce de göğüs kısmı açıkta kalıyordu. Hz.Habbab b. Eret şöyle demiştir: Allah’ın rızasını kazanmak için Rasûlullah’la birlikte Medine’ye hicret ettik. Hicretimizin mükafatı Allah’a kalmıştı (Allah’a havale etmiştik. Nasıl mükafatlandırırsa razıyız diye). Arkadaşlarımızdan bazıları elde edecekleri mükafattan (maddi zenginliklerden) hiçbir şey yemeden vefat ettiler. Onlardan biri de Mus’ab b. Umeyr’dir. O Uhud günü şehid edilmişti.(Mekke’nin en zengin, yakışıklı genç delikanlısıydı ama şimdi) Yünden yapılmış renkli bir kaftandan başka hiçbir şeyi yoktu. Bu kaftanı kefen olarak başına örttüğümüzde ayakları açılıyor, ayaklarına örttüğümüzde de başı açılıyordu.
Neticede Peygamber(ﷺ) başını örtmemizi ve ayak tarafını izhır denilen güzel kokulu ottan koymamızı emretti.Bizden bazıları da vardı ki hicretin meyvelerine ulastı ve onları devsirdi yani pek çok dünya nimetlerine kavuştu.  (Üzülüyorum, içerliyorum, alıyorum acaba Onlara mükafatı ahirette alacaklarda, bize karşılığı dünyada mı verildi diye)[134]

Bir benzer hadisede şöyle geçer:

İbrahim b. Abdurrahman b Avf’tan rivayet edildiğine göre oruçlu olduğu bir gün (hayattayken ölmeden Rasûlullah(ﷺ) tarafından cennetle müjdelen-miş 10 sahabiden olan) Abdurrahman ibni Avf’ın önüne bir yemek sofrası getirildi. Sofraya bakıp şunları söyledi:

Mus’ab b. Umeyr Uhud savaşında şehid edildi. O benden daha hayırlı bir kul idi, ama kefen olarak bir kaftandan başka bir şeyi yoktu. Onunla başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu. Sonraları bize dünyalık herşey bol bol verildi de böyle sofralar hazırlanır oldu. İyiliklerimizin karşılığının da bu dünyada peşin verilmiş olmasından korkup endişeleniyorum, dedi ve ağlamaya başladı, yemeği bırakıp iftar bile etmedi.[135] 

Rasûlullah Uhud şehidleri hakkında şöyle buyurmuştur:” Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur. Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler. Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi”.[136]

Bu savaşta aralarında Hz.Hamza, Abdullah b. Cahş, Mus’ab b. Umeyr, Hanzala b. Ebî Âmir ve Enes b. Nadr’ın da bulunduğu 70 mübarek sahabi şehit olmuş ve buraya defnedilmişlerdir. Uhud şehitliğinin ziyaret edilmesi müstehap görülmüştür.[137]

Rasûlullah(ﷺ) buyurdular ki:هَذَا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ

“Uhut bizi sever, biz de kendisini severiz”[138]

Rasûlullah(ﷺ) Uhud dağının tepesindeyken dağ sallandı (deprem gibi) Rasûlullah ayağı altıyla dağa  vurdu: فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِىٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ  اُسْكُنْ أُحُدُ

 “Ey Uhud sakin ol! Senin üzerinde bir Peygamber, bir sıddîk ve iki şehîdden başkası yoktur” buyurdu[139]

Resim 44: Uhud Savaş meydanı

Mescidü’l-Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid)

Resim 45: Kıbleteyn Mescidi (çift kıbleli)

İslâm’ın ilk yıllarında namaz Küdüs’teki Mescid-i Aksâ’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz(ﷺ) kıblenin Mekke’deki Mescid-i Haram olmasını, namazların Mescid-i Haram tarafına dönülerek kılınmasını arzu ediyor ve bu yönde vahy gelmesini bekliyordu. Rasûlullah’ın(ﷺ) Medine’ye hicret etmesiniden on altı ay sonra idi. Recep ayıydı. Büyük sahabe Bişr b. Berâ b. Ma‘rûr’un annesinin hasta olduğu Rasûlullah’a iletilmiş O’da hastayı ziyaret edip dua etmek ve teselli olmak için Seleme oğullarının semtine gitti. Öğle namazı vakti girince namazı orada kılmayı arzu etti.[140] Cemaatle Namazın ilk iki rekatı tamamlandığı sırada kıblenin Mescid-i Haram olması yönündeki beklentisini gerçekleştiren vahiy geldi:

قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

 “(Ey Peygamberim!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme,) elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız yüzünüzü hep onun tarafına çevirin.”[141]

Bu ayetin inmesi üzerine Peygamberimiz ve onunla birlikte namaz kılanlar yüzlerini ters yöne yani Mekke’deki Mescidi Haram yönüne çevirip namazı öyle tamamladılar. Böylece namazın ilk iki rekatı eski kıble olan Mescid-i Aksâ’ya doğru, son iki rekatı ise yeni kıbleye, Mescid-i Haram’a doğru kılınmış oldu. Bundan dolayı içinde bir tek namazın iki ayrı kıbleye doğru kılındığı bu mescide, “İki Kıbleli Mescid” anlamına “Mescidü’l-Kıbleteyen” denmiştir

Yedi Mescidler : Hendek Savaşı Mevki

Resim 46-A: Hendek Savaş karargah mahalli Mesacid-i Seb’a (Yedi mescidler) yeri

Hicretin 5. yılı Şevval ayının 7’sinde (1 Mart 627) başlayıp Zilkade’nin 1. günü (24 Mart 627) sona eren savaş.[142] 

Kureyş, Hayber, Gatafan, Fezare ve Esed Oğulları gibi müş­rik, Yahudi ve münafık gruplardan oluşan ve sayıları on bini bulan müttefik kuvvetlere karşı yapıldığı için “Ahzâb Savaşı”; Selman-ı Fârisî’nin  getirdiği teklif sonucu Medine’nin etrafına kazılan hendekten dolayı da “Hendek Savaşı” diye anılmıştır. Bir süvarinin geçemeyeceği derinlik ve genişlikte kazılan, Medine’nin hurmalıklarla kaplı bulunmayan cephesini çevreleyen ve hayli uzun olan bu hendeğin kazılması birkaç hafta sürmüş, Rasûlullah’da(ﷺ), ashabıyla beraber üstü başı toprak oluncaya kadar hendek kazmıştır. Hendek’ten çıkartı­lan toprak, Müslümanlar için siper olduğundan, ne karşıdan bir at geçebilmiş, ne atılan oklar isabet edebilmişti. Seksenli yıllara kadar bu hendekten bazı kesitler mevcut iken, maa­lesef günümüze kadar korunmamış ve üzerine asfalt dökül­müştür.117

Müslümanlara Yüce Allah’ın yardımının somut bir şekilde ulaştığı yerlerden biri de bugün Yedi Mescitler olarak bilinen mescitlerin bulunduğu bu bölgedir. Hendek savaşının yapıl­dığı yerde Hz.Peygamberin(ﷺ) ve ileri gelen sahabilerin namaz kıldıkları, dua ettikleri noktalara bu küçük mescitler yapıl­mıştır. Günümüzde birkaç tanesi hariç diğerleri kaldırılmış bulunmaktadır. Bu alana büyük bir cami yapılmıştır.

Savaş hazırlığını önceden haber alan Allah Rasûlu, sahabe-i kiram ile istişarede bulunmuş, Selman-ı Farisî’nin tavsiyesiyle müşriklerin Medine-i Münevvere’ye girmeleri­ne engel olmak ve müdafaa savaşı yapmak için, Medine’nin batısında bir hendek kazılmasına karar vermiştir. Selman-ı Farisî’nin görüşü ile kazılan hendek, 5.5 km. uzunluğunda, 9 metre genişliğinde ve 4.5 m. derinliğinde idi. Hendek kazma işinde Allah Rasûlu’de bizzat ashabıyla beraber çalış­mış ve onları teşvik etmiştir.

Bera diyordu ki:(hendek kazarken) Rasûlullah (sav)`ı gördüm, bizimle birlikte omuzunda O da toprak taşıyordu. Karnının beyazlığını toprak bürümüştü. (Bu esnada, ashabı şevke getirmek için zaman zaman) şöyle terennüm ediyordu: “Vallahi Allah(ﷻ) lutfetmeseydi hidayeti bulamazdık, Ne sadaka verir ne namaz kılardık, Üzerimize sekinet indir Allahım! Ayaklarımıza sebat ver Allahım! Müşrikler bize karşı azdılar. Fitne çıkarmak dilerler ama yandılar.” Rasûlullah bunları söylerken sesini yükseltiyordu.[143] Hatta o kadar zahmetli bir kıtlık zamanına denk gelmişti ki Rasûlullah karnına açlıktan tek taş bağlayanların bu ızdırabına karnındaki iki kat sıkı bağlanmış taşları gösteriyordu.[144]

Resim 47-B: Hendek Savaşındaki hendek kazımı temsili maketi Dr.Abdulaziz KA’Kİ riyasetindeki Methaf Dar Al Madina Müzesinden (Mescid-i Kuba güneyinde)

Kur’ân-ı Kerim’in otuz üçüncü sûresi olan Ahzâb sûresi adını bu savaştan almıştır. Önceden kadınları ve çocukları muhkem yerlere yerleşti­rerek tedbir alan Müslüman ordusu, 3000 kişiden oluşuyor­du.  Hendekle ilk defa karşılaşan müşrikler şaşkına döndüler. Hendek atlanamayacak kadar genişti. İslâm askerleri karşı­dan kontrol ediyordu. Müşriklerin saldırısı, Medine vesikası isimli vatan anlaşmasına ihanet ederek Mekke’lilerle bir olup arkadan vuran Kureyza Yahudileri’nin oyunları çok sinsi ve yorucuydu. Hendek savaşı esnasında çok bunalan müslümanlara Allah’ın yardımı yetişmiş, Yüce Allah onları görünmeyen ordularla desteklemiştir. Sonunda uzun bir harp için hazırlıksız olan müşrikler, havanın soğuması, hayvanları­nın yemlerinin bitmesi ve Allah’ın müslümanlara olan yardı­mı neticesinde, bu işten vazgeçip muhasarayı kaldırarak geri dönmek zorunda kalmışlardır. Kureyza Yahudileri ise teslim olmak zorunda kalmışlar. Ve vatana ihanetten kendi arzuları üzerine Sa’d b. Muaz hakem tayin edildi. Beni Kurayza Yahudileri, eskiden beri Evslilerin müttefikleri idiler. Bu sebeple, Hz.Sa’d onlardan söz almak istedi:

“Kurayzaoğulları hakkında vereceğim hükmü kabul edeceğinize dair bana Allah’ın ahd ve misakıyla söz veriyor musunuz?” diye sordu. Evsliler, “Evet, söz veriyoruz” dediler. Hz.Sa’d, onlara hakem olması hasebiyle, Peygamber Efendimizden de bu hususu sorması gerekiyordu. O sırada Peygamber Efendimiz(ﷺ), bazı Sahabilerle bir tarafta oturuyordu. Hz.Sa’d, Efendimize olan derin hürmetinden dolayı, bizzat ismini zikredip sormaktan haya duydu. Yüzünü başka tarafa çevirerek, “Şurada bulunan zat da bu yolda vereceğim hükmü kabul buyuracağına dair bana, Allah’ın ahd ve misakıyla sizin gibi söz veriyor mu?” diye sordu. Efendimiz, “Evet” diye cevap verdi.[145]Sad ise ceza hükmünü mevcut tevrat’a göre kesti:“Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için köle olarak çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB’bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız. Ancak Tanrınız RAB’bin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. Tanrınız RAB’bin size buyurduğu gibi, onları tümüyle yok edeceksiniz.[146] Halbuki tarih şahittir ki Rasûlullah’ın hakemliğine ve hükmüne başvurup af dileselerdi mutlaka bir af kapısı açılırdı. Ancak ilahi irade de Medine harem sınırları içerisindeki son kafir kavminde ihracı varmış.

Şüphesiz Hendek Savaşı’nda da alınacak birçok dersler vardır. Hz.Peygamber(ﷺ) her zaman olduğu gibi, burada da ted­biri elden bırakmamıştır. Gerekli stratejiye başvurmuş, öneri­len makul teklifi kabul etmiş, ashabıyla birlikte bizzat hendek kazmış, Yahudi kabilelerinin desteğini engellemeye çalışmış­tır. Bazı orduların alt taraftan, bazılarının üst taraftan geldi­ğini gören sahabenin, şaşkınlıktan gözlerinin kaydığı, korku­dan yüreklerinin ağızlarına geldiği, kötü zanlara kapıldıkları ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldıkları[147] 24 gün süren bu savaşta, şiddetli rüzgâr ve görünmez ordularından oluşan ilahî yardım yetişmiş ve yaklaşık bir ay boyunca hayli bunalan müslümanları kurtarmıştı. Rüzgâr ve kum fırtınası karşısında telef olma korkusuyla düşman geri çekilmiş, farklı gruplar dağılmış ve Hendek Savaşı en az zararla atlatılmıştı.

 Hendek Savaşı’nın yapıldığı bu mekânlar ziyaret edilir­ken, dünyanın çeşitli ordularının daha güçlü ittifaklarla, İs­lâm dünyasının çeşitli bölgelerinde benzer savaşlar yaptığını, ancak ne o bölgelerdeki müslümanların, ne de diğer müslü­manların ilahî yardıma nail olabilecek gerekli tedbirleri alamadıklarını, birlikte olamadıklarını, yeni hendekler kazmak şöyle dursun, tam tersine birbirlerinin kuyularını kazmaya çalışmalarının nedenleri üzerinde düşünmek gerekmekte­dir. Bunalan Müslümanları kurtaran bu şiddetli rüzgârların, o görünmez orduların asrımızda niçin yitirildiğini de orada düşünmek gerekir.

Kur’an’da Hendek Savaşı ile ilgili ayetler:

Ahzâb Süresi

9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah(ﷻ), yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.[148]


10. Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a(ﷻ) karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.


11. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.


12. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah(ﷻ) ve Rasûlu bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.


13. Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.


14. Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.


15. Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.


16. De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile (hayatın zevklerinden) pek az yararlandırılırsınız.”


17. De ki: “Eğer Allah(ﷻ)  size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.


18,19. Şüphesiz Allah(ﷻ) içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.


18,19. Şüphesiz Allah(ﷻ) içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.


20. Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.


21. Andolsun, Allah’ın Rasûlunde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı(ﷻ) çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.


22. Mü’minler, düşman birliklerini görünce, “İşte bu, Allah’ın ve Rasûlunün bize vaad ettiği şeydir. Allah(ﷻ) ve Rasûlu doğru söylemişlerdir” dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.


23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.


24. Bunun böyle olması Allah’ın(ﷻ), doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah(ﷻ) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


25. Allah(ﷻ), inkâr edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah(ﷻ), savaşta mü’minlere kâfi geldi. Allah(ﷻ), kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir


[1] Sevr Mağarası hakkında detaylı bilgi için: Diyanet İşleri Başkanlığı İslam Ansiklopedisi cilt: 37; sayfa: 6 [SEVR MAĞARASI – Adnan Demircan]

[2] Kur’an, Kureyş 1-4: Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin

[3] Kur’an, Enfal Süresi;30

[4] Kur’an, Yâsin Süresi,9

[5] Siyer, M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 174-175

[6] Hadis, Buhârî, Fedâil 2; Tefsir, (Tevbe) 9; Müslim, Fedâil 1

[7] Kur’an,Tevbe Süresi,40

[8] Siyer, İbn Sad, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 228 vd.

[9] 1 Rebîülevvel / 13 Eylül 622

[10] Siyer, İbn Sa’d Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut ty., I, 228 vd.; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, I,172-176; Mevlana Şiblî, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1977, I, 197-200.

[11] Siyer, İbn Hişam,I,265; Belâzuri,Ensabu’l-Eşraf,I, 230.

[12] Hadis, Buhari, Megâzî, 29; Menakıbu’l-Ensar, 45; İcâre, 4; Libâs, 16

[13] Kur’an, Nisa, 58: Hz.Peygamber (s.a.) Mekke’yi fethedince, Kabe’ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kabe’nin üzerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: “ Senin peygamber olduğunu bilseydim onu verirdim” demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, kapıyı açtı, Hz.Peygamber içeri girerek iki rekat namaz kıldı, çıkınca amcası Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini istedi. İşte bu münasebetle yukarıdaki ayet nazil oldu. Efendimiz, Hz.Ali’ye “anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini” emretti. Bu olay Osman b. Talha’nın da müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir

[14] İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları:1

[15] İbn Cafer Taberani ve  İbn Kesir Büyük İslam Tarihi el Bidaye venNihaye Çağrı Yay. Ve İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları:1

[16] Kur’an: Bakara Suresi 37. Ayet

[17] Kur’an: A’raf Süresi, 23

[18] Kur’an: Bakara Süresi , 174: Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin

[19] Kur’an: Hac Süresi ,27: İnsanlar arasında haccı ilan et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.

[20] Siyer: İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları: 1/36-37.

[21] Kur’an,Bakara Süresi,198

[22] Hadis, Müslim, Hacc, 1348

[23] Siyer,İbn Mâce, Siyam,40; Dârimî, Savm, 54; Ahmed b. Hanbel, V, 296-297

[24] Siyer, et-Tâc, el-Câmi’u li’l-Usûl, II, 95

[25] Hadis,Müslim, Hacc, 149

[26] Hadis, Tirmizi, Hac, 57, Hadis No:889, İbn Mâce, Menâsik, 57.II, 1003.

[27] Diyanet İ.B.,Peygamberimizin Hayatı; “X-Hicretin Onuncu Yılı” bölümü Veda Haccı

[28] Hadis, Buhari, İman, 33, İ’tisâm, 1, Megâzî, 78; Müslim, Tefsir, 3,4,5 ; Tirmizi,Tefsîru’l-Kur’ân, 5 ; Nesai, İman ve Şerâiuhû, 18; İbn Hanbel, I, 28

[29] Siyer: Diyanet İslam Ansiklopedisi, Müzdelife Md.

[30] Kur’an, Bakara Süresi,152

[31] Kur’an, Bakara süresi, 198

[32] Kur’an,Nisa Süresi,136

[33] Siyer: Diyanet İslam Ansiklopedisi, Mina Md.

[34] Fâkihî, IV, 249; Diyanet İslam Ansiklopedisi, Mina Md. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/977.

[35] Kur’an: Saffat Süresi 98-111:İbrahim şöyle dedi: “Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir.”  “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.” Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!” “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.” “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız. Çünkü o mü’min kullarımızdandı. 

[36] Siyer: M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 73

[37] Siyer: İbn Hişâm,Sire, I, 50 vd.

[38] Kur’an, Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı. Oku! Senin Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O insana bilmediklerini öğretendir. İnsana kalemle yazmayı öğretendir.

[39] Kur’an, Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı. Oku! Senin Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O insana bilmediklerini öğretendir. İnsana kalemle yazmayı öğretendir.

[40] Hadis, Buhari, Bedü’l-vahy, 1; Ta’bîr, 1; Ehadisü’l-Enbiya, 21; Tefsir, (Alak) 1; Müslim, İman, 252,253,254,257

[41] Siyer: sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 2/2000, VAHİYDE FETRET PROBLEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKÇAY

[42] Taberî, II, 300, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hira md.

[43] Hadis: Müslim, Fadâilu’s Sahabe, 77

[44] Cennetül Mualla kabristanlığı ile ilgili daha geniş bilgi için Diyanet İslam Ansiklopedisi  cilt: 07; sayfa: 388 [CENNETÜ’l-MUALLÂ – Mustafa Fayda]

[45] Kasım,Abdullah(Tayyip,Tahir),Zeynep,Rukiye,Ümmü Gülsüm, Fatıma

[46] Cebrail, Rasulullah’a gelerek: — Yâ Resûlallah! İşte hatice sana yönelmiştir. Beraberinde bir kab vardır ki, içinde katık yahut yiyecek veya içecek vardır. Sana geldiği va­kit ona Rabbi (Azze ve Celle)’den ve benden selâm söyle! Hem kendisini cennette (inci) kamışından bir evle müjdele! O evde ne gürültü ola­cak, ne de meşakkat! dedi. (Müslim, Fadâilu’s Sahabe, 71,72,)

[47] Rasulullah Hz.Hatice’yi cennette bir köşkle müjdeledi (Müslim, Fadâilu’s Sahabe, 73)

[48] Hz. Hatice, yirmi beş yıl kadar süren mutlu bir evlilik hayatından sonra hicretten üç yıl kadar önce 10 Ramazan’da (19 Nisan 620) vefat etti ve Hacûn Kabristanı’na defnedildi. Hicretten dört veya beş yıl önce öldüğü de söylenmektedir. Resûl-i Ekrem, Hatice’nin vefatından üç gün önce amcası Ebû Tâlib’i kaybettiği için düşmanlarına karşı kendisini savunan iki desteğini yitirmiş oldu. Kanûnî Sultan Süleyman tarafından Hz. Hatice’nin kabri üzerinde yaptırılan türbe, Mekke’nin Suud yönetimine geçmesi üzerine diğer türbelerle birlikte 1926 yılında yıktırılmıştır (DİA, VII, 388). Resûl-i Ekrem, Hz. Hatice’nin vefatından sonra çeşitli hanımlarla evlendiği halde onu hiçbir zaman unutmamış, eşinin fedakârlığını ve dostluğunu her fırsatta anmış, evde koyun kesildiği zaman Hatice’nin eski dostlarına ondan birer parça göndermeyi ihmal etmemiştir. Bir defasında Hatice’nin kız kardeşi Hâle’nin içeri girmek üzere izin istediğini duyan Hz. Peygamber, onun sesini ve izin isteme tarzını Hatice’nin sesine ve tavrına benzeterek heyecanlanmış ve, “Allahım, bu Huveylid kızı Hâle’dir!” demişti. Bu vefa duygusunu ve sevgiyi hazmedemeyen Resûl-i Ekrem’in genç hanımı Âişe, bizzat itiraf ettiği gibi hayatında en çok Hatice’yi kıskanmış, ölüp gitmiş bir kadını ne diye hâlâ anıp durduğunu, üstelik Allah’ın kendisine ondan daha hayırlısını verdiğini söyleyerek bu duygusunu ifade etmiştir. Hz. Hatice’nin aleyhinde konuşulmasından rahatsız olan Resûl-i Ekrem, Âişe’nin kendisini ondan daha hayırlı görmesini tasvip etmemiş, davasına kimsenin inanmadığı günlerde onun inandığını, halkın kendisini yalanladığı sırada onun tasdik ettiğini, hiç kimsenin kendisine bir şey vermediği dönemde onun İslâm davasını malıyla desteklediğini, üstelik diğer eşlerinden çocuğu olmadığı halde Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ondan çocuk verdiğini söylemiştir. Ayrıca onun bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı olduğunu belirtmiştir. Nitekim bir defasında Cebrâil Resûlullah’a gelerek Hatice’ye hem Cenâb-ı Hakk’ın hem de kendisinin selâmını söylemesini ve ona içinde hiçbir gürültünün, çalışıp yorulmanın bulunmadığı oyulmuş inciden yapılma bir köşkün verileceğini müjdelemesini bildirmiştir (Buhârî, “Umre”, 11, “Enbiyâ”, 45, “Menâķıbü’l-enśâr”, 20, “Nikâĥ”, 108, “Edeb”, 23, “Tevĥîd”, 32; Müslim, “Feżâiilü’ś-śaĥâbe”, 69, 71-78). Hatice hayatta iken bir başka kadınla evlenmeyen Hz. Peygamber, Âişe’nin belirttiğine göre hâtıralarını yâdedip kendisi için istiğfarda bulunmaktan büyük haz duyardı. Resûl-i Ekrem’in kızı Zeynep, kocası Ebü’l-Âs Bedir Gazvesi’nde müslümanlara esir düştüğünde evlendiği gün annesinin kendisine hediye ettiği gerdanlığı onu kurtarmak üzere fidye olarak göndermişti. Hz. Peygamber Hatice’nin gerdanlığını görünce duygulandı ve ashaptan gerdanlığın tekrar Zeyneb’e gönderilmesini rica etti. Resûl-i Ekrem, Mâriye’den doğan İbrâhim dışındaki bütün çocuklarının annesi olan Hz. Hatice’yi hayatı boyunca minnet ve sevgiyle anmıştır…Hz.Hatice hakkında geniş bilgi için: Diyanet İslam Ansiklopedisi cilt: 16; sayfa: 466; md HATİCE – M. Yaşar Kandemir

[49] Hadis, Müsned, I, 367; Fâkihî, IV, 50

[50] Hadis, Buhari, Megâzî, 49

[51] Hadis,Buhari, Hac, 23

[52] Hadis:Müslim, Fadâilu’s Sahabe, 75,78

[53] Hadis: Buhari, Edebü’l-Müfred,440

[54] Siyer, Mir’âtü’l-Haremeyn, I/2, s. 1074-1075

[55] Diyanet İslam Ansiklopedisi  cilt: 07; sayfa: 388

[56] Diyanet İşleri Başkanlığı, Hicaz Albümü, Cin Mescid-i

[57] Kur’an,(Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim  okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, harikulade güzel bir Kur’an dinledik . Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız. Hakikat şu ki, Rabbimizin şanı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pekaşırı yalanlar uyduruyormuş. Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı. Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi? Gerçekten biz, -kimimiz salih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk. (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah’ı aciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız. Doğrusu biz, o hidayeti (Kur’an’ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır. Şayet doğru yolda gitselerdi,onlara bol su verirdik.”

[58] Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini Kavramlar Sözlüğü, Mescid-i Cin

[59] Kur’an, “Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.” “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.”

[60] Hicret edinceye kadar 28 yıl Hz.Hatice’nin evinde kaldı.

[61]  Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 197-198. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/125.

[62]  AHZÂB Suresi 46. ayet 

[63] Uçakla geçecekler Cidde’ye araçla geçip Cidde’den Medine havalimanına gidiyorlar. Ancak havalimanı bekleme saatleri, uçuş süresi, araç transferi vs süresi ile yaklaşık otobüsle aynı zamana denk geliyor. Bu sebeple Mekke’den otelinizin önünden aracınıza binip direk Medine’ye hicret yolu paraleliyle manevi feyz içinde yolculuk etmeniz daha isabetli bir seçenek olacaktır.

[64] Hadis, Buhari, Fedailü’l-Medine,2, 10;Ahkâm, 45,47,50; İ’tisâm, 16,

[65] İSRA Suresi 80. ayet

[66] Ay doğdu üzerimize, Veda tepelerinden, Şükür gerekti bizlere, Allah’a davetinden, Sen güneşsin sen aysın, Sen nur üstüne nursun, Sen süreyya ışığısın, Ey sevgili ey rasül, Ay doğdu üzerimize, Veda tepelerinden, Şükür gerekti bizlere, Allah’a davetinden, Ey bizden seçilen elçi, Yüce bir davetle geldin, Sen bu şehre şeref verdin, Ey sevgili hoş geldin, Nerede kaldın sevgili .Gözlerimiz yoruldu, Ufuklar haber verin, Kanadımız kırıldı, Ey kuşlar yalvarıyoruz Bize müjde getirin, Ay doğdu üzerimize, Veda tepelerinden, Şükür gerekti bizlere. Allah’a davetinden, Ey rasül sana söz verdik, Doğruluktan ayrılmayız, Sen esenlik yıldızı, Senin sevginle doluyuz, Ay doğdu üzerimize, Veda tepelerinden, Şükür gerekti bizlere,Allah’a davetinden”

[67] Hadis, Buhârî, İman 4; Müslim, İman 64, Ebu Dâvud, Cihâd 2, Nesâî, İman 9,

[68] Hadis, Müslim, Hac, 505,506,508,509,511, Tirmizi, Salat, 126, Menâkıb, 67,Ebu Davud, Salat, 198, 199,Darimi, Salat, 132; Nesai, Menâsikü’l-Hac, 124

[69] Kur’an,Hücurat Süresi; 1:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه وَاتَّقُوا اللّٰهَۜاِنَّ اللّٰهَ سَميعٌ عَليمٌ

Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

[70] Kur’an, A’l-i İmran Süresi;31:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُوني يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

[71] Kur’an, Furkan Süresi, 27

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَالرَّسُولِ سَبيلاً

O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!”

[72] Kur’an, Ahzab Süresi; 21

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَوَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيراً

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

[73] Resûlullah’ın teçhizi salı günü tamamlanınca, evindeki karyolası üzerine konuldu. Sonra erkekler, gruplar halinde yanına girerek cenaze namazı kıldılar. Erkeklerin namazı bitince kadınlar gruplar halinde girip namaz kıldılar. Onlar da namazlarını tamamlayınca çocukları gruplar halinde odaya koydular. “Resûlullah’ın namazına kimse imamlık yapmadı (herkes müstakil kıldı). Müslümanlar, kabrin kazılacağı yer hususunda ihtilaf etti. Bir kısmı: “Mescidine gömülsün” dedi. “Ashabıyla birlikte (Baki’e) defnedilsin” dedi. Hz. Ebu Bekir: “Ben Resûlullah’ın: “Her peygamber öldüğü yere defnedilmiştir” dediğini işittim” dedi. İbnuAbbâs dedi ki: “Bunun üzerine Resûlullah’ın üzerinde ruh-u şerifelerini teslim ettikleri yatağını kaldırdılar ve (o yerde) mezar kazdılar. Sonra Resûlullah çarşamba gününün gece yarısında defnedildi. Resûlullah’ın kabrine Hz. Ali, İbn Abbas, kardeşi Kusam, Şükran Mevlâ Resûlullah inmişlerdi. Evs İbnu Havli -ki bu, Ebu Leylâ’dır- Ali İbn Ebî Talîb’e dedi ki: “Allah aşkına, Resûlullah’dan bizim de hissemizi verin.” Bunun üzerine Hz. Ali, ona: “(Kabre) sen de in!” dedi. Şükran, Resûlullah’ın azadlısı idi. Resûlullah’ın giymekte olduğu bir kadife parçasını aldı, kabre yaydı ve: “Allah’a yemin olsun senden sonra kimse bunu giymeyecek!” dedi. Böylece o da Resûlullahla birlikte gömüldü. (İbn Mâce, Cenâiz, 65)

[74] “Bir kimse bana selam verince Allah bana ruhumu iade eder, ben de o kimsenin selamını alır, ona karşılık veririm” Ebû Dâvûd, Menâsik, 100; I,534. Hadiste geçen “ Allah ruhumu bana iade eder” ifadesi, Hz. Peygamber’in ruhunun bedeni ile ilişkisinin devam ettiğin ifade etmektedir. Yoksa her selam verilişinde Hz. Peygamber’in bedenine döndürülüp tekrar geri alındığını ifade etmemektedir.

[75] Ebû Dâvûd, Menâsik, 100; I,534. Hadiste geçen “ Allah ruhumu bana iade eder” ifadesi, Hz. Peygamber’in ruhunun bedeni ile ilişkisinin devam ettiğin ifade etmektedir. Yoksa her selam verilişinde Hz. Peygamber’in bedenine döndürülüp tekrar geri alındığını ifade etmemektedir.

[76] Kur’an, Bakara Süresi; 156

[77] Kur’an, Âl-i İmrân; 169

[78] Siyer, Ka’b b. Mâlik (r)in oğlu, babasından (Ka’b b. Mâlik’ten) şöyle (dediğini) rivayet etmiştir:
Mubeşşir’in annesi (Ummu Mubeşşir), Rasûlullah (s.a.v)’e, vefat etmiş olduğu hastalığı esnasında: “Hastalığına sebebin ne olduğunu zannediyorsun? Yâ Rasûlellah! Ben oğlum hakkında da,(hastalığına) seninle birlikte yediği zehirli koyundan başka bir şey sebeb olduğunu zannetmiyorum” dedi. Rasulullah da: “Bende kendim için bundan başka bir sebep bulamıyorum. Bu, benim damarlarımı kestiği zamandır” buyurdu. (Hadis Ebu Davud, Diyet, Bab 6, Hadis no: 4513)

[79] Siyer, Allah’ın Rasûlu vefat edeceği hastalığında Bişr b. Bera’nın kızkardeşi, O’nu ziyarete geldiğinde Rasulullah ona “Ben şimdi, Hayber’de kardeşinle beraber yediğim zehirli etin tesirinden kalb damarlarımın koptuğunu hissediyorum”dedi. Müslümanlar, buna dayanarak Rasûlullah’a Allah tarafından verilen peygamberlikle beraber şehidlik mertebesi de verildiğine inanırlardı. (İbn Kesir, el Bidâye ve’n Nihâye, IV, 208 ; İbn İshak, Mervan b. Usman b. Ebi Sâid b. el Mualta’dan; Muhammed b. Sa’d, “et-tebekatu’l-kubra”, Beyrut: daru sadır, c. 2, sf. 201-202)

[80] Hadis, Buhari, Megâzî, 8

[81] Hadis, İbn Mâce, İkâmetu’s-Salavât, 79; İbn Mâce, Cenâiz, 65

[82] Hadis, Ebu Davud, Menasik, 96, 97

[83] Kur’an, Hücurat süresi; 2; Bu ayet aynı zamanda Rasulullah’ın kabrinin babusselam tarafındaki hücresinin üstündeki 3 yazıttan en sağdakidir.

[84] Kur’an, Hücurat süresi; 3; Bu ayet aynı zamanda Rasulullah’ın kabrinin babusselam tarafındaki hücresinin üstündeki 3 yazıttan ortadakidir.

[85] Hadis, Ebû Dâvûd, Menâsik, 100; I,534.

[86] Hadis, Buhârî, “Salâtü fî mescidi Mekke”, 5

[87] Kur’an, Ahzab Süresi, 6

[88] Hadis, Buhârî, Edeb, 96

[89] Hadis, Ebu Davud, Menasik, 96, 97

[90] Hadis, Beyhaki, Muhammed b. Hüseyn b. Ali, es-Sünenü’l-Kübrâ, V, 402. Daru’l-Kütübi’lİlmiyye, Birinci Baskı, Beyrut, 1994.; Dârakutnî, II, 278, nr. 194; Beyhaki, Şuâbu’l-îmân, III, 490, nr. 4159; Rudani, Cem’ul-fevaid, 2/188

[91] Hadis, Taberânî , Mu’cemu’l Kebîr, Leyyin Hadis no: 13497; Mu’cemu’l el-Evsat, I, 1929; Dârakutnî , II, 278, 192 ve Beyhakî, V, 246, Şuâbu’l-îmân, III, 488, nr. 4151;es-Sunenu’l-Kubrâ, V, 246

[92] Hadis, Taberânî, el-Evsat, V, 275, nr. 4542

[93] Hadis, Buhari, Ezan, 8, Tefsir, (Benî İsraîl) 11; Müslim, Salât, 11; Tirmizi, Menâkıb, 1;Ebu Davud, Salat, 37; Nesai, Ezan, 37,38;  Ezanı duyan kişi bu sırada Allâhumme Rabbe hâzihi’da’veti’t-tâmme ve’s-salâtil kâimeh, âti Muhammeden el-vesîlete vel-fadîlete ve’b’ashu makâmen Mahmûden ellezî vaadtehu (= Allah’ım, Kusursuz çağrının ve kılınacak namazın sahibi olan Allah’ım, Muhammed aleyhisselâm’ın (bizlere) aracı olmasını (vesile) ve üstünlükler (fazilet) ihsan et. Bir de kendisine va’d ettiğin Makâmu Mahmûd’u (övgülere layık yeri) verip oraya ulaştır’ derse, kıyamet gününde benim şefaatime kavuşur

[94] Hadis, Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 11; İbn Mâce, Zühd, 37;Ebu Davud, Sünne, 20, 21

[95] Medine-i Münevvere: nurlanmış, kalbi aydınlanmış, mânevî kirlerden ve paslardan temizlenmiş şehir

[96] Muhacir; sözlükte “hicret eden kimse” anlamına gelen muhâcir, terim olarak, Mekke’den Habeşistan’a veya Medine’ye hicret eden sahabilerden her birine denir. Mutlak olarak ifade edildiğinde, Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabiler kasdedilir.

[97] Efendimiz onun kabrinin üzerine taş koyar ve taşı neden koyduğu sorulduğunda “kardeşimin kabrini bileyim ve ailemden vefat edenleri oraya defnedeyim” buyurur. (El-İstiâb ibni Abdulber, 1/324. Ve El-İsâbeti İbni Hacer,2/240).

[98] Ensar: Sözlükte “yardımcılar” anlamına gelen ensâr; “nasîr” veya “nâsır” kelimesinin çoğuludur. Terim olarak; dinleri uğruna Mekke’den Medine’ye hicret eden Hz. Muhammed (a.s.)’i ve ashabını Medine’ye kabul eden ve onlara her türlü yardımı yapan Medineli müslümanlara denir.

[99] İlerleyen sayfalarda bu sahabenin hayatı hakkında bilgiler vereceğiz.

[100] Sonsuz Cennet- Cennetul-Baki, Furkan Yayınevi, Adnan Şensoy: Müslim, Cenaiz: 35; İbn Mâce, Cenaiz: 36

[101] Sonsuz Cennet- Cennetul-Baki, Furkan Yayınevi, Adnan Şensoy:Mahşer günü ilk dirilecek olan Efendimiz’dir. Sora Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer sonra Baki ehli. Süneni Tirmizi, Babu fi Menakibi Ömer 13/294, Sahihi ibnu Habban 15/313, Müstedrek Hakim 8/411

[102] Sonsuz Cennet- Cennetul-Baki, Furkan Yayınevi, Adnan Şensoy:İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 205.

[103]  Sonsuz Cennet- Cennetul-Baki, Furkan Yayınevi, Adnan Şensoy:Müstedrek Hakim 16/235, Tabarani Mucemi Kebir 18/355, Müsnedi Tayâlisî 1/227

[104] Hadis,Müslim 1/150, 151, Malik 1/49, 50, Nesei 1/35, İbni Mace 2/580, Beyhaki 4/78, Ahmed 2/300, 408

[105] Hadis, Müslim 3/14, Nesei 1/286, 2/160, 161, Abdurrezzak 3/570, 571, Ahmed 6/221

[106] Hadis,

[107] Kur’ani Haşr süresi, 10

[108] Kur’an, Ra’d Süresi,24

[109] Hadis,Tirmizi, Cenaiz, 59, İbn Mâce, Cenâiz, 36, Kutsal İklimde Dua, Diyanet İ.B. Yayınları, S.130-131

[110] Uhud savaşı hakkındaki ayetler: Âl-i İmrân 120. Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. Âl-i İmrân 121. Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Âl-i İmrân 122. Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.(Uhud savaşında, sağ ve sol kanatlara yerleştirilen Hazrec kabilesinden Seleme Oğulları ile Evs kabilesinden Harise Oğulları, Hz. Peygamber’in savaş taktiğine uymamış, savaş esnasında düşmana karşı korkaklık ve za’f göstermişlerdi.) Âl-i İmrân 121. Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Âl-i İmrân 122. Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.  (Uhud savaşında, sağ ve sol kanatlara yerleştirilen Hazrec kabilesinden Seleme Oğulları ile Evs kabilesinden Harise Oğulları, Hz. Peygamber’in savaş taktiğine uymamış, savaş esnasında düşmana karşı korkaklık ve za’f göstermişlerdi.) Âl-i İmrân 123. Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Âl-i İmrân 124. Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. Âl-i İmrân 125. Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. Âl-i İmrân 126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır. Âl-i İmrân 127. Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı. Âl-i İmrân 140. Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.Âl-i İmrân 141. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. Âl-i İmrân 142. Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Âl-i İmrân 143. Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz. Âl-i İmrân 144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. Âl-i İmrân 145. Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız. Âl-i İmrân 146. Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Âl-i İmrân 147. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl! Âl-i İmrân 148. Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever. 149. Ey iman edenler! Eğer kafirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz. Âl-i İmrân 150. Oysa sizin mevlanız Allah’tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır. Âl-i İmrân 151. Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaları sebebiyle, kafirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!  Âl-i İmrân 152. Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vadini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve asi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkardır. Âl-i İmrân 153. O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Âl-i İmrân 154. Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah’a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, “Bu işten bize ne!” diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, herşeyin karar ve buyruğu) tamamen Allah’a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik” diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.  Âl-i İmrân 155. İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).Âl-i İmrân 157. Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır. Âl-i İmrân 162. Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir! Âl-i İmrân 165. Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. Âl-i İmrân 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. Âl-i İmrân 168. (Onlar), kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, “Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın.” Âl-i İmrân 172. Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.

[111] Tefsir, İbn Kesir Tefsiri a.g.e.

[112]  Kur’an, Âl-i İmrân Süresi, 159

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِلَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ

فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِفَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ

 اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلينَ

Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

[113]  Kur’an, Şûrâ Süresi, 38

وَالَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖوَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar

[114] Bedir savaşı ile ilgili ayetler: Âl-i İmrân 13. Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.(Bu âyet mü’minlerin; kendilerinin sayıca üç katı olan müşriklere karşı Bedir’de kazandıkları zafere işaret etmektedir. Müşrikler kendilerini tahminen mü’minlerin iki katı olarak görüyor ve sayıca fazla oluşlarına güveniyorlardı. Oysa bu zahirî bir sayı üstünlüğü idi. Zira Enfâl sûresinin 9. âyetinde de işaret edildiği gibi, Allah mü’minleri bin melek ile desteklemişti.) Âl-i İmrân 121. Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Âl-i İmrân 122. Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.(Uhud savaşında, sağ ve sol kanatlara yerleştirilen Hazrec kabilesinden Seleme Oğulları ile Evs kabilesinden Harise Oğulları, Hz. Peygamber’in savaş taktiğine uymamış, savaş esnasında düşmana karşı korkaklık ve za’f göstermişlerdi.) Âl-i İmrân 123. Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Âl-i İmrân 124. Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.Âl-i İmrân125. Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.Âl-i İmrân126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.Âl-i İmrân 127. Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.Âl-i İmrân 173. Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.Âl-i İmrân 174. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.


Enfâl 7. Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.(Âyette sözü edilen iki taife, Kureyş müşriklerinin Mekke’ye gitmekte olan silâhsız ticaret kervanı ile, Mekke’den Bedir’e doğru hareket etmiş olan Kureyş ordusudur. Müslümanlar, orduyla savaşmak yerine, kervanı basarak ganimet elde etmek istemişlerdi.) Enfâl 8. Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi. Enfâl 9. Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.(Burada Allah’ın yardımı bin melek aracılığı ile gerçekleşmiştir. Yoksa Allah Teâlâ dileseydi, tek bir melekle ya da aracısız olarak doğrudan doğruya yardım ederdi.) Enfâl 10. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Enfâl 11. Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. Enfâl 12. Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. Enfâl 19. (Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.(Müşrikler savaşa çıkmadan önce Kâ’be’nin örtüsüne yapışıp, “Ey Allah’ım! Bu savaşta iki toplumdan doğru yolda olana yardım et, fetih nasip et” diye dua etmişlerdi.) Enfâl 42. Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfâl 43. Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. Enfâl 44. Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah’a döndürülür. Enfâl 67. Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Bedir savaşı sonunda Resûlullah’a yetmiş tane savaş esiri getirilmişti. İçlerinde Peygamber’in amcası Abbas ile diğer amcası Ebu Talib’in oğlu Âkil de vardı. Hz. Peygamber, esirler hakkında yapılacak işlem için ashapla istişarelerde bulundu. Hz. Ebu Bekir, “Bunlar senin kavmin ve akraban. Onları öldürme. Onlardan fidye al. Tövbe edebilirler. Böylece mü’minleri de kuvvetlendirmiş olursun” demişti. Hz. Ömer ise, öldürülmelerini teklif etmişti. Nihayet, fidye alınması ve esirlerin serbest bırakılması benimsendi. Bunun üzerine bu âyet indi.) Enfâl 71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkân vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


Sâd 11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.

[115] Kuran Necm Süresi: 3

[116] Müsned, III, 351; Buhârî, “İ‘tisâm”, 28

[117] Buhârî, “Cihâd”, 164; İbn Kesîr, II, 91

[118] İbn Kesir Tefsiri Ali İmran 121-123 ayetleri

[119] İbn Kesir Tefsiri a.g.e

[120] Ibn Sad Tabakat Uhud, M.A.Köksal İ.Tarihi Uhud

[121] Ashabdan Ebu Hureyre de, bir gün, çevresindeki kişilere: “Allah’a bir vakit bile namaz kılmadan, secde etmeden Cennete giren adamı bana haber veriniz?” deyip herkesin sustuğunu görünce: “O, Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vakş’tır!” dedi.

[122] M.Asım Köksal İslam Tarihi Köksal Yayıncılık Dipnot:223

[123] İbn Kesir Tefsiri A.g.e

[124] (Ahzâb;23) Buhârî, Cihad 12; Müslim,İmâra 148

[125] İbn Kesir Tefsiri a.g.e

[126] Müslim, Cihad ve Siyer, 136

[127] Tirmizi, Edeb, 61

[128] İbn Kesir a.g.e.

[129] Buhârî, “Megåzî”, 21; Müslim, “Cihâd”, 104

[130] İbn Kesir Tefsiri a.g.e

[131] Kütüb-i Sitte: 4008

[132] İbn İshak, s.333-334; İbn Hişam, III, 44-45; Taberi, II, 205-206; İbnü’l-Esir, el-Kâmil, II, 150-151; Hamidullah, I, 236-237

[133] İbn Kesir a.g.e Ali İmran 153

[134] Buhari, Cenaiz 27, Müslim, cenaiz 44

[135] Buhari,Cenaiz, 27

[136] Tecrîd,186 vd; İbn Sa’d, II; 148

[137] ŞÜHEDÂ-İ UHUD (Uhud Şehitleri) (Radıyallahu anhum ecmaîn)

1- Seyyidinâ Hamza bin Abdulmuttalib 2- Seyyidinâ Ebû Eymen 3- Seyyidinâ Ebû Hanne 4- Seyyidinâ Ebû Sufyan bin Hâris 5- Seyyidinâ Ebû Hubeyre bin Hâris 6- Seyyidinâ Enes bin Nadr 7- Seyyidinâ Uneys bin Katade 8- Seyyidinâ Evs bin Erkam 9- Seyyidinâ Evs bin Sâbit 10- Seyyidinâ İyas bin Adiyy 11- Seyyidinâ İyas bin Evs 12- Seyyidinâ Sabit bin Amr 13- Seyyidinâ Sabit bin Dahdâha 14- Seyyidinâ Sa’lebe bin Sa’d 15- Seyyidinâ Sakf bin Ferve  16- Seyyidinâ Haris bin Enes 17- Seyyidinâ Haris bin Evs 18- Seyyidinâ Haris bin Adiyy 19- Seyyidinâ Hubab bin Kayzî 20- Seyyidinâ Habîb bin Zeyd 21- Seyyidinâ Huseyl bin Cabir 22- Seyyidinâ Hanzala bin Amr 23- Seyyidinâ Hârice bin Zeyd 24- Seyyidinâ Hallâd bin Amr Cemuh 25- Seyyidinâ Ebû Sa’d Hayseme 26- Seyyidinâ Zekvan bin abdi Kays 27- Seyyidinâ Rifâa bin Amr 28- Seyyidinâ Subey’bin Hâtıb 29- Seyyidinâ Rifâa bin Vakş 30- Seyyidinâ Sa’d bin Rebi 31- Seyyidinâ Said bin Süveyd 32- Seyyidinâ Sehl bin Kays 33- Seyyidinâ Seleme bin Sabit 34- Seyyidinâ Süleym bin Haris 35- Seyyidinâ Süleym bin Amr 36- Seyyidinâ Şemmas bin Osman 37- Seyyidinâ Sayfi bin kayzi 38- Seyyidinâ Damre kays b. Salebe 39- Seyyidinâ Amr bin Mahled 40- Seyyidinâ Ubâde bin Hashas 41- Seyyidinâ Abbas bin Ubâde 42- Seyyidinâ Abbad bin Sehl 43- Seyyidinâ Abdullah bin Cübeyr 44- Seyyidinâ Abdullah bin Cahş 45- Seyyidinâ Abdullah bin Seleme 46- Seyyidinâ Abdullah bin Amr bin Haram 47- Seyyidinâ Abdullah bin Amr bin Vehb 48- Seyyidinâ Ubeyd bin Teyyihân 49- Seyyidinâ Ubeyd bin Muallâ 50- Seyyidinâ Utbe bin Rebî 51- Seyyidinâ Ziyad bin Seken 52- Seyyidinâ Amr bin İyas 53- Seyyidinâ Amr bin Sâbit 54- S eyyidinâ Amr bin Cemuh 55- Seyyidinâ Amr bin Kays 56- Seyyidinâ Amr bin Mutarrif 57- Seyyidinâ Amr bin Muâz 58- Seyyidinâ Antere Mevlâ Süleym 59- Seyyidinâ Kays bin Amr 60- Seyyidinâ Kays bin Muhalled 61- Seyyidinâ Keysan 62- Seyyidinâ Malik bin İyas 63- Seyyidinâ Malik bin Sinan 64- Seyyidinâ Malik bin Nümeyle 65- Seyyidinâ Mücezzer bin Ziyad 66- Seyyidinâ Mus’ab bin Umeyr 67- Seyyidinâ Nu’man bin Mâlik 68- Seyyidinâ Nu’man bin Abd-Amr 69- Seyyidinâ Nevfel bin Abdullah 70- Seyyidinâ Yezid bin Hâtib

[138] Buhârî, Cihad, 71, III, 223

[139] Buhari, Fedailü Ashabi’n-Nebi, 7

[140] Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kıble md,C.25,S.367; İbn Sa‘d, I, 242; Kurtubî, II, 148-149; İbn Hacer, III, 60; Şâmî, III, 538

[141] Kur’an,Bakara Süresi, 144 ilaveten 145.ayette: Ehl-i kitaba her türlü mûcizeyi getirsen onlar yine de senin kıblene asla dönmezler. Sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirinin kıblesine de uymazlar. Eğer sana gelen gerçeğin bilgisinden sonra onların arzusuna uyarsan, işte o vakit sen kesinlikle hakkı çiğneyenlerden olursun.

[142] Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hendek savaşı md. cilt: 17; sayfa: 194

[143] Hadis, Kütüb-i Sitte: Hadis no:4260

[144] Hadis, Buhari, Megazi 29

[145] Siyer, Sîre, 3:251; Tabakât, 3:426; Taberî, 3:56.

[146] Tevrat, Mukaddes Kitap, Eski Ahid/Antlaşma (Tevrat), Yasanın Tekrarı (Tesniye), 20.Bab, 10-17. Ayetler.

[147] Kur’an, Ahzâb, 10-12

[148] Bu âyet ve devamında Hendek Savaşı’ndan söz edilmektedir. Kureyş kabilesi ve müttefikleri Medine’yi kuşatmışlar, müslümanlar da savunma amacıyla şehrin stratejik bir yerine hendek kazmışlardı. Nihayet bir gece şiddetli esen bir fırtına sonucunda, düşman bozularak çekilmek zorunda kalmıştı.

Kuba Mescidi

Resim 48: Kuba Mescidi

لَا تَقُمْ فيهِ اَبَداً. لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ فيهِ. فيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُوا. وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرينَ

“Tâ ilk günden takvâ üzere kurulan mescit, elbette içinde na­maza durmana daha uygundur. Orada temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah(ﷻ) da temizlenenleri sever.” [1]

Rasûlullah(ﷺ) şöyle buyurdular:

“Kubâ Mescidi’nde kılınan bir vakit namaz bir umre yapmak gibidir”[2]

Hz.Peygamber’in(ﷺ) Hicret esnâsında binâ ettiği ve içinde ashabıyla birlikte namaz kıldığı, İslâm’da inşa edilmiş ilk mescid. İslâm’ın yükseliş devri arefesinde ve tam anlamıyla bir dönüm noktasında bina edildiği için önemli hatıralar taşır.

      Hicret yıllarında Kubâ küçük bir köyden ibaretti. Başlangıçta Medine’ye uzaklığı altı mil kadarken, Hicret’ten sonra yeni açılan ulaşım yolları ile gelişme göstermiş, Medine’nin de büyümesiyle aradaki mesâfe bugün kapanmıştır. Mekke’den Medine’ye hicret eden ilk muhâcirler Kubâ’ya vardıklarında orada Amr b. Avfoğullarının hurma kurutma yerini tesviye ederek, namaz kılmaya başladılar. İçlerinde Hz.Ömer’in de bulunduğu bu ilk muhacirlere en güzel Kur’an okuyanları olan Ebû Huzeyfe’nin azadlısı Sâlim imamlık yapıyordu.[3]

Rasûlullah, Kubâ’ya Rebîulevvel ayının ortalarında bir pazartesi günü ulaştı. Orada, Amr b. Avfoğullarının yurdunda onların himâyesinde bulunan Külsüm b. Hidm’in evinde bir müddet misâfir oldu. Târihi kaynaklar Rasûlüllah’ın burada kaç gün kaldığı konusunda ihtilaf etmektedirler. Buhârî’nin Hicret’le ilgili bir rivâyetine göre, on küsur gece kalmıştır[4]. Bu, İbn Sa’d’ın on dört gün kaldığına dair rivayetine uygundur[5].

Rasûlullah, ilk muhacirlerin namaz kıldığı Külsüm b. Hidm’in hurma harmanındaki sahayı genişleterek Kubâ Mescidi’ni bina etti. Mescid kare şeklindeydi ve ebadları 66×66 zira idi (yaklaşık 32X32 m). Rasûlullah, Kubâlılardan taş getirmelerini istemiş, onlardan birini alıp kıble tarafına koyarak, Hz.Ebû Bekir ve Hz.Ömer’in de aynı şekilde sırayla taş koymalarını emir buyurmuştu.[6]

Mescid’in yapımında en büyük gayreti Ammar b. Yâsir göstermiştir. Bu bakımdan kendisi için “İslâm’da ilk mescid bina edendir” denilmiştir[7]. Abdullah b. Revâha da hem çalışıp, hem şiir söylüyor, mü’minlerin yorgunluklarını hafifletiyordu[8].Amr b. Avfoğullarını kıskanan Ganem b. Avf’lar Rasûlullah’ın Tebük seferi sırasında, Kubâ’da bir mescid daha yaptılar. Ancak amaçları müslümanların arasını açmak, cemaati bölmek ve Rasûlullah’e bir tuzak hazırlamaktı. Liderleri olan Ebû Âmir er-Rahip, Bizans’tan yardım istemeye gitmişti. Tebük Seferi dönüşünde Zû Evan denilen mevkide konaklayan Allah Rasûlünün yanına gelerek yaptıkları mescidde namaz kılmaya davet ettiler. Rasûlullah, dâvete icabet etmeye hazırlanırken Allah tarafından uyarıldı ve bundan vazgeçti:

“Zarar vermek, (hakkı) tanımamak ve mü’minlerin arasını açmak ve önceden Allah ve Rasûlü ile savaşmış olan (adamın gelmesin)i gözetmek için bir mescid yapanlar da var. “İyilikten başka bir niyetimiz yoktu ” diye de yemin edecekler. Halbuki Allah onların yalan söylediklerine şâhitlik eder. Orada asla namaza durma. Tâ ilk günden takvâ üzerine kurulan mescid, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Orada temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever”[9].

Kubâ Mescidi Efendimiz’in, düzenli olarak Cu-martesi günleri[10], zaman zaman da Pazartesi günleri ziyaret etmeyi âdet haline getirdiği bir mesciddi. Oraya bazen binekli olarak bazen yaya gider ve namaz kılardı. Bir hadîs-i şeriflerinde bunu müslümanlara da tavsiye ederek şöyle buyururlar: “Kim güzel bir şekilde abdest alır, sonra Kubâ Mescidine gelir ve orada namaz kılarsa onun için umre sevabı vardır”[11].

Mescid-i Nebevî ve Medine’deki dokuz mescid gibi Kubâ Mescidinde de eğitim ve öğretim devam etmekte idi. Rasûlullah buraya her gelişlerinde buna nezâret ederdi[12].

Hz.Ömer halifeliğinde pazartesi ve perşembe günleri burayı ziyaret eder, Kubâ çok uzak bir yerde olsaydı devesini oraya ulaşmak için yine süreceğini ifade ederdi[13].

Ashâb-ı Kiramdan Sa’d el-Kurazi buranın müezzinliğini yapmaktaydı. Bilâl-i Habeşî’nin Hz.Peygamber’in vefatı üzerine üzüntüsünden Mescidi Nebevî’nin müezzinliğini bırakması üzerine Sa’d orada görev yapmaya başladı. Kubâ Mescidi Hz.Osman ve Ömer b. Abdülaziz tarafından genişletildi. Daha sonra bir çok defa tamirat görüp yenilendi. 1245 (1829) yılında Sultan II. Mahmud tarafından imar edilen tek minareli ve düz tavanlı Mescid, Suudî Arabistan hükümeti tarafından yıkılıp kubbeli ve çifte minareli olarak büyütülerek yenilenmiştir.

Kubâ, Medine’ye yaya olarak bir saatlik mesafede bulunan bir yerdir. Bugün Medine’nin bir mahallesi haline gelmiştir.

Kur’an’da Kuba Mescidi ile ilgili ayetler:

Tevbe Süresi 107-110:

Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkârcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve resulüne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescid yapmışlardır. “Amacımız sadece iyi bir şey yapmaktı” diye de yemin edecekler. Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar. ﴾107﴿ Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescid ise namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah(ﷻ) da arınmaya çalışanları sever. ﴾108﴿ Binasını Allah’a(ﷻ) saygı ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah hakkı çiğneyenleri doğru yola iletmez. ﴾109﴿ Onların kurduğu bina, yürekleri paramparça olmadığı (yaşadıkları) sürece içlerinde bir huzursuzluk kaynağı olmaya devam edecektir. Allah(ﷻ) her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir. ﴾110﴿

Resim 49 : Kuba Mesidi avlusu ve önündeki havuz

Cuma Mescidi

Resim 50: Cuma mescidi

Rasûlullah, hicret yolculuğu sırasında uğradığı ve bir mescid inşa ettiği Kubâ’dan Medine’ye gitmek üzere bir Cuma günü yola çıktı.Yolu üzerinde bulunan Rânûna Vadisi’ne ulaştığında öğle vakti olmuştu. Allah’ın Rasûlu ilk Cuma namazını burada kıldırdı. Namazın kılındığı bu yerde inşa edilmiş olan mescid, Cuma Mescidi adıyla anılmaktadır.

Rasûlullah’ın burada kıldırdığı ilk Cuma arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı. İlk hutbede Allah’a(ﷻ) hamd ve senâ ettikten sonra:

Ey İnsanlar, ölmeden önce Allah’a(ﷻ) tövbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah’ı çok anmak, gizli ve âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O’nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr elde edersiniz.

Biliniz ki, Allah, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesinin tövbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder. Ey İnsanlar, kendinize âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbiniz, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın- bizzat:

– Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsânda bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne gönderdin? diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada Cehennem’i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumağa gücü yeten, bunu yapsın. Buna gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10’dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.” Rasûlullah birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir.

Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder. O’ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz. Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O birdir, eşi , ortağı ve benzeri yoktur. Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur’ân-ı Kerîm) dir. Allah’ın kalbini Kur’ân ile süslediği, küfürden sonra İslâm’a soktuğu, Kur’ân’ı diğer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.

Allah’ın sevdiğini seviniz. Allah’ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah Kelâmı Kur’an’dan ve zikrinden usanmayınız. Allah’ın Kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın. Yalnız Allah’a kulluk edip ibâdetinizde O’na hiç bir şeyi ortak yapmayınız. O’ndan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah’ın rahmet ve merhameti ile sevgileşiniz. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.[14]

Osmanlı Tren İstasyonu

Hicaz Demiryolu özellikle İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek için yapılmıştı. Bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımının kolaylaşması, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesi ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek öncelikli hedeflerdi. Projenin gerçekleştirilmesi için Alman mühendis Meissner’in öncülüğünde, Osmanlı ordusundan altı bin er inşaata girişti. 1300 km uzunluğundaki demiryolu hattı, yıllar boyu hacca giden kervanların geçtiği yolu izleyecekti. Demiryolunun inşası 1900 yılında başlandı. Ancak demiryolu, asıl hedefteki ulaşım noktası olan Mekke’ye kadar uzatılamadı.

Haremeyn’de her adımda bir Osmanlı eserine rastlamak mümkündür. Haremeyn Türk eserleri ve izleriyle doludur. Bütün bunlar Türklerin mukaddes topraklara, Allah’ın Habibine ve İslâm dinine sevgisinin bağlılığının tezahürleridir. Osmanlı tren istasyonunun önündeki Amberiye camii Sultan II.Abdülhamid tarafından 100 yıl önce Anadolu’nun her köşesinde demiryolu yokken Peygamberimize hürmetinden dolayı Medine’ye kadar söz konusu yolu yaptıran Abdülhamid Han, trenin şehre girişinde Peygamberimiz’i rahatsız etmemesi için rayların yanına keçe döşetmişti.

Yıllardır sahipsiz kalan ve üzerinde ‘Emirel Mü’minin Abdülhamid Han 1908’ yazan İstasyon, Mescid–i Nebevi’nin 2 km güneyinde yer alıyor.

Hicaz Demiryolu projesi, İslam dünyasında coşkuyla karşılanırken Avrupa devlerleri tarafından ise gerçekleşmesi imkansız bir hayal olarak görüldü. Osmanlı, Hİndistan, İran ve Arap basınları tarafından yakından takip edildi.Hicaz Demiryolu’nun tahmini maliyeti 4 milyon lira olarak hesaplanmıştı. Bu rakam, 1901 yılı devlet bütçesindeki harcamaların %18’ini teşkil ediyordu. Devletin sıkıntılı bir döneminde maliyeti böylesine yüksek bir preojenin finansmanı toplanacak bağışlarla karşılanması düşünüldü. Sultan, Hicaz Demiryolu’na 50.000 lira bağışta bulunarak kampanyayı başlattı.Onu diğer devlet erkanı, üst seviyedeki bürokratlar, askerler ve memurlar izledi. Resmi nitelikteki yardımları halkın bağışları takip etti. Gerçekten de dünyanın dört bir tarafından gelen bağışlar, gerekli sermayenin önemli bir bölümünü sağladı.Sırf Hindistan’dan gelen bağış 40.000 liraya yakındı.Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 33. yıldönümü olan 1 Eylül 1908 tarihinde yapılan resmi törenle bütünüyle işletmeye açıldı.Hicaz Demiryolu, I. Dünya Savaşı’na kadar yoğun bir şekilde kullanıldı. Şam’dan Amman’a her gün, Medine’ye ise haftada üç gün seferler yapılıyordu. Trenler, pazartesi,çarşamba ve cumartesi günleri sabah 7.30’da Şam’dan hareket ediyor ve 4. gün öğleden sonra saat 3’te Medine’ye ulaşıyordu.Medine’den dönüş günleri ise salı, perşembe ve pazar günleri idi. Ayrıca haftada bir Şam’dan ve Hayfa’dan yemekli ve yataklı ekspres seferi düzenleniyordu.Bu özel trenin Medine’ye varış süresi yalnızda 48 saatti.Bu seferlerin dışında Medine’ye yük ve su taşıyan programlı ve programsız tren seferleri bulunmaktaydı.

Medine Komutanı Fahrettin Paşa’nın, Mondros Mütarekesi’nin 16. maddesi gereğince 7 Ocak 1919’da imzaladığı Şartname gereği Medine’yi teslim ve tahliye etmesi ile birlikte Hicaz Demiryolu üzerindeki Osmanlı hakimiyeti de sona erdi. Medine’de bulunan Mukaddes Emanetler ile binlerce sivil halkın kurtarılması Hicaz Demiryolu sayesinde oldu. 1 Eylül 1908’de resmen faaliyete geçen Hicaz Demiryolu, bu zor coğrafyada on yıl kadar hizmet verdi. Medine’ye ulaşan son tren 26 Mart 1918’de Şam’dan kalkan posta treniydi. Medine’den kuzeye sevk edilen son tren ise Tebuk’ten yukarı geçemedi. Bu efsanevi projenin yeniden hayat bulması için ise çalışmalar yapıldı. Öncelikle demiryolunun adı, İstanbul-Mekke Demiryolu olarak değiştirilecekti.Türkiye’nin üzerinde ısrarla durduğu, Suriye ve Ürdün’ün de desteklediği projeye Arabistan da onay vermişti. Proje tamamlanınca Mekke’den Avrupa’ya kesintisiz yolculuk yapılabilecekti. Proje hayata geçtiğinde yılda 10 milyon yolcu taşınacaktı. Bu sayede Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ın birbirleriyle ve bölge ülkeleriyle ticaretine de önemli katkı sağlanacaktı. Ancak 2011‘de başlayan Suriye’deki iç savaş nedeniyle sekteye uğradı.

Ve artık Medine’den de ayrılık vaktiniz geldi.

Artık dönüyorsunuz. Artık veda ediyorsunuz. Ama buralara değil. Yanlışlara, hatalara veda ediyorsunuz. Çünkü buralardan dopdolu aşkla, ihlasla, ilimle dönüyorsunuz memleketinize. Çünkü bu mübarek umre yalnızca bir seyahat değil Rabbimize doğru bir seferdi. Gönül dünyamızı feth, ibadet hayatımızı inşa, gelecek ömrümüzü ihya ile neticelenen bir eğitimgâhtı.

Sefer bizden Zafer Allah’tan diyerek çıkmıştık bu kutlu yolculuğa değil mi?


[1] Tevbe sûresi, âyet: 107

[2] İbn Mâce, İkame, 197. I, 452./ Kütüb-i Sitte, HadisNo:4617

[3] İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ, Beyrut 1985, III, 87, IV, 311

[4] Buhârî, Menâkıb, 45

[5] bk. İbn Sa’d, Tabakâtü’l Kübrâ, l, 235

[6] Semhûdî, Vefâü’l-vefâ, Mısır 1326, I, 180

[7] İbn Hişâm, es-Siretün-Nebeviyye, II, 143

[8] Sahih-i Buharı Muhtasarı T. Sarih Tercemesi ve Şerhi, X, 106

[9] Tevbe;107-108

[10] Buhari, es Salat fi Mescidi Mekke ve Medine 4, Müslim, Hac 521

[11] ibn Mâce, ikâme, 198; Tirmîzi, Sâlat, 242

[12] Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, Trc. Salih Tuğ, İstanbul 1980, II, 893; İbn Abdilber’den

[13] İbn Sa’d, I, 245

[14] Diyanet İ.B. Hz.Peygamber’in ilk hutbesi

Sıkça Sorulan Sorular

Soru-1: Afakîler Cidde’de ihrama girebilirler mi?

Cevap: Cidde Hill bölgesi sınırları içerisinde kabul edildiği için, Afakîler Cidde’de ihrama giremezler.

Soru-2: İhram namazının hükmü nedir?

Cevap: İhrama giren kişinin iki rekat ihram namazı kılması sünnettir.Şayet kerahet vakti ise, ihram namazı kılınmamalıdır. Mikat mahallinde unutularak kılınmaması halinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Bu namazın mazeretsiz olarak terk edilmesi mekruhtur. Ancak maddi bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rekat namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rekatında Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rekatında ise “İhlas” sürelerinin okunması faziletlidir.

Soru-3: İhramdan çıkmak için banyo yapmanın hükmü nedir?

Cevap: Hac veya umresini tamamlayan kişinin ihramdan çıkması için banyo yapması müstehaptır.

Soru-4: Mikat sınırlarını ihramsız geçen kimseye ne  gerekir?

Cevap: Mikat sınırlarını ihramsız geçen kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ancak hac veya umre menâsikinden herhangi birine başlamadan dönüp mikat mahallinde ihrama girerse ceza düşer.

Soru-5: Mekke’ye İhramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kişilerin,  mîkat mahallinde elbiselerini çıkarmadan ihrama girip, bu  şekilde Harem bölgesine girmeleri halinde kendilerine ne gerekir?

Cevap: Mekke’ye İhramlı olarak girmelerine izin verilmeyen şoför vb. kişilerin, mîkat mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umre yapmak amacıyla niyet edip telbiye getirerek Harem bölgesine girmeleri durumunda öncelikli olarak elbiselerini çıkarıp ihram bezlerine bürünmeleri gerekir. Ancak ihrama girdikten sonra elbiseli olarak geçirdikleri süre bir gündüz veya bir gecelik (yaklaşık 12 saat veya daha çok ) bir zamanı kapsıyorsa, ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir.  Şayet bundan daha az bir süre elbiseli olarak kalmışlarsa, sadaka-i fıtır vermeleri gerekir. Şafii mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka

verme seçeneklerinden birini tercih edebilirler.

Soru-6: İhramlı kişi arkası kemerli terlik giyebilir mi?

Cevap: İhramlı iken topukların ve aşık kemiklerinin açık olması gerekir. İhramlı kişi, bu kısımları kapatmayan arkası kemerli terlik giyebilir.

Soru-7: İhramlı kimsenin elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda kendisine ne  gerekir?

Cevap: İhramlı iken bir gündüz veya bir gece süreyle dikişli elbise veya iç çamaşırı giyen kimseye dem (koyun veya keçi kesmek); giyim süresi bir gündüz veya bir geceden daha az olursa bir fitre miktarı sadaka vermek gerekir. Şafii mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem  (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-8: Umre ihramına girdikten sonra henüz tavaf yapmadan hastalanıp elbise giyen veya giydirilen kimsenin ceza ödemesi gerekir mi?

Cevap: Böyle bir kimse; dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer sadaka verme cezalarından birini seçmekte muhayyerdir.

Soru-9: Umre ihramına girdiği halde, henüz tavaf ve say yapmadan mazeretsiz olarak bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişinin ne yapması gerekir?

Cevap: Bu durumdaki kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa’yini yapması gerekir. Ancak ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-10: İhramlı kimse çamaşır yıkarken sabun ve

deterjan kullanabilir mi?

Cevap: İhramlı kimse çamaşır yıkarken kokulu olmayan sabun ve deterjan kullanabilir. Şafii mezhebine göre ise, ihramlı iken çamaşır yıkamada kokulu da olsa sabun ve deterjan kullanmak caizdir.

Soru-11: İhramlı kimse, vücudunda kokulu sabun

kullanırsa, ne  gerekir?

Cevap: İhramlı kimse, kokulu sabun kullanırsa dem gerekir. Şafii mezhebine göre ise, ihramlı iken kokulu da olsa sabun kullanmak caizdir?

Soru-12: İhramlının saç kremi vb. şeyleri kullanmasının hükmü nedir?

Cevap: İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına, süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, biryantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması halinde de fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. Şafii mezhebine göre ise, kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi muhayyerlik haklarından yararlanarak dem (koyun veya keçi kesme);  üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme cezalarından herhangi birini tercih edebilir.Tedavi için sürülen ilâç, merhem veya kokusuz krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez.

Soru-13: Umre ihramından çıkma aşamasına geldiği halde tıraş oladan elbise giyen kişiye ne gerekir?

Cevap: Umre ihramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. İhramda çıkma aşamasına geldiği halde tıraş olmadan elbise giyen kişi ihram yasağı işlemiş olur. Eğer elbise giymesi bir gündüz veya bir gece devam etmişse dem; giyim süresi bir gün veya bir geceden az olursa fitre miktarı sadaka vermek gerekir. Şafii mezhebine göre ise, muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-14: İhramlı iken sakal tıraşı olan kişiye ne gerekir?

Cevap: İhramlı iken sakalın tamamını veya en az dörtte birini tıraş etmek, dem; daha azını tıraş etmek sadaka-i fıtır gerektirir. Şafii mezhebine göre ise muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-15: Umrenin tavaf ve sa’yini yapıp traş olmayı unutan kişinin ne yapması gerekir?

Cevap: Umre için ihrama girip tavaf ve sa’y yaptıktan sonra saç traşı olmayı unutan kişinin, hatırladığında hemen traş olması gerekir. Şayet bu süre içerisinde ihlal ettiği ihram yasakları varsa, ihlal edilen yasağın durumuna göre cezasını öder.

Soru-16: İhramlı iken kasık ve koltuk altlarındaki tüyleri temizleyen kişiye ne gerekir?

Cevap: Hanefi mezhebine göre ihramlı iken koltuk altı veya kasıklardaki tüyleri temizleyen kişiye ceza olarak dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii, Hanbelî ve Maliki mezheplerine göre ise böyle bir kişi muhayyerlik haklarından yararlanıp; dem (koyun veya keçi kesme),  üç gün oruç tutma veya  altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-17: İhramlı bir kimse, İhramdan çıkacak konuma gelen bir kimseyi tıraş edebilir mi?

Cevap: İhramlı bir kimse, ihramdan çıkacak konuma gelen kişiyi tıraş edebilir; bundan dolayı bir ceza gerekmez.

Soru-18: İhramdan çıkma aşamasına gelmemiş bir kimsenin ihramsız bir kimseyi tıraş etmesi durumunda ne yapması gerekir?

Cevap: İhramdan çıkma aşamasına gelmemiş bir kimse ihramlı veya ihramsız kimseleri tıraş edemez. Aksi halde bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. Şafii mezhebine göre ise, ihramdan çıkma aşamasına gelmemiş bir kimse ihramsız kimseleri tıraş ettiği takdirde bir şey gerekmez. Ama ihramlı bir kimseyi tıraş ederse fidye ödemesi gerekir. Ancak tıraş edile kişi kendisine izin vermişse fidyeyi tıraş edilen şahsın ödemesi gerekir. Fidye; dem, üç gün oruç veya altı fitre miktarı sadakadır

Soru-19: İhramlının tırnak kesmesinin veya kopmak üzere olan bir tırnağı koparmasının hükmü nedir?

Cevap: İhramlı kişinin tırnaklarını kesmesi yasaktır. Şayet tırnağını keserse, ceza gerekir; cezası ise kestiği miktara göre değişir. Kendiliğinden kopan veya kırılan tırnakların koparılması ya da kesilip atılması ise cezayı gerektirmez.

Soru-20: Umrenin tavaf ve sa’yini yaptıktan sonra sakal tıraşı olarak ihramdan çıktığını zanneden kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap:İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. Bunu yapmadan önce sakalın tıraş edilmesiyle kişi ihramdan çıkmış olmaz; sakalın tamamının veya en az dörtte birinin tıraş edilmesi halinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii mezhebine göre ise böyle bir kimse muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-21: Tavaf ve sa’yi yapıp, tıraş olmayı geciktiren kişiye herhangi bir ceza gerekir mi?

Cevap:Tavaf ve sa’yi yapıp tıraş olmayı geciktiren kişinin ihramlılık hali devam eder. Dolayısıyla kişi, bu süre içerisinde ihram yasaklarından herhangi birini ihlal etmediği sürece, herhangi bir ceza gerekmez. Ancak, ihramlılık süresi içerisinde ihram yasaklarını ihlal etmişse, ihlal ettiği yasağa göre ceza gerekir.

Soru-22: İhramlının tıraş olması veya vücudundaki kılları koparmasının hükmü nedir?

Cevap:İhramlının tıraş olması veya vücudundaki kılları koparması yasaktır. Şayet tıraş olur veya vücudundan kılları koparırsa; tıraş ettiği ya da kopardığı miktara göre ceza öder. Ancak kendiliğinden kopup düşen saç veya kıllar için bir şey gerekmez.

Soru-23: Tavaf esnasında abdesti bozulan kişinin ne yapması gerekir?

Cevap:Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder; dilerse tavafı baştan başlayarak da yeniden yapabilir.

Soru-24: Umre tavafının ilk dört şavtından birinde abdesti bozulan kimse, tavafa devam edip sa’y yapar ve saçlarını keserek ihramdan çıkarsa ne yapması gerekir?

Cevap:Bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli olur. Ancak tavafı abdestsiz yaptığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise, hadesten taharet tavafın sıhhat şartı olduğu için, bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli değildir; abdest alıp ihrama bürünerek bunları yeniden yapar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce tıraş olup elbise giydiği için ceza gerekir. Buna göre, muhayyerlik haklarından yararlanarak iki dem, 6 gün oruç veya 12 fitre miktarı sadaka verme cezalarından herhangi birini tercih edebilir.

Soru-25: Hanefi mezhebine mensup bir kimse umre veya ziyaret tavafı esnasında eli kanarsa Şafii mezhebini taklit edebilir mi?

Cevap:Hanefi mezhebine mensup bir kişinin tavaf esnasında elinin kanaması halinde abdesti bozulur; bu durumdaki kimsenin yapması gereken abdestini alıp tavafını kaldığı yerden tamamlamak ya da yeniden yapmaktır. Şayet umre veya ziyaret tavafına abdestsiz

olarak devam edecek olursa kendisine dem gerekir; abdest alıp tavafı yeniden yaparsa ceza düşer. Hastalık, yaşlılık ve aşırı izdiham gibi sebeplerle yeniden abdest almanın müşkil olduğu hallerde ise, şafii mezhebini taklit ederek tavafına devam edebilir.

Soru-26: Harem-i şerife girip çıkarken veya tavaf yaparken eli kadına değen kimsenin abdesti bozulur mu?

Cevap:Şafii mezhebine göre eli kadına değen kimsenin abdesti bozulur. Hanefi mezhebine göre ise erkek ve kadınların birbirlerine ellerinin değmesinden dolayı abdestleri bozulmaz. Dolayısıyla Harem-i Şerif’te abdestle ilgili bu hususta Şafii mezhebine mensup kişilerin Hanefi mezhebinin görüşüyle amel etmeleri uygun olur.

Soru-27: Tavaf veya sa’y yaparken kaç şavt yaptığını unutan kişinin ne yapması gerekir?

Cevap:Kaç şavt yaptığına karar verememiş üç şavt mı, dört şavt mı yaptım diye tereddüt ederse az olan sayıyı esas alarak tavafını veya sa’yini tamamlar. Tavaf ve sa’yi tamamladıktan sonra şavtların sayısında ortaya çıkacak tereddüde ise itibar edilmez.

Soru-28: Umre tavafını abdestsiz yapan veya yaparken abdesti bozulup, yeniden abdest almadan tavafa devam edip tamamlayan kişinin ne yapması gerekir?

Cevap:Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, loğusa veya adetli olarak yapmak dem gerektirir. İhramdan çıkmadan yeniden yapılması halinde ceza ortadan kalkar. Şafii mezhebine göre ise, hadesten taharet tavafın sıhhat şartı olduğu için bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli değildir; abdest alıp ihrama bürünerek bunları yeniden yapması gerekir. Bu arada ihram yasaklarından herhangi birini ihlal etmişse, cezasını öder.

Soru-29: Tavafın şavtlarının eksik yapılması durumunda ne gerekir?

Cevap:Tavafın ilk dört  şavtı farz, kalan üç  şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapan kimsenin tavafı geçerli olur. Daha sonra eksik kalan şavtlar usulüne uygun olarak yapılırsa her hangi bir ceza gerekmez. Vacip olan bu üç şavtın biri veya daha fazlası yapılmazsa, vacip terk edildiği için dem gerekir. Diğer üç mezhepte ise tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olur.

Soru-30: Bir mazereti olmadığı halde tekerlekli sandalyeye binerek tavaf yapan kimsenin tavafı geçerli midir?

Cevap:Tavafı yürüyerek yapmak vâciptir. Buna göre gücü yettiği halde tekerlekli sandalye ile yapılan tavaf geçerli olmakla birlikte, bu şekilde yapmak dem  gerektirir. Tavaf yeniden yapılırsa ceza düşer.Şafi mezhebine göre, tavafı yürüyerek yapmak sünnettir. Bu sebeple, gücü yettiği halde tekerlekli sandalye ile tavaf yapmak mekruh ise de ceza gerektirmez. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar ise, tekerlekli sandalye ile tavaf yapabilecekleri gibi bundan dolayı herhangi bir ceza ödemeleri de gerekmez.

Soru-31: Başkası adına nafile umre veya tavaf yapılabilir mi?

Cevap: Ölü veya hayatta olsun başkası adına umre yapılarak sevabı bağışlanabilir. Başkaları adına nafile tavaf için ise farklı görüşler bulunmaktadır. Bununla birlikte  kişinin kendi adına nafile tavaf yaparak sevabını dilediği kimselere bağışlaması uygun olur.

Soru-32: Tavaf, geri geri yürüyerek yapılırsa geçerli olur mu?

Cevap: Tavaf geri geri yürüyerek yapılırsa iade edilmelidir. İade edilmezse Hanefilere göre dem gerekir. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, bu şekilde yapılan tavaf geçerli olmaz; yeniden yapılması gerekir. Bazı şavtlarda böyle yapılırsa bu şavtların iadesi yeterlidir.

Soru-33: Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf yapılabilir mi?

Cevap: Tavaf için kerahat vakti söz konusu olmadığı için, namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde de tavaf yapılabilir.

Soru-34: Tavaf namazının hükmü nedir? Nerede ve nasıl kılınmalıdır?

Cevap: İster farz, ister vacip, isterse nafile olsun, her tavaftan sonra iki rekat tavaf namazı kılmak Hanefi ve Malikilere göre vacip; Şafi ve Hanbelilere göre ise sünnettir. Efdal olan tavaf namazını Makam-ı İbrahim’de kılmak ise de, imkan nispetinde Harem’in uygun yerinde, buna da imkân bulamayanlar Harem’in dışında kılabilirler. Bu itibarla tavaf namazını  Makam-ı İbrahim’de kılmaya çalışarak tavaf edenlere engel teşkil etmekten sakınılmalıdır.

Soru-35: Tavaf namazını kılmadan peşpeşe birkaç defa tavaf yapmanın bir sakıncası var mıdır?

Cevap     :Sakıncası yoktur. Tavaf namazı Hanefi ve Malikilere göre vaciptir. Peş peşe birden fazla tavaf yapan kimsenin her bir tavafın arkasından iki rekât tavaf namazı kılması müstehap olup ertelenmesi mekruhtur. Şâfiî mezhebine göre ise bunun bir sakıncası yoktur.

Soru-36: Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılınabilir mi?

Cevap:Hanefi mezhebine göre kerahet vaktinde namaz kılmak mekruhtur. Bu nedenle efdal olan, kerahet vakti değilse tavaf namazını tavaf yapıldıktan sonra ara vermeden kılmaktır; ancak daha sonra da kılınabilir. Şafii mezhebine göre ise tavaf namazı kerahet vaktinde de kılınabilir.

Soru-37: Sa’yden sonra kılınması gereken bir namaz var mıdır?

Cevap:Umre sa’yinden sonra kılınması gereken bir namaz yoktur.

Soru-38:  Mescitte uyuyan kişi uyandıktan sonra abdest almadan namaz kılabilir mi?

Cevap:Yatarak veya herhangi bir yere yaslanarak uyuyan kimsenin abdesti bozulur. Bu durumdaki kişinin tavaf etmesi veya namaz kılabilmesi için yeniden abdest alması gerekir. Uyku ile uyanıklık arasında olup yanında konuşulanları duyacak durumda olan ya da tahiyyatta uyuyan kimsenin ise  abdesti bozulmuş olmaz.

Soru-39:  Sa’yin şavtlarını eksik yapan kişiye ne gerekir?

Cevap:Hanefî mezhebine göre sa’yin ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak ise vaciptir. Son üç şavtı terk eden kişinin, her şavt için bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa’yi yedi şavta tamamlamak rükün olduğundan, bir şavt eksik olsa bile sa’y geçerli olmaz.

Soru-40: Meşru bir mazereti olmadığı halde arabaya binerek sa’y yapan kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap:Hanefî ve Malikî mezheplerine göre gücü yeten kimsenin sa’yi yürüyerek yapması vaciptir. Bu nedenle meşru bir mazereti olmadığı halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak dem (koyun veya keçi kesmeyi) gerektirir. Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa’yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği halde sa’yi tekerlikli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez.

Soru-41: Geçerli olmayan bir tavaftan sonra sa’y yapan kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap:Sa’y müstakil bir ibadet değildir. Bu itibarla, sa’yin geçerli olmaması durumunda geçerli bir tavaftan sonra yeniden yapılması gerekir.

Soru-42: Umre Tavafını yapıp, sa’y yapmadan tıraş olarak ihramdan çıkan kişinin ne yapması gerekir?

Cevap:Umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa’y yapmadan tıraş olan kişi, Hanefi mezhebine göre ihramdan çıkmış olur. Dolayısıyla bu durumda umrenin sa’yini ihramsız olarak yapar. Ancak umrenin sa’yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğundan, kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, sa’y umrenin rükünlerinden biri olduğu için, kişi sa’y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa’yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi ihramdan çıkma vakti gelmeden (sa’y’den) önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanarak ya iki dem, ya altı gün oruç veya on iki fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-43: Sa’y esnasında abdesti bozulan kişi ne yapmalıdır?

Cevap:Hadesten tahâret, yani sa`yi abdestli olarak yapmak sa’yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte, tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa’y esnasında abdesti bozulan kişinin bu haliyle sa’yini tamamlaması durumunda sa’yi geçerli olur.

Soru-44: Henüz tavaf yapmadan sa’y yapıp tıraş olan kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap:Henüz tavaf yapmadan sa’y yapan ve tıraş olan kimsenin sa’yi geçerli değildir. Zira sa’yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla bu durumdaki kişi ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa’yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca İhramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii mezhebine göre ise muhayyerlik haklarından yararlanıp; ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesme), üç gün oruç tutma veya altı fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.

Soru-45: Umrenin tavaf ve sa’yini tamamlayan ancak henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlere ne gerekir?

Cevap:Umrenin tavaf ve say’ini yaptıktan sonra henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlerin umresi geçerli olur. Ancak ceza olarak kendilerine dem gerekir.

Soru-46: Umre yapmak üzere ihrama girip Mekke’ye gelen kişi sağlık sorunları sebebiyle umresini erteleyebilir mi?

Cevap:Umre yapmak üzere ihrama giren fakat umre yapacak kadar kendini sağlıklı hissetmeyen kişi, sağlığına kavuşuncaya kadar ihramlı olarak bekler; iyileşince tavaf ve sa’yini yaparak tıraş olup ihramdan çıkar. Tavaf ve sa’yini ertelemesinden ötürü de bir ceza gerekmez. Ancak bu bekleme süresi içinde ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir.

Soru-47: Tavaf  veya sa’yden herhangi biri yapılmadan umre tamam olur mu?

Cevap:Tavaf,  İslam alimlerinin tamamına göre umrenin farzıdır. Bir ibadetin farzı terk edilince o ibadet batıl olur; yeniden yapılması gerekir. Sa’y ise, Hanefi mezhebine göre umrenin vacibidir. Meşru bir mazeret olmadan terkedilirse dem gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa’y etmek haccın ve umrenin rükünlerinden biridir. Sa’y yapılmazsa hac ve umre geçerli olmaz. Bu nedenle umrenin tamamlanması için tavafla birlikte sa’yin de mutlaka yapılması gerekir.

Soru-48: Her umre için mikata gitmek gerekir mi?

Cevap:Bir kimsenin umresini tamamladıktan sonra yeni bir umre yapabilmek için tekrar Harem bölgesi hudutları dışına çıkarak orada ihrama girmesi gerekir. Bu konuda en çok bilinen yer, Ten’im mescidinin (Hz.Aişe mescidi) bulunduğu yerdir.

Soru-49: İmkan bulup  Kâbe’yi gören veya umre yapan kişiye hac farz olur mu?

Cevap:Haccın farz olması için belli zamanda hac farizasının ifa edileceği yerlerde bulunma imkânına sahip olmak gerekir. Bu iki şarttan biri eksik olursa kişiye hac farz olmaz. Dolayısıyla hac mevsiminde değil de başka bir vakitte Mekke’de bulunan bir kimse hac mevsimi başlamadan oradan ayrılmak zorunda kalır ve hac vaktinde tekrar gitme imkânı bulamazsa, sırf Mekke’de bulunmuş olmasından dolayı kendisine hac farz olmaz.

Soru-50: Umre görevlerini yaparken belli duaları okumanın hükmü nedir?

Cevap:Kur’an-ı Kerimde geçen veya Rasûlullah ile bazı selef âlimlerinden rivayet edilegelen duaları okumak güzel ve daha feyizli olsa da bu duaları aynen okumak zorunlu değildir. Arzu edenler bu dualardan yararlanabileceği gibi, önceden bildiği ve devam etmekte olduğu güzel duaları da okuyabilir. Arapça okumayı bilmediği için kitaplarda yer alan duaları telaffuz edemeyen veya telaffuzda güçlük çekenler, okumak istedikleri duanın Türkçesini de okuyabilirler. Ya da anlamını göz önüne alarak bunu kendi ifadeleriyle dile getirerek dua edebilirler. Esasen kişinin Yüce Yaratıcıya gönlünü açıp yakarmasında en güzel yol, kişinin içinden geldiği gibi dua etmesidir.

Soru-51: Haceru’l-Esved’e dokunamamak umrenin eksikliğine sebep olur mu?

Cevap:Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa’ye başlarken Haceru’l-Esved’i istilam etmek (selamlamak) sünnettir. Tavaf mahalli tenha olur ve Haceru’l-Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması halinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp, “Bismillahi Allahu ekber” denilerek selamlamakla yerine getirilmiş olur. Haceru’l-Esved’e dokunamamak ise hiç bir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz. İzdiham olması halinde Haceru’l-Esvedi öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek karışık halde bulunmak ise caiz değildir.

Soru-51: Özel halindeki bir kadın, bu halinden dolayı mikatta ihrama niyet etmeden Mekke’ye gelse, ne yapması gerekir?

Cevap:Kadının özel hali ihrama girmesine engel değildir. Özel halinde de olsa bir kadının Hac veya umre yapmak için mikat mahallini geçmeden ihrama girmesi gerekir. Şayet bir kimse mazeretli ya da mazeretsiz olarak mikat mahallini ihrama girmeden geçerse, henüz hac veya umre fiillerinden birine başlamadan mîkat mahalline geri dönüp orada ihrama girmesi vaciptir. Geri dönmeyip de bulunduğu yerden ihrama girerek hac veya umresini tamamlarsa; dem (bir koyun veya keçi kurban kesmesi) gerekir.

Soru-52: Özel halinde iken umrenin tavaf ve sa’yini yapıp, saçını keserek ihramdan çıkan kadının ne yapması gerekir?

Cevap:Hadesten taharet tavafın vacibi olduğu için, özel halinde iken umrenin tavaf ve sa’yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadına dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şafii mezhebine göre ise, hadesten taharet tavafın geçerlilik şartıdır. Bu nedenle adetli olarak yapılan tavaf ve sa’y geçerli olmaz. Dolayısıyla bu durumdaki kadının temizlendikten sonra tavaf ve sa’yi yeniden yapması gerekir. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden saçını kestiği için, muhayyerlik hakkından yararlanıp ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmesi), üç gün oruç tutması veya altı fitre miktarı sadaka vermesi gerekir.

Soru-53: Kadınların hac veya umrede âdet  hallerini geciktiren veya öne alan ilaç kullanmaları caiz midir?

Cevap:Sağlıklarına zarar vermeyecekse kadınların, adet geciktirici ilaç kullanmalarında sakınca yoktur. Ancak âdet geciktirici olarak kullanılan ilaçlar, çoğu zaman âdet düzensizliklerini de beraberinde getirebilir. Bununla birlikte adetin ilaçla geciktirilmesi durumunda yapılan ibadetler geçerlidir. İlaç kullanma cihetine gitmeksizin organizasyonun alacağı tedbirler çerçevesinde umreyi tamamlamaları ise daha uygun olur.

Soru-54: Adet geciktirici ilaçların etkisiyle gününden önce veya sonra gelen akıntının hükmü nedir?

Cevap:Adet kanamasına etki eden ilaçların kullanımı her zaman kesin çözüm olmayabilir. Bazen bu ilaçlar kanamanın gününden önce veya sonra olmasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle, kullanılan ilaçlara bağlı olarak gelen akıntı adet kanaması hükmünde kabul edilmektedir. Kadınların adet günleri en az üç gün, en çok on gündür. İki adet arasındaki temizlik süresi ise en az on beş gündür. Buna göre bir bayan ilaç kullandığı halde, bu ilaç tesirsiz kalıp bir  önceki âdetinin bitiminden itibaren on beş gün geçtikten sonra kanaması olur ve bu kanama en az üç gün devam ederse bu kişi adetli sayılır. Bu kanama on günden fazla devam ederse onuncu günden sonrası adet kanı sayılmayıp  özür kanı sayılır.

Soru-55: Menopoz dönemindeki kadının akıntıları

ibadetlere engel olur mu?

Cevap:Menepoz dönemine giren kadının gördüğü kan istihaze/özür kanı olup ibadetlere engel değildir.

Soru-56: Adetli olarak nafile tavaf yapmanın hükmü nedir?

Cevap:Tavaf müstakil bir ibadet olup abdestli yapılması vacip/şarttır. Bu nedenle hayız halinde yapılan nafile tavafın iadesi gerekir. İade edilmediği takdirde dem (bir koyun ya da keçi kesmek) gerekir. Diğer üç mezhebe göre ise; hadesten taharet, tavafın sıhhat şartı olduğu için, bu şekilde yapılan bir tavaf geçerli değildir; bundan dolayı bir ceza da gerekmez.

Soru-57: Umre için Mekke ve Medine’de bulunan eşlerin cinsel ilişkide bulunmalarının hükmü nedir?

Cevap:Adet ve lohusalık halleri dışında ihramlı olmadıkça eşlerin Mekke ve Medine’de cinsel ilişkide bulunmalarında dinen bir sakınca yoktur.

Soru-58: Bir kadın ihramlı iken elbisedeğiştirebilir mi?

Cevap:Hac veya umre için ihrama giren kadınların, elbiselerini çıkarmalarında veya değiştirmelerinde herhangi bir sakınca yoktur.

Soru-59: Kadınlar ihramdan çıkmak için saçlarının ne kadarını kesmelidirler?

Cevap:İhramlı bir kadının ihramdan çıkmak için saçının ucundan parmak ucu kadar kesmesi yeterlidir.

Soru-60: On beş günlük turla umreye gidenler Mekke ve Medine’de namazlarını nasıl kılarlar?

Cevap:Asıl vatanından geçici olarak 90 km. veya daha uzak bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan kimse, gideceği yerde en az on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ederse mukim, onbeş günden az kalmaya niyet ederse seferi olur. Bu itibarla; Türkiye’den on beş günlük turla umreye gidenler Mekke ve Medine’de ayrı ayrı on beş günden daha az kalacaklarından dolayı seferi sayılıp, dört rekatlı farz namazlarını iki rekat olarak kılarlar. Ancak, cemaatle kılmaları durumunda, mukim olan imama uyduklarında dolayı dört rekat olarak kılarlar.[1]

Kaynakça:

  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslam
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Hicaz Albümü
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Haccı Anlamak
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Umre Rehberi
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam İlmihali
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Hac İlmihali
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Kutsal İklimde Dua
  • Fetva.diyanet.gov.tr
  • Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali
  • Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
  • Müslim b. Haccâc, el-Câmi’u’s-Sahîh, Çağrı Yayınları İstanbul,1981.
  • Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1981.
  • Ali el-Kâri, Uydurma Hadisler
  • Prof.Dr. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai)
  • Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi
  • Beyhakî, Ahmed b. Hüseyin, es-Sünenü’l-Kübrâ, Daru’l-Kütübi’l-ilmiyye, Birinci baskı, Mekke, 1994.
  • Buhârî Muhammed b. İsmail, el-Câm’u’s-Sahîh, Çağrı Yayınları,İstanbul, 1981.
  • Dârimî, Abdullah b. Abddurrahman, es-Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1981.
  • Ebû Dâvûd, Süleyman b. Eş’as, es-Sünen, Çağrı Yayınları İstanbul,1981.
  • Hakim, Muhammed b Muhammed en-Neysâburî, el-Müstedrek alâ’s-Sahîhayn, Birinci baskı. Beyrut, 1990.
  • İmam Nevevi, Riyazus’Salihin, Erkam Yayınları
  • Umre Rehberi, Çelik Yayınevi
  • Ali Rıza Demircan, Hac ve Umre Yüceliğe Çağrıdır, Beyan Yayınları
  • Ömer Naci Yılmaz, Hac ve Umre için Siyeri Nebi, Çıra Yayınlar
  • Prof.Dr. Nihat Temel, Hac ve Umre Nasıl Yapılır, Üsküdar Yayınevi
  • Harun Yıldırım, Hac ve Umre Rehberi, Mercan Kitap
  • Prof.Dr.Osman Öztürk, Hac ve Umre Rehberi, Rağbet Yayınları
  • Prof.Dr.Vecdi Akyüz, Hac Umre ve Kurban, İz Yayıncılık
  • Osman Nuri Topbaş, Hacc-ı Mebrur ve Umre, Erkam Yayınları
  • Cengiz Numanoğlu, Beytullah’ta Ben
  • M.Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık
  • Said el Kahtani, Kur’an ve Sünnet ışığında Hac ve Umre Rehberi, Guraba Yayınları
  • Mehmet Paksu, Peygamberimizin Dilinden Hac ve Umre, Nesil Yayıncılık
  • Seyda Muhammed Konyevi, Dört Mezhebe Göre Hac ve Umre Rehberi, Reyhani Yayınevi
  • Hamdi Döndüren, Delilleriyle Hac ve Umre Rehberi, Erkam Yayınları
  • Rauf Pehlivan, Hac ve Umre Adım Adım, Motif Yayınları
  • Eyüp Sabri Paşa, Hac ve Umre Yolcularına Mekke-Medine Rehberi “Mir’at-ı Haremeyn” Ensar Neşriyat
  • M.Yusuf Kandehlevî, Hayatus’Sahabe
  • Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi
  • TDV İslam Ansiklopedisi
  • Şamil İslam Ansiklopedisi
  • Ramazan El Buti , Fıkhus’Sire
  • Sevgili Peygamberim Serisi
  • İsmail Hakkı Bursevi, Ruhul’Beyan Tefsiri, Osmanlı Yayınları
  • Asr-ı Saadette İslam , Beyan Yayınları
  • İbn Hacer el Askalani, Sahabe-i Kiram Ansiklopedisi
  • D.İ.B.gov.tr Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları
  • Mustafa İslamoğlu, Hac Risalesi, Düşün Yayıncılık
  • Sorularla İslamiyet.com
  • Son Peygamber.info
  • Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 44.Cilt
  • www.islamansiklopedisi.info
  • Ahmet Mahmut Ünlü, Dualarım 1,Dila Yayıncılık
  • İmam Nevevi, El-Ezkâr, Rasulallah’ın Dilinden Dualar ve Zikirler, Ravza Yayınları
  • Talha Uğurluel, Mekke-Medine Peygamber Efendimizin İzinde, Işık Yayınları
  • Doç.Dr.Nihat Hatipoğlu, Saadet Asrından Damlalar, Doğan Kitapçılık
  • Orhan Durgut, Resimler, www.havafoto.com
  • Abdulaziz b. Fehd el-Eslemi, Hac,Umre Ziyareti Sırasında Yapılan Bazı Hatalar,Rabva Semti İslâmî Dâvet Bürosu
  • Muhammed b. Salih el-Useymin, Hac ve Umre Menasikinin Yapılışı,
  • Sami b. Abdullah El-Mağlus, Siyer Atlası, Siyer Yayıncılık, Muhammed Emin Yıldırım
  • Ibn Sa’d, Tabakât, Siyer Yayınları
  • M.Emin Yıldırım, Hz.Peygamber’in Albümü, Siyer Yayınları
  • Adnan Şensoy, Cennetul Baki, Furkan Yayınevi
  • Adnan Şensoy’un diğer 26 kitabını da GOOGLE PLAY’den dijital olarak veya Furkan Yayınevi’nden temin edebilirsiniz, 0212 491 10 70 (www.FurkanYayinevi.net)


[1] Bu kısa soru ve cevaplar kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre’de sıkça sorulanlar kitapçığından derlenmiştir.